2 Ocak 2010 Cumartesi

ONLAR DA VAR…

 

 

 

İçerik

 

 

Siz hiç  karıncaları yakından izlediniz mi..?

 

 

Altı yedi yıl önce,Anneciğimin hasta olduğu o sıkıntılı dönemlerde, bir gün annem yine her sıkıldığında olduğu gibi “Beni şöyle şehirden uzak ağaçlık biryere götürün, piknik yapalım tertemiz havayı ciğerlerimize çekerek” demişti. Ankara’dan epeyce uzak yemyeşil bir yer bulduk ve portatif masa sandalyelerimizi çıkardık ağaçların arasında gölge düz bir alana yerleştirdik. “Ne yaptınız” dedi annem “kaldırın ordan karınca yuvasının üstüne koymuşsunuz masayı” eşyalarımızı ordan biraz ileriye taşırken üzülerek gördüm ki karınca yuvasına basmışım…

 

 

Ben küçüklüğümden beri hep merak etmişimdir karıncaların yaşantısını, yuvaları.Yuvalarına giden o incecik uzun kıvrım kıvrım koridoru, aralarındaki hiyerarşiyi ve iş bölümünü.  Hatta; ufacık bir kızken, bir karınca yuvasına girip onları izleyecek kadar küçücük olabilmeyi hayal etmiştim. ’ama onlar beni görmeden’:))

 

 

Eşimle oturduk karınca yuvasının başına.  Biraz evvel üstüne istemeden bastığım yuvayı elime aldığım bir çöple düzeltmeye, yuvanın ağzını açmaya çalıştığımda annem,  “dokunma,  daha çok zarar verirsin, onlar kendileri düzeltirler” diye ikaz etmişti.

 

 

Şu atlı karıncaları bilirsiniz, diğerlerinden daha iri, kanatlı olanlardandı burdakiler.  İzlemeye başladık…  Dışardaki karıncalar kısa bir şaşkınlık ve panik yaşadıktan sonra ‘sağa sola gidip gelişlerinden böyle olduğunu düşünmüştük’  yuvanın girişine üşüştüler,  başladılar  yuvalarının bozulan ağzını açmaya ve başardılar.  Bir süre sonra içerdekiler dışarıya, ağızlarındaki minicik toprak parçacıklarını getirip kenarda yığmaya başladılar. içerden  bir karınca ağzındakini getirip bırakıyor dışarda bulunan diğer karınca, onu alıyor uygun bulduğu bir yere bırakıyordu. Bu işlemi tam bir iş birliğiyle defalarca defalarca defalarca yaptılar ve yuvanın ağzının etrafında,  aynı bozulmadan önceki gibi çepeçevre bir tümsek oluşturdular. “Bak gördünüz mü?” dedi annem eğer siz düzeltmeye kalkışsaydınız, belki işlerini daha zora sokacaktınız.”

 

 

Şimdi içerden çıkan karıncanın ağzında, ölü bir karınca vardı. Muhtemelen biraz önce ben bastığımda ölmüştü:( Dışarı çıkarıp bıraktı ağzındaki ölü karıncayı.  Dışardaki diğer karınca aldı ağzına onu ve yuvadan, onların boyutuna göre düşündüğümüzde oldukça uzak bir yere bıraktı.

 

 

 

Başka bir karınca, yine yuvadan epeyce uzakta, kendinden büyük bir ayçiçeği kabuğunu taşıyacağım diye uğraşıp duruyordu. Yalpalaya yalpalaya minik toprak tepeciklerini ya da bir çöp engelini aşmaya çalışırken, ‘ki, yoluna çıkan bu engeller onun boyutuna göre koca bir tepe, ya da yüksek bir duvardan atlamak gibi olmalı diye konuşmuştuk aramızda’ ağzından düşürüyor sonra dönüp, tekrar ağzına alıyor bu kez tersine sürüklemeye çalışıyordu.  Kıyamamış,  hem karıncayı hem de yükünü yuvaya kadar taşımak istemiştim ama annem yine uyarmıştı, onun hayatına karışma hakkımın olmadığı konusunda…  Şaşkın şaşkın bir sağa bir sola gidip gelen sonra dönüp başka tarafa giderek yuvadan iyice uzaklaşan, bir türlü  yolunu bulamayan ‘ya da belki de bize öyle gelmişti. Kimbilir belki de bambaşka bir nedeni vardı bu şekilde yürümesinin’ ona da yuvanın yolunu göstermek için yaptığım hamle Annemin uyarısıyla son bulmuştu. Karınca da sonunda yuvasına ulaşmıştı…

 

 

………………………………..

