28 Haziran 2015 Pazar

SÜRAT DE YAPARIZ Dİ Mİ ABİ ..? :p




Omuzlarında ağır yükler...

Alışkınsın der,


o da yükler, bu da yükler...


Bu kafa sendeyken,


kurtuluşun yok...


Çok olur vuran,


sırtına semer...



n y tartaç




22 Haziran 2015 Pazartesi

CAN KIRIKLARI





                                         
                                                             ( tablo: Josephine Wall )

                                           
Can kırıklarına basa basa yürümek gerekiyor belki 

başın dik.


Hiç hırpalanmamış, hiç acıtılmamış, incitilmemiş gibi.


Kan kırmızı volkanlar patlasa da içinde bir yerlerde,


tıkamalısın kulaklarını belli ki.


Beyninde tepinenlere aldırmadan,


günlük maskeni yakıp yüzüne


usulen,


mutlusundur o gün mesela...


Şimdi,


güneş gibi bir gülücük yay yüzüne.


Görünen o ki, böyle dönüyor bu düzenin çarkı...


Anlaşıldı,


zayıfsan ezilirsin dişliler arasında


düştüğün yerden doğrul haydi, kırıp zincirlerini...


Nasıl yaptığın kimin umurunda..?


Ardında kaç kırık kalp,


kaç dost mezarlığı bıraktığın ...


Böyle dönermiş madem bu çark


sen de aldırma...

dayanırsa yüreğin...


     nurten y tartaç



16 Haziran 2015 Salı

BİR GÜN GİDERSEM...


                                                  ( Sürrealist Ressam Salvador Dali - Belleğin Azmi )

Bir gün

çekip gidersem

umutlarım cebimde kurumuş,

bir gün çekip gidersem unutulmuş

bir türkü olayım çoban dilinde

isyankar bir balık ya da, denizine sığmayan

rüzgar olayım mesela, 

yalçın tepelerde de esen, kızgın çöllerde de

hırçın bir dalga... durmaksızın kıyıları döven...

Bir gün çekip gidersem,

 unutma !!!

Alacağım var senden...

Kaderden, kederden, heder ettiğinden geri kalandan,

yarım bıraktığının, diğer yarısından,

yangın yerine çevirdiğin yüreğin en derininden,

zararına sattığın ömrümün değerinden

alacağım var...



nurten y tartaç

5 Haziran 2015 Cuma

ÇOCUKTUK




                                             
                                                        (Tablo: Josephine Wall )


Çocuktuk... 

Kafdağının ardındaki masal ülkesinde yaşardık.

Kendi masallarımızı yazar, 

kendi masallarımızda iyileri oynardık.


Vay halineydi kötülerin...


Bulutlar oyun bahçemiz,

dolunay sığınağımızdı.

En büyük sırdaşımızdı yıldızlar...

Bu yüzden,

 bir tek onlar görürdü gözyaşlarımızı.

Ve


yağmur olur yağarlardı gökten gözlerimize...


Biz, 


sanki daha dün çocuktuk...

Ne zaman büyüdük..?


Ne zaman düştük Kafdağı'nın bu yüzüne.. ?


İlk, kim çaldı saflığımızı..?

Kim boyadı düşlerimizi kızıl kana..?

Sahi... gökten güneşi kim kopardı..?



  nurten y tartaç

(5 Haziran 2015)

27 Mayıs 2015 Çarşamba

O DAHA KÜÇÜK BİR ÇOCUK ...




Elazığ'ın Karakoçan ilçesi'ne bağlı bir köyde yaşayan S.A. ya 8 yaşından itibaren köyde yaşayan ve yaşları 14 ile 70 arasında değişen 20 erkek yedi yıl boyunca yüzlerce kez tecavüz etmiş. 

Çocuk daha 8 yaşında. Daha bebe yani. Tecavüz edenler de aynı köyde yaşayan ve doğduğundan beri onu tanıyan, amca, dayı, abi dediği, namazında abdestinde insanlar. Biri 70 yaşında. Köye cami yaptırmış saygın biri (!) Tabi ki, namazla abdestle böyle bir adiliği bir arada anmak, ibadete saygıda kusur etmek falan değil asla niyetim. 

Ama bir köyde yaşayan kaç nüfus vardır, kaçı erkektir ki zaten. Yani neredeyse tüm köyün erkekleri, henüz erkekliğe yeni adım atmışları da dahil olmak üzere, bu çocuğa tecavüz ederken ve hepiniz bu durumdan haberdarken, nasıl bir vicdana, ahlaka, kişiliğe sahipsiniz ki, hiçbiriniz isyan etmediniz bu duruma? Nasıl bir baba ve annesiniz ki sustunuz? Kendi kızlarınızı da mı düşünmediniz..? Nasıl çıktınız Allah'ın huzuruna..? Allah'ın evinde yanyana durup aynı bebeyi kirleten pis bedenlerinizle nasıl el açabildiniz Allah'a..? Kendine erkek diyen utanmaz, ahlaksız, yüz karaları...

Kızcağız durumu abisine anlatıyor. Peki abisi kardeşini korumak için birşey yapıyor mu..? Hayır, O da tecavüz ediyor. Durumu duyan her erkek,"onunla olmuşsun, benimle de olacaksın." diye tehdit ederek tecavüz ediyor. Annesine söylüyor, anne de kızını suçluyor.

