26 Ocak 2016 Salı

GECEKONDULAR YIKILIRKEN ALTINDA KALANLAR...






Ankara'nın varoşlarındandır Altındağ Belediyesi kapsamındaki bazı semtler. Bu semtlerdeki tek katlı gecekondular kentsel dönüşüm projesi kapsamında neredeyse tamamen yıkıldı. Toki'nin onlarca katlı binaları yükselmeye başladı orada burada mısır patlağı gibi. De... düşünmeye başladı benim iflah olmaz beynim, bu semtin evsizleri şimdi nerede barınmaktadırlar diye...

Koca dağı kaplayan derme çatma evler ve bu evlerden bazılarında yaşayan karanlık tipler ürkütürdü, kazara bir işiniz düşüp de bu mahallelerden geçmek zorunda kalsanız. Elbette orada yaşayan herkes böyle değildir. Fakir - fukara, kendi halinde, yaşama direnmek için bin takla atan yine de akşam evine ekmek getirmekte zorlanan, ezilenlerin semtidir daha çok burası. Gözlerden saklanmak kolay olduğundan olmalı, karanlık tiplerin bu ve benzeri semtleri seçmeleri. Tıpkı şimdi çok katlı, asansörlü, komşuların birbirlerini tanımadığı apartmanlarda olduğu gibi.

Neyse... Konu bu değil zaten. Beni düşündüren o derme çatma, çatısı tenekeyle, kırık camı gazete kağıdıyla kaplı, kapısındaki aralıktan kışın tüm soğuğunu içeri buyur eden, duvarındaki çatlaklardan rüzgar üfüren ve borusu pencereden çıkıyor olsa da bacası tüten bu evler yok artık.

Ama yıkıntılar arasında çocuklar var. Kendilerini soğuktan korumak için bu yıkıntıların kuytusuna sığınmış çocuklar... Onlarca çocuk... Hem de Ankara'nın buz gibi, tükürük donduran ayazından korumaya çalışan çocuklar... Belli ki ailesiz, savunmasızlar.

Ankara görüntüsünü değiştirirken, modernleşirken, Avrupa başkenti olmak yolunda yıkarak yükselirken, devlet, varoşlarda barınan, yaşamaya çalışan, geliri günlük ekmeğini almaya ancak yetecek kadar olan insanların geleceğini ne kadar düşünüyor acaba..? Hadi başını sokacak bir damı olanlar kentsel dönüşüm aşamasında evleri karşılığında üç-beş kuruş aldılar ya da yeni binalardan bir daire edinecekler. Ya o gecekondularda bir evi olmayan, kiracı konumundakiler ne yapıyorlar..? ne yapacaklar..?

Üstelik evsiz yurtsuz aşsız ekmeksizlere şimdi Suriyeliler de eklendiler. Gündüz şehrin her yerindeler; yolda, kavşakta, AVM ya da market önlerinde... Ya geceleri...

Geceler... Her türlü kötülüğü karanlık örtüsünün altında gizleyen gecelerde çocuklar. Ailesiz, sahipsiz, kimsiz - kimsesiz bu çocuklar. Bir aileleri varsa bile kim bilir hangi kahrolasıca nedenle sokağa bırakılmış çocuklar. Hatta kimsesiz, güçsüz yetişkinler...


 Eğer devlet yapıcı önlemler almaz ve etkin yaptırımlar uygulamazsa, yarınlar bu gidişle hırsızlık, cinayet, tecavüz ve daha akla gelmez nice kötülük, suç ve kaos patlamasına gebe görünüyor.




nurten y tartaç



14 yorum:

EQ dedi ki...

Ahhhh Cinar'cigim ah... zaten kendimize bakamiyorduk, bir de Suriye'liler eklendi ya dedigin gibi, tam olduk!
Icler acisi dramlar yasaniyor, bunlari düsündükce kahroluyor insan... Allah sonunu hayir etsin ülkemin ve insanlarimizin.

Kalemderi dedi ki...

Sonda kurduğunuz bağlantıya katılıyorum. Neredeyse bütün suçların temelinde yoksulluk, çaresizlik, yetersizlik, yoksunluk yatıyor. Ama, ironiye bakın ki insanlarımız kendilerini yoksul ve yoksun bırakanları bir türlü sırtından atamıyor...

Çınar dedi ki...

EQ , doğru söylüyorsun Ayşecim, Allah sonumuzu hayır etsin. Zira bize kalırsa sonsuz bir karanlığa doğru yuvarlanmaktayız, umarsızca, arsızca...

Sokakların caddelerin AVM ve marketlerin önlerini bir görsen... Üzüntüden kahrolmakla hırsından saçını başını yolmak arasında bocalar durursun. O çocukların hali içler acısı ama dilenme işini öyle içselleştirmişler ki geleceklerini/ geleceği düşünüp sinirleniyorsun bir yandan da. Sadaka vermek prensibim değil ama çocuklar da en büyük hassasiyetim, baktım olmuyor para vermemek için ayak üstü yiyebilecekleri şeyler veriyorum ellerine. Ki buna da çok alışmışlar taa karşıdan gelirken anlıyorlar kendilerine bir şey verileceğini.

