12 Ocak 2021 Salı

PARADOKS - 3



Mevsimi hasetinden çatlatan

şu pırıl pırıl gecede

mehtaba dalmaktı niyeti

elbette... 

Bulmasa kendini

karanlık sularda boğuşurken                       

          karanlık düşüncelerle... 

Bir yıldızın bir yıldıza

uzaklığı kadardı,

ellerinin yakınlığı birbirine... 

Ne kadar yakabilirlerdi ki evreni tutuşup el ele... 


Ne saçma! 

Dikmiş gözlerini gökyüzüne

bir yıldız kaysın da, 

dilek tutayım diye bekler. 

Kendini kurtarabilmiş mi

 ki yıldız,

kaybolmaktan

uzay boşluğunda, 

 sana da olsun bir hayrı... 


Hep ulaşamadığını

ister ya insan... 

Önce cehenneme çevirir

yeryüzü cennetini

sonra, 

ışınlanmayı diler

el değmemiş bir galaksiye


İki kıtayı birbirine bağlayan

bir köprünün,

iki ucundan koşsalar birbirlerine, 

        herhangi bir zamanda, buluşurlar mutlaka;                           

herhangi bir noktada... 

Anlamsızdır ama bilirler

 çünkü ölçülmez metreyle                             

kıtalararası kültür farkları


Okuma yazma bilmeyenler için yazmalı;

bembeyaz bir defterin

 lekesiz sayfasına, 

görünmez harflerle... 

Okuyamasınlar

bütün hikayeyi,

okuyup da,

bir cümleye sığdırmasınlar diye 

 satırlarca anafikri...


  nurten y tartaç

 ( 2 Ocak 2021 ) 



9 Aralık 2020 Çarşamba

KALP BU

Kalp bu
Bazen munis bir kedi
Bazen yırtıcı kaplan

Kimi hırçın, kimi kırgın
Olsa da

Onulmaz yaralar saklasa da
gizinde

Yine de yılmaz, yorulmaz kan taşımaktan
En uzak hücrelere

nurten y tartaç

9 Temmuz 2020 Perşembe




Dinle bak! 
Duyuyor musun rüzgarın şarkısını?

Duyuyor musun,
gecenin karanlık çığlığını?

Görüyor musun;
sokak lambasının 
titrek ışığına yansıyan
ürkek ayak sesindeki 
telaşın gölgesini? 


29 Ocak 2020 Çarşamba

İÇSEL SÖYLEŞİ


Yarım asrı çoktaan devirdim de ileri bile gittim, hatta bir iki hafta önce bir yaş daha ekledim bunca yaşın üstüne ama çözemedim bir türlü şu alemin sırrını. 
Bırakın koca alemi, kendimi çözebilseydim o da yeterdi... Aklıma uydum, kayboldum çoğu zaman beynimin kıvrımları arasında. Kalbimin sesine kulak verdim, ya nefesim kesildi, ya duvara tosladım. İkisini de çok ciddiye almamakta buldum son çıkışı. 

Moda deyimle, içsel yolculuklara çıktım zaman zaman. Kimim, neyim, ilk yarışımda nasıl oldu da milyonlarcasını yenip de geldim bu aleme diye... Pek kayda değer bir sonuca ulaşamadım. Ben olmasam da dönerdi dünya.
 Gökte ay ve yıldızlar yine parlardı geceleri. 

Gerçi Babamın ifadesiyle, ben doğduğum gece ay gökte öyle bir parlıyormuş ki, yıldızlar onu koskoca bir mücevher sanmışlar. Bütün gece milyonlarcası üşüşmüş gökyüzüne. Ve yarışmışlar birbirleriyle, elde etmek için ayı. O'na öylesine güzel gelmiş işte o gece.

 Bu alemden kayıp gittiğimde, belki sönmüş bir yıldız olarak alırım yerimi ben de gökyüzünde. 

Yıllar akıp giderken daha bir telaşlı artık. Hatta iyiden iyiye hızlandı. Benim bir acelem yok aslında ama yılların yetişeceği bir yer var belli ki. 

Yok şikayetçi değilim. Farkındayım ve değerini biliyorum yaşamın bana sunduklarının. 
Acısıyla, kederiyle, dikenli yolları, sarp kayalıklarla kaplı yokuşları bolca olsa da, sonunda hep güzelliklere ulaşmamı sağlayan Yaradan'a binlerce teşekkürler... 

              nurten y tartaç 
             ( 29 Ocak 2020 ) 


28 Ocak 2020 Salı

ESKİDEN DE BÖYLE MİYDİ




Eskiden de kötü müydü dünya,
 insanlar hep böyle acımasız..?

Bir tarafta
 şehitlerimiz,
isimsiz...
Diğer tarafta
davullu zurnalı
 göbek havalarımız...

Bir yanımız ağlarken,
 güler miydi yine
 diğer yanımız..?

Bu kadar yüzsüz,
bu kadar arsız,
bu kadar hırsız
 var mıydı eskiden de..?

Biz hep mi saftık,
saflığa mı vurur olduk aldırmazlığımızdan, vurdumduymazlığımızdan..?

Sömürüldükçe mi çöktü omuzlarımız,
yoksa,
 zaten hep mi eziktik..?

Hep sustuk, şükrettik,
kader, yazgı mı dedik
 ellerimizi bağlayıp göğsümüzde, başımız bir yana eğik,
 suçluca ..?

