23 Ocak 2011 Pazar

BİR NEFES MUTLULUK

 Bu köye ilk geldikleri günü hatırladı. 

Doğa kirliliği, hormonlu, yapay,  sağlıksız beslenme şekli,  büyükşehirde yaşamanın gereği  itiş kakış kalabalıklar, gürültü, epeydir sıkmaya başlamıştı karı-kocayı.

"Gidelim" diyordu kocası, "gidelim bir köye yerleşelim.  Dedenin köyüne gidebiliriz  harika bir doğası var,  yemyeşil hem denize de yakın.  Tanıdıklar da var bize yardımcı  olurlar,  yalnız kalmayız.  Kendi yiyeceğimiz kadar sebzemizi kendimiz yetiştirir, üç-beş tavuk bir horoz belki bir iki de koyun  alırız.  Düşünsene;  doğal besleneceğiz.  Yumurtanın sütün meyvenin sebzenin en doğalını en lezzetlisini yiyeceğiz.  Hormonsuz sebze tohumları buluruz,  mesela pembe domates ya da gerçek Ayaş domatesi yetiştiririz.    Çocukluğumuzda yediğimiz salatalıkları düşün, kavunları.  Hımm mis gibi kokardı hatırlıyor musun?  Daha soyarken mahalleyi alırdı kokusu.  Ya şimdikiler;  domates, salatalık, kavun yiyorsun,  sanki hepsinde aynı tat, ona da tat dersen.  Hepsi tatsız tuzsuz saman gibi şeyler.  Yalnızca şekilleri bize onların hangi meyve sebze oldukları konusunda bir bilgi veriyor nerdeyse."

  "Abartma istersen"  diye güldü kadın.  Kocasının bir köye yerleşme konusundaki heyecanına coşkusuna bakıp.  Ömründe köy mü görmüştü ki bu adam, nasıl ayak uyduracaktı köy yaşantısına.

Ya kendisi..?   Ojeli tırnaklarına,  yaşı ilerledikçe beneklenmeye başlamış, her işten sonra kremler koruyucular sürdüğü ellerine baktı.  Cildinde leke oluşmasın diye güneşte sokağa bile çıkmıyordu.  Köyde nasıl yaşardı?   Evet çok seviyordu dedesinin iki dağın arasındaki vadide kurulmuş, yemyeşil,  çam kokulu köyünü ziyaret etmeyi.  Hele son yıllarda,  hep tercih ettiği deniz kıyısı tatillerinden ve denize olan tutkusundan bile öne geçmeye başlamıştı köyde geçirdiği birkaç günün O'a verdiği haz.  Ama birkaç günlüğüne gidip  ikram izzet karşılanmak,  bahçeye ocaklar yakılıp, saclar kurularak köy usulü  ağırlanmak  başka, orda yaşamak başka birşey.  Gerçi,  "yazları gider iki-üç ay kalırız"  diyordu kocası, onun dışında yine burda oluruz.  Ama birkaç yıl içinde çocuklar okullarını bitirip kendi ayaklarının üstünde durmaya başladıklarında ve artık çalışmaktan bıkıp işyerini kapattığında  durum değişecekti mutlaka.

Yok yok yapamazdı  " Bir küçücük örümcekten bile korkarım kaldı ki kertenkele akrep bile vardır nasıl yaşarım ben köyde, olmaz"  demişti.
...

 Sağlıksız beslenmenin sebep olduğu hastalıkları anlatıyordu tv de  konusunda uzman bir doktor.  Yapay bir takım ürünlerin bazı kişi ya da kurumları zengin etmek uğruna nasıl da acımasızca ülkeye sokulduğunu, yıllardır bilinen bu gerçeğin nasıl da örtbas edildiğini anlatıyordu.  Canı sıkıldı. Bir bardak çayını almış gün içinde yapması gereken işleri planlamadan önce biraz keyif yapmak için geçmişti oysa tv nin karşısına.  Başka bir kanala geçti, böyle sorumsuzca ve canice insan sağlığıyla oynayanlar ve onlara göz yumanlara okkalı bir küfür savurarak kendi kendine yüksek sesle.  Şehir yaşantısının neden olduğu stres ve buna bağlı hastalıklar anlatılıyordu bu kanalda da.  Söylene söylene mutfağa geçip yemek hazırlamaya girişti.
İşte ne olduysa o zaman oldu ve hayatının kararını verdi kadın.  Doğru söylüyordu kocası gidip köyde yaşamalı,  yiyecekleri kadar yetiştirip herşeyi doğal ve kaynağından elde etmeli, tertemiz hava solumalıydılar artık.  Öfkeyle içi bomboş, kabuğu kalın renksiz domatesi fırlattı elinden.


"Ben karar verdim artık köyde yaşamak istiyorum  "  dedi akşam kocası geldiğinde.