Sevgiler

Çınar dedi ki...

Kalemderi , sanırım bu bir paradoks. Yönetenlerin işine geliyor insanları yoksul ve yoksun bırakmak, kendine muhtaç durumda tutmak. Böylelikle de cahil bırakılan insanlar hem kolay inanacaklar her söylenene ve hem de avucuna konanla yetineceklerdir. Üstelik o kadar düşünme yetisinden mahrum bırakılmış olacaklar ki neden bana yardım etmek yerine insanca yaşam şartları sağlamıyor demeyi bile bilmeyecekler. O nedenle okumamış, yoksul kesim en çok ezilen kesim olmasına rağmen, ezen, yöneten kadroyu başından atmıyor hatta atmamak için ne mümkünse yapıyor. Oy vererek...

Sevgiler

bücürükveben dedi ki...

Nurten'ciğim buradan sıksık geçerim otobüsle bir gün taksiyle geçerken senin gibi merak ettim....sordum "öyle bir yer ki, polis girmeye korkar, tinerci, esrarkeş, hırsız, uğursuz, buralardan müşteri almaya korkuyoruz bıçak çeker diye" demişti..hepsi öyle değildir belki de çocukların ne kabahati var? Öyle ortamda gelecekleri, sonları nasıl olacak?:(( buradaki gecekonduları da yıktılar onlara kira parası veriyormuş devlet..sonra tokilere....sanırım aynı uygulama olmalı ...yalnız o tokiler var ya..gecekondular onlardan iyidir, 10 santim balkonlu...uyduruk yerler:(

E S İ N dedi ki...

Memleketimizin hali içler açısı bir durumda!. Her yer ranta kurban ediliyor. Yeşil tek bir alan kalmadı. İnsanın ise hükmü hiç yok!. evsiz-barksız kalmışlar, ne yeyip ne içecekler? umurlarında değil. Emperyalizm dört bir taraftan kuşattı bizi. Eğitimsiz ve cahil bırakılan ezilen halk, sadakaya muhtaç bırakılarak, biat ettirilmekte. Böylece mağdur, hem kul, hem de kölesi olduğu bu düzenin devam etmesinde önemli bir figür olmakta. Ne büyük bir paradoks bu!. Güzelim ülkemiz ne hale geldi. Bu kaotik yaşamın içinde nefes alamıyoruz artık!. Sevgilerimle Çınar'cım..

Çınar dedi ki...

bücürükveben , Müjde'cim aslında söylemek istediğim aynı. O tinerci hırsız uğursuz dediklerimizin barınakları dağıtıldı. Artık şehrin her yerindeler. Ve iyi kötü başlarını sokacakları bir yer varken şimdi açıktalar. Yani suç işlemeleri için çok daha fazla nedenleri var şimdi. Üstelik sayıları daha da fazla artık, Suriyelilerin de katılmasıyla bu işsiz aşsız barınaksız eğitimsiz kitle... Biz bir şey yapamayacağımıza göre sosyal hukuk devleti olan (!) devletimizin bu konuyu acilen ele alıp hiç olmazsa asgari düzeyde bir çözüm üretmesi gerekiyor. Yoksa geleceğimizi düşünmek ürkütüyor beni.

Şu Kentsel Dönüşüm Projesi çözümden ziyade rant projesi biliyorsun. Ev karşılığı daire vereceğiz diye yerlerinden edilen bu insanların o daireyi almaları mümkün değil.(Birçoklarının) Tıpkı İstanbul'da Romanların bu yolla evlerinden edildikleri gibi Altındağ'ın bahsettiğimiz bu semtlerinde de böyle oldu. Yani evleri büyük olanlar bir şekilde karşılamışlardır Toki' den evleri karşılığında daire edinmeyi ama zaten kuş yuvası kadar ve arazisi olmayan evler(Ki çoğu birbirine yapışık birer odacık gibi görünen evlerdi.) ve kazancı o günü kurtarmaya ya yetip ya yetmeyen insanlar bunlar. nasıl farkı ödeyip de daire sahibi olacaklar. Bence de o Tokiler gecekondulardan daha kötü, sadece görüntü değişiyor o kadar.

Sevgiler canım

Çınar dedi ki...