 

 

Ben karıncalara yardım etmek isterken onlara zarar verecebileceğimi düşünmemiştim.  Çoğu zaman, istemeden de olsa bizden başka canlıların yaşamlarını zora sokuyoruz.

 

 

En kötü en bencilce olanı ise; evrenin tek hakimi görüyoruz  biz insanoğlu kendimizi. Kendi çıkarlarımız uğruna diğer canlılara yaşam hakkı tanımıyoruz…

 

………………………………….

 

 

Nerden mi çıktı şimdi bu post..?

 

 

  Birkaç gün önce, James Cameron’ın son  bilimkurgu filmi AVATAR’ı izledim 3 boyutlu olarak...  İnanılmaz güzel bir gezegende yaşayan, 3 metre boyunda insana benzeyen, kötülük nedir bilmeyen  yaratıkların ve üzerinde yaşadıkları gezegenin, insanoğlunun bencilce ve  acımasızca, çıkarları için gözünü kırpmadan  yok edilişi anlatılıyor.

 

 

Filmin Konusu: Film 22. yüzyılda küçük bir gezegen olan Pandora'da geçen olayları anlatıyor.   Na'vi kabilesi olarak adlandırılan mavi tenli, dev hümanoidlerin le, insanlar tarafından üretilen hibrid insanların bulunduğu Pandora'ya gitmeye gönüllü olan felçli bir askerin müthiş hikayesini anlatıyor.

 

 

……………………………………….

 

 

Evrende başka canlıların da varolduğunu ve onların da, bizim kadar yaşam hakları olduğunu düşünmemizi sağlayan çok ama çok güzel bir filmdi.  Bunun dışında karıncalarla ilgisi yok:))

32 yorum:

mr_lonely dedi ki...

Karıncalar çok mübarek hayvanlar. Her yönüyle örnek alınabilecek canlılar. Kendi ağırlığının 50 katı fazla yükü kaldırabiliyorlar. Dünyanın en güçlü canlılarıdır yani. Ayrıca da karıncalara eziyet etmek, bilinçli bir şekilde öldürmek, yuvasını bozmak falan çok büyük günahtır. Bu yönden de düşünürsek kutsal canlılardır.
Bir sineğe vurup öldürseniz kimse niye öldürdün demez, ama bir karıncaya vurup öldürürseniz herkes demediğini bırakmaz. Bunun bir nedeni olmalı. Var da zaten. :D

Bir de kuvvet konusunda kendimi karıncalara benzetiyorum. Evet kendini beğenmiş birisinin düşüncesi bu ama, ağırlığımın 50 katı olmasa da kendi ağırlığımdan çok daha fazlasını kaldırıp taşıyabiliyorum. :D
Allah bana akıl, mantık vermemiş kuvvet vermiş ne yapayım.:D

Avatar filmini izlemedim, bu gidişle izlemekte nasip olmayacak. Onun için benim yorumumda karıncalarla sınırlı kalacak :D

Saygılar...

sünter dedi ki...

Bende cok severim karincalari izlemeyi. Hayran kalirim onlarin kendi boylarindan bilmem kac kat büyük yiyecekleri israrlarla, hic birakmadan yuvarlaya yuvarlaya yuvalarina tasimalarina. Garip bir sekilde insanlarla karsilastiririm onlarin o cabalarini. Bizim icin nasil da kolay gelir bir karincanin tasidigi zeytin cekirdegini onun icin yuvasina kadar götürüvermek.Kimbilir belkide yaradanada öyle geliyordur bizim zorluklarimiz. O da bizi izliyordur.Belkide bazen itiveriyordur kenarindan biz farketmeden. Bazen(her zaman degil:) benim de bir karincaya caktirmadan yaptigim gibi.
O zaman nasilda seviniriz bir zorlugun üstesinden daha geldik diye
Iste ben bu yüzden ne zaman cabalayan bir karinca görsem sanki kendimi izliyor gibi izlerim.

Öptüm canim

sufi dedi ki...

Sevgili Çınarım;
Günlerden birgün İzmir Urla'ya hafta ortası gidesimiz geldi. Sahilde banklar üstünde oturup sandaviçlerimizi yerken yerlere dökülen kırıntıları toplamak için eğildiğimde karıncaların sıraya girmiş olduklarını gördüm.Geldikleri yeri onları takip ederek gittiğimde yuvalarının kapısında buldum kendimi.15 adım kadar ötedeydi kırıntıları taşıdıkları mekanları."ay canlarım, siz oralara kadar yorulmayın ben tam kapınıza koyarım yüzlerce kırıntı" dedim ve dediğimi yaptım.Bir de ne göreyim, tenezzül ble etmediler benim bilerek koyduğum kırıntılara, etrafından dolaşıp 15 adım ötedeki nasiplerine koşturdular.Bu da bana ders oldu: çalışmadan emek vermeden kazanılan kolay rızık anladım ki onlara göre helal değilmiş.Güzel annene de sana da sevgilerimle.