İsyanını haykıranlar,
aş, ekmek, iş diyenler,
daha güzel bir dünya
hayal edenler,
 tutabildiler mi sonunda
güneşi, ayı, yıldızları..?

 Ahh! Sonunda
hep bir avuç çakıl taşı mı oldu kanatan ellerimizi..?



               nurten y tartaç
               ( 28 Ocak 2020 )





18 Aralık 2019 Çarşamba





GECE

Görüyor musun;
sokak lambasının 
titrek ışığına yansıyan
ürkek ayak sesindeki 
telaşın gölgesini

Ya gözlerindeki nemi

Dinle bak! 

Duyuyor musun

rüzgarın şarkısındaki ahı...
Gecenin karanlık çığlığını,

çaresizliğin sessiz çırpınışını...


Gece saklar
,
gündüzün gözler önüne serdiğini
Söylemez, savunamaz olur diller
En çok bildiğini...
Karışır doğru yanlış birbirine

Cümleler susar
Kelimeler düğüm olur
Heceler küskündür...


Yıkılsın madem karşı dağlar
Bitmez olsun üstünde tek dal ot
Bu yıkık dökük
viran olmuş duygular
Bir çözülmez bilmece
Bir labirent olmuşlar...


Kor ateşinden karlar erir
Ama geçmez kendine sözün
Kopsun o zaman gökten ay, aldırma
Kaybolsun dipsiz bir kuyuda...


Yıldızlar!
Söndürün yalancı ışıklarınızı...


Geceler!

Örtün üstümü zifir tülünüzle
Saklayın koynunuzda beni
Sonsuza kadar...

             nurten y tartaç
           ( 18 Aralık 2019 )





17 Aralık 2019 Salı

🚌

Yollar uzunlamasına sündürülüp uzatılamayacağına göre şu iki adımda bir durup kalkmalar, olur olmaz yerde yolcu almalar falan nedeniyle bir saatlik yol, iki, iki buçuk saate kadar uzamış olmalı. 😠
Madem tek başıma yolculuk yapıyorum, ki çok severim, kapatacağım gözlerimi biraz, kendimle kendimi karşılıklı oturtup konuşturacağım. İçlerini döksünler, sorunlarını çözsünler, kozlarını paylaşsınlar artık. Mantıklı bir orta nokta bulur anlaşırlar belki sonunda. 
Ya da başımı cama dayayıp dışarıdaki yaşamı izleyeceğim başka bir dünyadanmış gibi. Hızla bir mahalleden geçerken bir kadın takılacak gözüme. Mesela, balkonda çamaşır asarken. O, bir kaç saniye içinde geçmişimizde/arkada/ kalacakken, sanki taa gözlerinin içindeki bulut çarpacak gözlerime bu kadar uzaktan... Üzgün, kırgın, yorgun, mutsuz belki...
 Bir çocuk bağır çağır ağlarken, bir an görünüp kaybolacak minibüs penceresinden. O da arkada, geçmişte bir yerde kalmış gibi olacak.
Ağaçlar geçecek yanımızdan, biz hızla onların yanından geçerken... Dizi dizi muntazam ve incecik bir dere kenarını süslüyor olacaklar. Kavak bunlar diye geçecek içimden. Sonbahardan kalma, henüz kışa teslim olmamış birkaç sarı yaprak sarkıyor olacak dallarından. Hafif bir rüzgara teslimler belli ki, kıpıdanıp duruyorlardır.
Aynı ağacın aynı dallarında aynı yapraklar hala duruyor olacaklar mı acaba iki üç gün sonra ben dönerken? Diye düşüneceğim. Saçma diye gülümseyeceğim. Dursa ben görecek miyim sanki?🤪
 Kızılırmak kıvrılacak birazdan sağımızdan solumuzdan, çorak çıplak Ortaanadolu bozkırını az da olsa yeşile boyayarak. Toprağı kırmızı olduğu için mi adı Kızılırmak'tı, sakinliğine aldanan nice canlara kıydığı için mi kan rengi kızıla çıkmıştı adı.
Virajlar başlayacak birazdan. Taa uzakta, yüksek bir tepenin üstündeki o ev çarpacak gene gözüme.
Annemin "Şu eve gitsek, kapıyı çalıp Tanrı misafiriyiz desek. Çay ikram etseler bize. Ne güzel olurdu." dediğini hatırlayacağım. Hüzünlü bir gülüş yayılacak yüzüme. Ne bulmuştu ki dağ başındaki o tek göz evde?
Hiç görmediğim, doğduğum yerin komik adı gelecek aklıma yine, her bu şehre geldiğimde olduğu gibi. Çocukluğumu hatırlayacağım, geçmişten bir tek iz bile bırakılmadan, o güzelim meyve bahçelerinin yerine dikilmiş iç içe binalarıyla, ağaçsız, nefessiz bırakılmış şehre girdiğimde. Belki diyeceğim, belki... O sokağın başına geldiğimde, o köhne bakkaldan mahalleye yayılan taze ekmek kokusu gelir burnuma bu kez. Burun kıvıracağım kendi kendime çaresizce... Mümkün olmayacağını bildiğim için.
Toprak yolda; yakantop, saklambaç, dalya, misket, seksek oynayan, ip atlayan çocuk sesleri bile gelecek belki birazdan geçmişten kulağıma...

            nurten y tartaç
             16 Aralık 2018