E S İ N , ahh! hele de o yeşil alanlar yok ediliyor ya çığlık atasım geliyor. Gerçi tv de bu konuda haber verilirken çığlık da atıyorum ya, bilidiğim tüm küfürleri sıralayarak :P

Hiçbir şey umurlarında değil gerçekten de. Onlar görevlendirilmişler ve bu uğurda yakıp yıkıyor, satıp savıyorlar. Hedefe ulaşmak için her yol mübah mantığındalar. Ülkeymiş, kutsal değerlermiş, öz değerlermiş, ya da sınırların korunması falan kimin umurunda... Tabii aynı şekilde vatandaşın ne durumda olduğunu da umursamıyorlar. Onlar için varacakları hedefte kullanabilecekleri kitlelerin varlığı/ çokluğu önemli. O da kitlelerin cahil, yoksun ve muhtaç bırakılmalarından geçiyor. Ki, şu ankı genel görünüm bunu oldukça çabaşarıyla sağlıyor.

Sahiden de nefes alamaz hale geldik. Ama gidecek ikinci bir vatanımız yok. Umudumuza tutunmaktan başka çaremiz de...

Sevgiler canım

Zeugma dedi ki...

Şuna bak, rezalet! Koskoca ülkenin başkentine yakışan bir görünüm mü Allah aşkına? Ankara'nın bu şekilde çarpık yapılanmasının seyredilebileceği en uygun yerlerden biri Başkent Öğretmenevi'nin terası. Baştan sona her taraf görünüyor ve insanın içi sızlıyor resmen. O panaromik ucube görüntünün içinde kim bilir kaç kimsesiz ve aç çocuk gizli. Kim bilir bir lokma ekmek bulabilmek için neler yapıyorlar :( İzle, izle ve dön ardına bak sonra. Ağla! Arkada AOÇ katledilerek yapılan o ihtişamlı saray boy gösteriyor. İnsanın ölesi geliyor kahırdan.
Devlet ne gibi yapıcı önlemler alacak, alacak mı göreceğiz bakalım. Dediğin gibi üstüne bir de Suriyeliler eklendi. Yaz yaz bitmez. Gidişat çok kötü çok...

Bu iflah olmaz yaraya dokunduğun için ellerine sağlık Çınarcım...
Sevgiler

Makbule Abalı dedi ki...

Ülke öyle bir çelişkiler yumağını sarmalıyor ki, her şey karmakarışık, her yer toz-duman, göz gözü görmüyor. Bir yanda saraylar, öte yanda viraneler, gecekondular... Hayat çeşitliliğini göstermek için mi bu görüntüler?
İnsanların ruh sağlığı bozulmadan nasıl yaşanır bu ortamda...?

Mehmet Osman Çağlar dedi ki...

Toki yolsuzlukları, okula gidemeyen öğrenciler-öğretmenler, yeşil alanların yok edilmesi, savaş ve terör, ekonomik sıkıntıların artarak devam etmesi, mülteciler... bütün bunların özünü anlatan yazınıza ve değerli yorumculara katılıyorum ama umudumu da kaybetmek istemiyorum.
Tekrar düşündüren kapsamlı bu yazınız için teşekkür ediyor, size ve aileye şimdiden güzel bir hafta sonu diliyorum.
Sevgiler

Çınar dedi ki...

Zeugma, nereye dokunsak lime lime edilmiş olduğunu görüyoruz hırsla insafsızca. Ahh! O AOÇ önünden her geçişimde nasıl kahroluyorum bir bilsen. Tamamen yok edildi, yerinde devasa plastik oyuncaklar. Çirkin hilkat garibeleri gibi sırtarıyor. Hele bir de plastik ağaç yapmışlar kocaman, üstünü boncuklarla süsleyip ışıklandırmışlar ki görmelisin. Alay eder gibi.

Sokaklarda çocuklar, anneler, babalar... artık gizli köşe bucakta falan da değiller, aklına gelebilecel her yerdeler. Vicdan azabı gibi...

Ülkenin durumu içler acısı... ama diğer tarafta ihtişam, gösteriş, inanılmaz çar çur ve vur patlasın çal oynasın duyarsız hayatlar. Biz hak ediyor muyuz yoksa yaşadıklarımızı..?

Sevgiler canım

Çınar dedi ki...

Makbule Abalı, korkarım çoktan bozuldu ruh sağlıklarımız. En azından yaşananların farkında olanlar için bu böyle. Hiçbir şeyin farkında olmayan, olsa da menfaati için umursamayan, görmezden gelenler oldukça mutlu görünüyor ama... Nereye kadar sürer bu gidişat bakalım...

Sevgiler canım

Çınar dedi ki...

Mehmet Osman Çağlar, sizin de saydığınız bütün bu kötü gidişata bakınca ne kadar umut var olunabilinir acaba... ama bir tek umudumuz kaldı elimizde. Geleceğin nelere gebe olduğunu bilemediğimiz için güzel şeyler olacak beklentimizi diri tutmak da yarar var elbette. Zaman zaman tamamen karamsarlığa teslim olsak da...

Teşekkürler Mehmet Bey

Biz de size ve ailenize güzel bir hafta sonu diliyoruz.