15 Aralık 2010 Çarşamba

ÖZLEDİM - Mİ ? -



Sen gelsen daha ben bir yaşımdayken, kurulsan tahtıma.

Çocuk olsak kartopu oynasak. İyice sıksan yine kartopunu avuçlarında, atıp canımı acıtsan.

Ağlayınca ben, ağzımı kapatsan babam duymasın diye

Gene de vazoyu kırınca ben alsam suçu üstüme, senin sabıkan kabarık diye.

Okul harçlığıma el koysan, dersten çıkmanı beklesem eve dönebilmek için.

Mini etekli edebiyat hocasına laf attığın için ben zayıf alsam sözlüde senin yüzünden.

Köpeği üstüme salsan, ben ağlarken korkudan, sen kahkahadan yerlere yatsan.

Yine kıskansan sınıfımdakilerden, onlarla gezmeyeyim diye okulu asıp pikniğe götürsen beni.

Sabahlara kadar kahkaha atsak yine yaz akşamlarında, arkadaşlarla balkonda. Karnımıza ağrılar girse gülmekten sen daha fıkraya başlar başlamaz. Annem uyansa sesimize, bir gözü kapalı ikaz etse. Babam kalksa azarlasa "Yatın artık!" diye.

Birgün önce hediye ettiğin kolyeyi ertesi gün geri alsan küstük diye.


Sen, gelsen...

Yanımda olsan yine...

Diner mi öfkem,

unutur muyum?

çaresiz zamanlarda sessiz çığlıklarıma ses vermediğini.

Sevgimi acılarımda boğduğumu.


Unutabilir miyim? 


nurten y tartaç

10 Aralık 2010 Cuma

ARABAMIZ BULUNDU :)

  Arabamızın çalındığını yazmıştım    SAĞLIK OLSUN   postumda.

Bulundu, hem de az bir hasarla.

Hırsızlar arabayı düz kontak yaparak çalıştırmışlar.  Bir süre gittikten sonra stop edince tekrar düz kontak yapmak istemişler ama bu sefer  marş motorunu yakmışlar. Bulundukları yer mahalle arasıymış dikkat çekmekten korkup panik yapmışlar ve arabayı bırakıp kaçmışlar.  (Polisin ifadesine göre)

8 Aralık 2010 Çarşamba

BİR RÜYAYMIŞ SANKİ



Henüz beton binalar dikilmemişken boy boy...

 Allı morlu...  Çirkin.

Yerlerinde yaban gülleri boy verirdi baharlarda.


Mis kokulu yaban gülleri...


Batardı dikenleri acıtırdı gerçi


ama olsun...


Dibinde poz verirdik neşeyle, kıkır kıkır. 


 Yüzümüzde en çocuk gülüşümüz, en masum duygularımızla.

Kavak yellerine bırakırdık saçlarımızı, 


 kavak yelleri eserken başımızda.

 Gözlerimiz kapalı, hülyalı ve kim bilir hangi yüreğe sevdalı.


Henüz o gaddar devin elleri uzanmamış, ayakları ezmemişken, 


 yemyeşilken henüz vadi;


 bir yanı bağ, bir yanı dut ağaçları,


ortasında incecik akan şırıl şırıl deresi


ve biz...  


Mahallenin gençleri.

Koşardık yarışarak...


Taşlardan hoplaya zıplaya, yokuştan kaya kaya.


Hep aynı ceviz ağacına kurardık salıncağımızı.


Geniş düzlüğü biz kapmalıydık, 


erkekler maça başlamadan önce...

Ahh!

Sanki bir rüyaymış geçen yıllar.


Hiç yaşanmamış.


 Öyle bir yer hiç olmamış.


Hep böyle soğuk,  böyle taştanmış...


..........


Bugün oradaydım. İlk gençlik yıllarımın geçtiği mahallemde.  Boğucu itici tıkış tıkıştı. 



Her yer yüksek binalarla dolmuş.   Ne kavaklar, ne meyve ağaçları, ne yaban gülleri kalmış.


Kızlı erkekli oyunlar oynadığımız yeşil düzlükleri aradı gözlerim,  taş binaları yıkmak istercesine.


Arkadaşlarımı; Adalet, Nesrin, Nijat, Kemal, Melek, Makbule, Bekir, Nalan, Nur, Güner ve diğerlerini aradım umutsuzca...  Özlemle.


Kulak kabarttım, çığlık çığlığa kahkahalarını duymak için  ... 


Hatice Teyze oturmuyordu köşe başındaki taşın üstünde.Yerine  şık bir araba park etmişti.

nurten y tartaç




6 Aralık 2010 Pazartesi

SAĞLIK OLSUN !!!

Bilirler yakınlarım, beni tanıyanlar.  Olumlu bakarım hayata ve olaylara.  Hatta abartırım bazen, eni konu Pollyanna'cılık oynarım.  Yok böyle değil tabii ki, bu benim hayata bakışım.  Belki de zorluklara karşı dayanma gücümü artırmak için  giydiğim zırhım,  beni koruyan kalkanım.


Her olayın  bir nedeni olduğunu düşünenlerdenim ve bu nedenin,  bizim için en hayırlısı olduğunu...  "Hayırlısı böyleymiş, ya şöyle olsaydı ...  Sağlığımız yerinde,  birlikteyiz ya, önemli olan bu,  gerisi nasılsa yoluna girecektir"  derim hep,   can sıkıcı bir olayla karşılaştığımızda .