Çınar dedi ki...

mr_lonely; karıncalarla ilgili tüm düşüncelerine katılıyorum.

Kuvvetli misin onu bilemem ama akıl ve mantık konusunda kendine haksızlık etmene izin veremem:) Sen ne cinsin senn:)) Ve Çok akıllısın.

Sevgiler oğlum

Çınar dedi ki...

sünter; "Belki de itiveriyordur kenarından" ne güzel demişsin. Bazen bize imkansız gibi görünen bir işimiz oluverir de kendimiz bile inanamayız nasıl başardığımıza. Yüce yaradan, itiveriyor demek kenarından o işimizin. Ve biz buna mucize diyoruz.

Biz de bütün canlılar da aslında bir tek şey için, çırpınıp dururuz, yaşamak...

Sevgiler

Çınar dedi ki...

Sufi'm; biz de kendimizi iyilik yaptık sanırız değil mi, onların işini kolaylaştırdık diye. Oysa yaptığımız onların yaşamına müdahale etmekten öteye gitmez çoğu kez. Annem bunu deneyimleriyle ve bana da miras bıraktığı doğaya sonsuz aşkı ve yakın ilgisi nedeniyle biliyordu.

Annemi ne yazık ki 5 yıl evvel kaybettim:((

Sevgiler

ayşegül dedi ki...

Karınca örneğinden çıkarak,taşları yerli yerine yerleştirerek,insan
acımasızlığını anlatan,felsefi ve
düşündürücü güzel bir yazı ortaya çıkarmışsınız Çınar ablacığım.
Blogların birinde şöyle bir yazı okumuştum:

''Hayvanların en acımasızı insandır.''

Gerçektende savaşlara,çıkar ilşkilerinde ben merkezli insanların egoistliğini görünce,
insan doğru olduğunu düşünüyor.Ve
gün be gün artarak devam ediyor...

Karınca ve bir filmden bak bana neler yazdırdın canım ablacığım :D
Yeni yılın ilk yorumumda biraz
karamsar oldu,olsun,bu tür insanlar bizden uzak olsun.

Sevgilerrr

Çınar dedi ki...

ayşegül'üm; ne yazık ki insanoğlu çıkarları uğruna acımasız ve vahşi olabiliyor. Öyle olmasa dünyanın bir bölümü açlıktan kırılırken, zaten yeterince zengin olan ülkeler ellerindekiyle yetinmeyip savaşlarla dünyayı yaşanmaz bir gezegen haline getirmezlerdi.
Yine de, bu düzeni biz insanlar değiştirebiliriz.

Sevgiler canım kızım

aslan dedi ki...

Çınar hanım,Amerika uzaydaki gezegenlerin satışına başlamış.Bu mihvalde,karıncalarımızıda alarak bütün blog dostlarının böyle bir gezegene taşınması fikri ile teşebbüse geçebilirim.Siz de bu konuda bana yardımcı olursanız,kaç blog arkadaşını bu işe üye kaydedebiliriz.Hatta taşınacağımız gezegenin adı bile kafamda oluştu:''Karıncaların Kurtuluşu Gezegeni.'' Size ilk yorumumuda böyle yapmış olayım:)
Dostlukla...

yabancı dedi ki...

sevgili çınar..
bu yazın beni doğduğum yere taa bursa(inegöl'e) götürdü..adı ile müsemma yeşil bursa..börtü böceğin, her türlü canlının yaşadığı yere..
karıncaları izleme merakımı hatırladım..başlarında kendi kendime konuştuktan bir süre sonra onlarla konuşmaya başladığımı:) "çabuk hadi bak arkadaki seni geçicekk, hadii" diye parmağımla ilerlettiğimi..

ve..yazının en can alıcı..
doğada her canlının yaşam hakkı vardır..

nasıl iyi geldi bana bilsen.. ismini sevdiğim ayşegül'den geçti yolum sana..iyi ki soluklanmışım sende..

sevgilerimle..

Çınar dedi ki...

Aslan Bey; Tam da Banu Avar'ın "dünya düzeni" belgeselini izliyordum. Amerika'nın tek devletli dünya oluşturma hayali(projesi)kapsamında Türkiye'yi nasıl kullandığını anlatıyordu. Uzaya da el attı, doyamıyor bir türlü. Uzayda kaybolsa sonsuza kadar da kurtulsa dünya o beladan.