 Değişmez kural yani. Eğer kadınsan, namusunu koruyacaksın.  Başaramazsan kayıtsız şartsız suçlusun. Hatta seninle birlikte olan erkekleri tahrik edip, onları günaha sevk ettiğin için kat be kat suçlusun. Aslında taşlanmalısın ama neyse yırttın şimdilik.(!) Ağır aksak da olsa henüz hukuk kuralları geçerli bu ülkede. 

Ama küçüğüm! fazla umutlanma. Göreceksin ki, ne yazık ki, yazgın değişmeyecek. Alnına kara leke sürüldü bir kere. O saygın amca ve erkekliğe yeni adımını atmış masum erkekçikler (!) üç-beş gün yatar çıkarlar. Senin adresinse yazılıdır hafızalarında... 

 Bu zavallı çocuğun kaderini değiştirmekse büyük oranda medyanın elinde. Suçlular cezasını bulduktan sonra da, konu gündemden düşmemeli ve yetkililerin dikkati çekilerek kızcağız koruma (gerçekten) altına alınmalıdır. Ve yalnızca bu olayda değil benzer diğer olaylarda da...


nurten y tartaç



26 Mayıs 2015 Salı

HUZUR


HUZUR


Gök tüm öfkesini gündüzden kusmuş,

fırtına, yağmur, dolu dinmişti çoktan...

Şimdi durgun, dingin bir karanlığa saklı gece.

Gölgeler silinmiş,

kuşlar kuytularına çekilmiş çoktan.

Ah! yalnız kart sesiyle geceyi yırtan şu haylaz saksağan... 

Neyse... kayboldu karşı çam ağacının dalları arasından.

Toprakta yağmur, havada ilk yaz çiçekleri kokusu.

 Gece rüzgarının kollarında,

önce mis gibi bir iğde,

ardından adını bilmediğim o hoş kekremsi çiçek kokusu,

sessizce süzüldüler açık penceremden içeri...

Gözlerim kapalı, dilime dolandı rüzgarlı bir şarkı.

Bir şarkı... unutulmuş sözleri.

Aradım zihnimin dehlizlerinde önce

boş verdim sonra.

Ne gerek var ki sözlere..?

Gece, huzur...

Ve sözleri unutulmuş,

o şarkı...


nurten y tartaç

23 Mayıs 2015 Cumartesi

ANLAR MI ANILAR MI? GERİYE KALAN







Blog arkadaşımız Sevgili Makbule Abalı'nın; 

" Anlar mı, Anılar mı? Geriye kalan " kitabını okudum.
 İnsanın çocukluk, gençlik ve yaşlılık evrelerinde yaşadıkları, deneyimleri, her dönemin kendine has güçlük ya da üstünlükleri örneklemelerle kıyaslanarak başarıyla irdeleniyor kitapta.

 Kuşak çatışmalarında ve kuşaklar arası iletişimde yaklaşım biçimi ve sözcüklerin önemi vurgulanıyor, sorularla okuyucuyu da konu hakkında düşünmeye iterek kibarca. 

Ayrıca toplumsal ilişkilerde de aynı davranış biçimini sergilemenin önemini yol gösteren bir dille anlatıyor. Kendi deneyim, gözlem ve yaşanmışlıklarından yola çıkarak zaman içinde değişen değer yargılarını güncel konulardan örneklerle gözler önüne seriyor. Çıkış yolları hakkında, kimi zaman kıssadan hisse niteliğinde hikayelerle savlarını güçlendiriyor.

 Eğitim sistemindeki, kişisel ya da toplumsal konulardaki sorunları son derece duyarlı bir biçimde psikolojik ve sosyolojik yönden değerlendiriyor. 

Sadece insan, insan ilişkileri, yaşamın çeşitli evreleri ve bu evrelerin kendine has sorunlarını incelemekle kalmayıp, doğadaki her türlü canlıyı hassasiyetle ele almış olması ne kadar sevgi dolu bir yüreği olduğunu gösteriyor, Yazar Makbule Abalı'nın.

Konu başlıklarıyla uyumlu fotoğraflarla ve şiirleriyle de, kitaba hoş bir çeşitlilik katmış.

Ve son olarak; alzheimer hastası Annesiyle hastalık sürecinde yaşadıklarını anlatıyor. " damdan düşen anlarmış, damdan düşenin halinden" diyerek... Bu hastalıkla baş edebilmek için gösterdikleri çaba ve o zorlu süreçte yaptıklarını anlatırken, satır aralarında sunduğu ipuçlarıyla başka hasta yakınlarına yol gösteriyor.

Annesine alzheimer teşhisi konduktan sonraki yaşanmışlıklarını anlatırken şöyle diyor kitabın bir yerinde;

"Eski masallar vardı hatırlar mısınız? "deve tellal iken, pire berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken..." diye başlayan. Küçükken hiç aklıma gelmemişti, birgün benim de annemin beşiğini sallayacağım. Bir varmış, bir yokmuş... Bir zamanlar o masallarla uyuyan ben, bugün, O'nun masallarıyla O'nu uyutuyorum. O'nun ninnilerini şimdi O'na söylüyorum becerebildiğimce. "

***

Bu satırlar beni çok etkiledi. Gerçekten de neler yaşayacağımızı asla bilemeyiz. Bugün ebeveyn olarak gözümüzden sakınıp, kol kanat gerdiğimiz, yol gösterip, tehlikelerden koruduğumuz çocuklarımızın birgün çocuğu gibi olup korunmak kollanmak zorunda kalabiliriz. 

'Umarım kimse; anı, anılarını unutmaz' derken, Sevgili Makbule Abalı'nın yaşadığı zor zamanları, hastalıkları bir daha yaşamamasını dilerim.

Ve başarılı yazım hayatının devamını...