 Yaşadığımız olumsuzlukların;  bizi geliştirip olgunlaştırmak adına yararlı bile olabileceğini,  en azından;  durup,  kendimize şöyle bir bakmamızı, daha sonraki adımlarımızı atarken daha temkinli olmamızı sağlayabilir diye düşünmekteyim.


Düşünmektey  dim...

Yok, artık çok sıkıldım...

Hayır, isyan etmeyeceğim

ama yetmez mi artık...

Bu kadar da üst üste gelmese...


Şimdi de;  arabasını satan bir arkadaşımıza,  yeni bir araba alana kadar kullansın diye verdiğimiz arabamız çalınmış apartmanın önünden.

5 Aralık 2010 Pazar

BİR ANI - BİR MİM

Sevgili  blog arkadaşlarım   YAŞAMIN KIYISINDA    ve     HÜSEYİN USTA  mimlemişler beni.  Zevkle cevaplıyorum, teşekkürler.

"sizden anılarınızla,anılarınızın değeriyle ve onları yüklediğiniz eşyalarla ilgili bir yazı yazmanızı istiyorum"


 Kurgulayarak öyküleştirdiğim ya da değiştirmeden, olduğu gibi yazdığım anılarımı  blogumda  okuyorsunuzdur zaman zaman.

Anılarım;  yaşanmışlıklarım yani geçmişim.   Her birisi ayrı değere sahip hayatımda. Hatırladıkça,  ister üzüntü ister mutluluk versinler,  üst üste birikip beni ben yaptıkları için önemli anılarım.

Yaşattıklarıyla, bazen benden bir şeyler götürürken,  kişiliğimi, hayata karşı duruşumu oluşturdukları için değerli tüm anılarım.

En iyisi;  bizim için çok önemli olan, ondan sonraki hiçbir arabamızın onun yerini dolduramadığı ilk arabamız - hörby-  ile bir iki anımızı anlatayım. (arabayı eşya kabul edebiliriz di mi?:)

Daha çocuklarımız küçücüktü Alper bebekti hatta,  eski model Kırmızı Opel Ascona marka arabamızı aldığımızda. Yıllarca kullandık.  Öyle ki artık her yeri dökülüyordu ama sevgiyle bağlıydık tıpkı aileden biri gibi. "Hadi kızım derdik" bindiğimizde "uçur bizi"  Türkiye'nin hemen her yerini gezdik onunla bizi hiç yolda bırakmadı.

Çok ta hız yapardı.  Bir yolculuğumuzda;   mersedes bir arabanın sürücüsü,  onu geçiyor olmamızı onuruna yedirememişti de yarışa tutuşmuştu bizimle.  E serde gençlik var, biz de altta kalır mıyız,  bastık gaza. Sonunda bir benzincide yakaladı bizi mersedesin sürücüsü.  Sağını solunu döne döne inceledi arabamızın.  Bir haline baktı bir yaptığı hıza,  sonunda dayanamadı geldi yanımıza, bu arabayla nasıl bu hıza ulaşabildiğimize hayret etiğini söyledi.

Engebeli dağ yollarına, çamurlu toprak yollara sürdük gıkını çıkarmadı.

Bir keresinde de; uzun bir yolculuktan dönerken homurdanmaya başladı bizim hörby.  Hava kararmış çocuklar küçük,  yolda kalsak ne yaparız iki  çocukla diye panik içindeyim. "hadi kızım yapma bunu,  bırakma bize bu ıssız yerlerde" diye yalvardım yol boyunca :))  Saatlerce ıhlaya tıslaya geldi ve evimize 50 metre kala stop etti  ama sonunda bizi evimize getirmişti.

Yıllar sonra sattığımızda çocukların,  evden aileden biri ayrılmış gibi gözyaşı döktüklerini hatırlıyorum. Ve hiçbir arabamız onun yerini alamadı.

2 Aralık 2010 Perşembe

Güle güle Sevgili Sunny

   Sevgili  WarhaWk ve Sevgili  Ayşegül'ün  blogundan,  blogumu ilk açtığım zamanlarda şiirlerini zevkle okuduğum değerli blog arkadaşımız  Sunny ' yi kaybettiğimizi öğrendim ...

Çok üzgünüm.

Ailesine, arkadaş, dost ve yakınlarına sabırlar diliyorum.

Nur içinde yatsın

DOYUMSUZ HAZ !









Bir el uzanmışsa en gerekli anda

sarmış sarmalamışsa dostça

omuzunu uzatmışsa bir de ağrıyan ağır başına

yalnızlığa isyana aralanmışken dudakların tam da

ben varım ya arkadaşım demişse sıcacık

nemli gözlerine bakıp nemlenen gözlerle

iyi gelir.


Ve

günün sonunda

bir dostun yardım dileyen sesiyle çınlamışsa kulakların

hem de

beyninde horon tepiyorken binlerce uşak

ve gözlerin kan çanağı uykusuzluktan

bir çırpıda ulaşmış, uzatmışsan elini

yol olmuş, yoldaş olmuş

çare değilse de bir anlık 'Oh!'

bir gülücük olmuşsan dost dudağında

günün yaşattığı üzüntüleri unutup


yardım almanın

yardım etmenin

doyumsuz hazzıyla

mutlulukla koyarsın başını yastığa.



nurten y tartaç