Hımm, "Karıncaların kurtuluşu gezegeni" hiç fena fikir değil hani:) insanlar hayvanlar ve tüm doğa içiçe dostlukla sevgiyle sonsuza kadar yaşayacağı bir gezegen. Ahh ! ne güzel bir hayal:)
Sevgiler

Çınar dedi ki...

yabancı; hoşgeldin, ne iyi ettin teşekkürler.

Bana benzer birini bulmak ne güzel. Ben de çocukluğumda serçelerle konuşurdum:) "Ne olur uçmayın size kötülük yapmayacağım" diye elimi uzatırdım gelip konmasını umarak. Uçar giderdi tabi:))

Sevgiler

Zeugma dedi ki...

İyi ki o filmi izlemişsin ve karıncaları belgeselmişcesine ama bir o kadar da hüzünlü ve harika bir anlatımla aktarmışsın buraya Çınarcığım..

Karıncaları kafa yapılarıyla miğfer giymiş askerlere çok benzetirdim ben de. Bir de nizami şekilde,sıra halinde yuvalarına giriş çıkışları yüzünden..
Organizasyon başarısı en yüksek hayvanlardır bana göre. Ve bir de La Fontaine'e bile konu olmuş çalışkanlıkları..

Çok güzeldi gerçekten Çınarcığım..
Teşekkürler..
Sevgiler...

Çınar dedi ki...

Zeugma'm; çok teşekkür ederim canım benim.
Gerçekten de miğfer gibidir kafaları değil mi? Yer altındaki yuvalarında toprağı iteleyerek ilerleyebilmeleri için miğfer görevi görüyordur belki de sahiden kafa yapıları.
Bir de Türk atasözü vardır,karıncaların çalışkanlığını anlatan. Biliyorsundur "karıncadan ibret al,yazdan kışa hazırlan"

Sevgiler canım

ayşegül dedi ki...

Ben bir AĞUSTOS BÖCEĞİ olsaydım,
yine beni sever miydin(?) :DDDDDD

Çınar dedi ki...

ayşegül; tatlımm, sen benim ağustos böceğimsin zatenn:))

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Çınarcım,
Bilmeden bastığımız binlerce karınca için her zaman çok üzülmüşümdür. Onların yaşantısını çocukluğumda çokca izledim,sorguladım,hatta bu merakım geçmemiş olacak ki prensesimide ortak ettim.Şİmdi artık sorup duruyor,geçenlerde onlarla ilgili bir yazı okumuştum.Bir satırında diyordu ki "karıncalar yiyeceklerini asla buldukları yerde yemez muhakkak uzak bir yere taşırlar"
aynı senin anneciğinin düşündüğü gibi.
Avatar filmi çok güzel olduğunu biliyorum ama seyretme imkanım olmadı.
Sevgilerimle...

ramazan dedi ki...

İlkokul çocuklarının okuduğu türkçe kitaplarına parça olarak konacak bir yazı.film yorumu kısmını çıkarıp aynen koymak lazım.kim bilir ne kadar çok hoşlarına giderdi.
çok güzel.
Annenizin cennet mekanı olsun.
sevgiler.

Çınar dedi ki...

Nur'cum; demek ki birçok insanda var benim gibi karıncalara ilgi. Emin değilim ama sanırım,yuvalarına kadar taşıyıp orda yiyorlar.

Avatar gerçekten çok güzel bir film. Tekrar izleyebilirim hiç sıkılmadan.

Sevgiler canım

Çınar dedi ki...

Ramazan Bey; ne güzel yazmışsınız çok sevindim, mutlu oldum böyle düşündüğünüze.
Annem için iyi dileklerinize çok teşekkürler, aminn...

Sevgiler tüm aileye

EBRULİ dedi ki...

Çınar'cım ne güzel anlatmışsın..Ben de hep merak ederim o minik daracık koridorları..o özel yaşantıyı.Çok zöel canlılar karıncalar.Deprem araştırmalarında da faydalanılıyorlar biliyorsun.Karınca hareketlerinden yola çıkılarak hareketlilik takip eden kardebil.com diye bir site de var hatta.Anneciğine Allah rahmet eylesin canım..Hüzünledim.Filme gelince,muhteşem di mi.Nav'i ler.İzlerken insanlara düşman oluyorsun.Nav'i ler maneviyatı savunuyorlar çünkü.Bizim yitirdiğimiz maneviyatı,maddiyata yöneldiğimiz,emperyalizm rüzgarıyla savrulduğumuz şu günlerde ilaç gibi geldi bana da..Sevgiler canım.