10 yorum:

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Ben çoktan karar verdim de!!!
Hemde hiç yaşamadığım köy yaşantısına özlem duya duya, aöa ne çare.
Güzel bir pazar günü dilerim canım...

hasret senfonileri dedi ki...

hayâli bile güzel!
Gerçekse eğer ne mutlu sana!!

HÜSEYİN USTA dedi ki...

Hiç durma ama bir şey için uyarmalıyım,gittiğinde hayallerindeki köyü bulamayabilirsin.Tıpkı dünyanın en güzel yeri olan benim köyümün katledilmiş olması gibi.

Zeugma dedi ki...

Öyküleştirmişsin ama her bir kelimen sonuna o kadar doğru ki. Birçok insanın gönlünde buna benzer hayaller yatıyor aslında.

Haberleri dinleyen (sen olma ihtimali yüksek) o hanımın aldığı kararı sonuna kadar destekliyorum.

Sevgilerimle ...

Çınar dedi ki...

CANIM ARKADAŞLARIM

YAZIMDA ANLATTIĞIM KÖY BENİM DEDEMİN KÖYÜ. İKİ DAĞ ARASINDA ÇAM ORMANLARININ DİBİNDE ÇOK GÜZEL BİR KÖY. EVET; BÜYÜKŞEHİRDE YAŞIYOR OLMANIN VERDİĞİ BIKKINLIKLA, ORADA SÜREKLİ YAŞAMAK OLMASA DA GÜZEL BİR EV YAPTIRIP YAZLARI BİRKAÇ AYLIĞINA KALMA HAYALLERİ KURDUK MERİH'LE ZAMAN ZAMAN AMA BUNA YETERLİ CESARETİ HİÇ BULAMADIK.

BENİM YAPAMADIĞIMI, HEM AKRABAM HEM YAKIN ARKADAŞIM OLAN BİR HANIM GERÇEKLEŞTİRDİ. ONUN ANILARINDAN YOLA ÇIKARAK YAZDIĞIM AMA KURGULAMA BİR HİKAYENİN BAŞLANGICI BU YAZI. DEVAM EDEBİLECEK MİYİM VE NEYİ VE NEREYE KADAR YAZABİLECEĞİM HENÜZ BİLMİYORUM.

YORUMLARINIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜRLER

bilge dedi ki...

Ben de köyde yaşamaya karar verenlerdenim şimdilik haftanın 3 günü köyde diğer günler izmir deyim oğlumun okulu bitince kesinlikle köyde yaşamayı düşünüyorum..dilerim bir gün isteklerin gerçeklkeşir sevgilerimle...

zeynep dedi ki...

devamlı yaşayabilirmiyim bilmiyorum.
bu yaz şöyle kırsalda bir ay kaldık.
mutfağıma küçük bir kertenkele gitmiş. tadımı silip süpürmüştü.
börtü böçeklerle arası iyi olmalı köyde yaşamak isteyenlerin.

sufi dedi ki...

Çınar'cım;
Bitkiler ve sebzelerle öyle oynadılar ki patlıcan rengi domates, karpuzlu patates, çilekli elma bile ürettiler maaşallah. Şimdi de "tatlıcan" diye çekirdeksiz patlıcan üretmişler.Manavları gezerken hiçbir sebze meyve "beni al" demiyor artık.GDO suz tohum biriktiriyorum ben de. sen dedenin köyüne yeleşince gelebilirmiyim ben de tohumlar benden yetiştirmesi de.sevgilerimle.

Çınar dedi ki...

bilge'm; biliyorum köyde yaşadığını ve zevkle okuyorum ordaki yaşamınızla ilgili yazılarını. Benim için zor görünüyor köyde yaşamak gölgesinden bile korkan biri olarak:)) keşke olabilse

zeynep'im; Çok haklısın canım, bence de:)

sufi'm; Evet canım, hiçbir sebze meyveyi gönül rahatlığıyla tüketemez olduk. Umarım ben birgün tüm korkularımı yener ve köye yerleşmeyi göze alabilirim. İşte o zaman kapım sana ve tüm dostlarıma sonuna kadar açık olacak emin olabilirsin. Sen yine de GDO suz tohumları iyi muhafaza et, yarın ne getirir belli mi olur:))

Esmir dedi ki...

Sanırım pek çoğumuzun hayali bunlar!büyük şehirlerin kaosundan kurtulmak ve doğal bir yaşamın içinde olmak...ama çok haklısın eğer ki oraya gittikten sonra" benim ne işim var burada!" diyecekse insan hiç gidip hayatı daha da zehir etmesin kendisine!aynı şekilde bende inanılmaz korkuyorum börtü böcekten! elimde değil:( ama denemeden de bilinmez..önce ufaktan ufaktan 2-3 aylık uygulamalarla insan kendisini de sınayabilir mi dersin! bilemiyorum...hele ki artık internet ortamı var...uzakta dahi olsan her şeyden haberdar olunabiliniyor...benimde kafacığımın bir köşesinde olan benzer bir konu olduğu için yazının devamını merakla takip ediyor olacağım..kalemine sağlık Çınarcığım...Sevgilerimle...