Ali İkizkaya dedi ki...

Çinaarrr ! Çinaarrrr !
O Lahanayı nasıl taşımıştın amaaa.
Sevgili Çınar !
Fundayı ve herkesi güldürmek, sen dahil içlerini ışıtmak için engin hoşgörüne sığınarak öyle bir uydurdum umarım kırmamış ve darıltmamışımdır. Aile olduğumuzu düşünerek yazdım. Umarım lahana içindeki kardeşi af edersin.
Sevgiyle..

Çınar dedi ki...

EBRULİ'm; çok özel canlılar gerçekten de karıncalar. Aslında üstüne basıp geçtiğimiz,ya da hiç önem vermediğimiz birçok başka canlı kim bilir ne inanılmaz özelliklerle donatılmıştır bildiğimiz özelliklerinin dışında, asla bilemeyeceğimiz.

Deprem araştırmalarında karınca hareketlerinden faydalanıldığını duymuştum. Yazdığın siteye hemen giriyorum.

Annem için iyi dileklerine teşekkürler canım.

Filme gelince; acaba senin sitende mi okumuştum filmin methini,hatırlayamadım. Yazılanlardan etkilenip merak edip gitmiştim ve ne iyi etmişim gitmekle. Uzun yıllardır bu kadar güzel bir film izlememiştim. O görsellik o insan doğa ilişkisi,insanların(!) doğadaki her türlü canlıya duydukları saygı beni hayran bıraktı. Hele de manzaralar, doyamadım. Defalarca keyifle izleyebilirim.

Sevgiler canım

Çınar dedi ki...

Ali İkizkaya; Sevgili kardeşim, kızmak ne demek? çok hoş bir yazı.Yüreğine sağlık...

Şaşırdım; hayırdır inşallah. Lahana, hem de ben taşıyorum. Bu da ne, ne oluyoruz nereye taşıyorum:)))) derken arkadaşımızın doğum gününü kutluyormuşuz meğer.

Af etmek te ne demek? Çok güldüm yazıya. Evet; biz bir aileyiz geniş güzel bir aile.

sevgiler

Bora-MAN dedi ki...

Evrendeki başka canlıların var olduğu gerçeğini ancak kendi gözleri acıkmaya,cepleri boşalmaya başlayıncaya görüyor malesef bazı devlet ve kurumlar (!)

Sonra da efendime söyleyeyim film yapıp eleştiriyorlar aynı ülkeler bir nevi kendilerini (!)

Bizde yedik

Çınar dedi ki...

Bora-MAN; hoşgeldiniz, çok haklısınız evrenin dengesini bozan altüst eden de onlar,eleştirel filmlerle doğaya, diğer canlılara dikkat çeken de onlar.
Günah çıkarıyor olmalılar.

Sevgiler

GULTEINEN ENKELINI dedi ki...

Kalemine saglik Cinar, mukemmel surukleyici ve dusundurucu bir yazi olmus.
sevgiler

Çınar dedi ki...

GULTEINEN ENKELINI;hoşgeldin,çok teşekkürler.

Sevgiler

Bora-MAN dedi ki...

Bir yerde gerçek insanlar hayatını kaybederken diğer yerde millet oturmuş film yapıyor.

Bence günah çıkartma böyle olmaz.Neyse

Çınar dedi ki...

Bora-MAN;Ne dememi beklersiniz? Sizinle aynı fikirdeyim sadece bir aldatmaca ya da ne bileyim, Hollywood da belki bazen eleştiriyor yönetenlerini. Amerika'yı dünyanın gözünde bir numara,kahraman,erişilmez göstermek için yaptıkları onca filmin yanısıra. Ya da hedef şaşırtıyorlar arada çevirdikleri insan ruhunu okşayan filmlerle ne bileyim. Orası apayrı bir konu. Sonuna kadar karşıyım ABD'ye. Ama filmi çok sevdim. Böyle bir filmi izlemesem de ben zaten doğa ve insan aşığıyım. Keşke tüm dünya yönetenleri ve söz sahibi karteller de silkelenip kendilerine gelseler de dünyada herkes kardeşçe yaşasa. Bu konuda elimden birşey gelmiyor, fikirlerimi her yerde korkusuzca söylemek dışında...

Sevgiler

Bora-MAN dedi ki...

Film on numara canım filme bişey demiyorumda bu adamların hali tavrı çok sıkmaya başladı artık beni :)

Sağlıcakla kalın :)

Çınar dedi ki...

Bora-MAN; mesele yok o halde. Aynı fikirdeyiz...
Sevgiler:)