18 Aralık 2015 Cuma

YİTİK BİR ÇOCUK





YİTİK BİR ÇOCUK


Gün şarap rengi...

Ay şavkını henüz düşürmemiş suya

ama

sinsi alacakaranlık çakalları

kuzu postuna bürünmüş

 el ovuşturmakta.

Köşebaşında bir çocuk.

Küçük...

Olsa olsa yedi - sekiz.


Ya buz gibi havadan,

 ya da,


karşı dağın ardında 

kayıp giden günden,
kızıllık vurmuş kirli yüzüne.

Çatlak ellerini,
çatlak dudaklarının

 buğusunda ısıtıyor.

Ah! Bir tas
 çorba olsa şimdi

buharında ana kokan.

Bir de yeni bir bot ayağına,

su geçirmeyen...

Daha ötesi olmadı 

belki hayalinde.

Umuda dair ne varsa içinde,
buz gibi kış ayazına vermiş çocuk.

Üşüyor kalbi; 

yüzünden, elinden bile çok belki.

Ensesinde bir sırtlan,

 dişleri kan...

Kanıyor çocuk...

Kapalı perdelerin ardında,
yumuşacık koltuklarında insanlık,
ekranda, manşetlerde
binlerce yalana
naklen satmışken vicdanlarını

köşebaşında yitik bir çocuk
ensesinde pusu


Üşüyor hayalleri...


    nurten y tartaç

    ( 28 Aralık 2015 )

15 Aralık 2015 Salı

NOSTALJİK PAZARTESİ ( PARDON SALI )




Blog Carpe Diem arkadaşımız nostaljik pazartesi etkinliği başlatmış. Ne de güzel düşünmüş. Teşekkürler.

Pazartesine yetişemedim ancak oturdum bilgisayarın başına. Benimkisi nostaljik salı olacak kusuruma bakılmasın lütfen. Eh bu da yeni bir etkinlik başlatır belki. :) ( Şaka şaka. Nostaljik Pazartesi Etkinliği patenti Carpe Diem'e aittir.  Her taklit aslını yaşatır biliyorsunuz. Bu nedenle her türlü versiyonundan kaçınınız. :) :) )

***
Çanakkale'yi çok özledim. Blogumu sürekli takip eden arkadaşlarım Oğlumun üniversite yılları boyunca Ankara -Çanakkale arasını nasıl da komşu kapısı yaptığımı, geliş gidişlerde nasıl serüvenler yaşadığımı ve o dört yıl boyunca Çanakkale'de başıma gelenlerin pişmiş tavuğun başına gelmediğini blog paylaşımlarımdan bilirler.

Sokağa atılmış her mukavva kutu, tahta parçası, odun, hatta kağıt gördüğümüzde Çanakkale'de ısınmak için yaşadıklarımızı hatırlarız hala. Bugün de sitemizdeki dış cephe kaplaması nedeniyle oraya buraya atılmış tahta paletleri gördüğümüzde içimiz cız etti. " Ahh! şimdi sobamız olmalıydı. Ne güzel yanardı bunlar." diye :)

Şöyle ki;

SENİ SEVİYORUM ÇANAKKALE




13 Aralık 2015 Pazar



3. DÜNYA HARBİ


Arzımızın üstünde bir bela dolaşıyor

İnsanlık belki de son günleri yaşıyor

Dehşet, ölüm kusacak uçuşan tayyareler

Bu dünya savaşında çarpışıp seyyareler

Hakkın gazabı ile bozulacak bu düzen

Mahvolacak insanlık, hem çoğu masum iken

İpleri elde tutan muhteris üç-beş salak

Ne insanlık düşünür, ne de mukaddes bir hak

Yıkacak, yıktıracak mamure bir cihanı

Şeamet bulutları saracak dört bir yanı

Ay görünmeyecek günün rengi solacak

Bu savaş insanlığın belki sonu olacak

( 27. 11. 1956 )

M. Esat Ulusoy (1931-2015)


Ebedi mekanında huzurla uyu Dayıcığım.

***

Açıklama;

Tayyare: uçak 

Seyyare: gezegen - güneşin çevresinde belirli bir eğri çizerek dolaşan yıldız - kervan, kafile.

Muhteris: aşırı hırslı, ihtiras sahibi, aşırı tutkulu.

Şeamet: uğursuzluk, kademsizlik. 



10 Aralık 2015 Perşembe

HİÇ ARDINA BAKTIN MI ZAMAN..?





Sen çekip giderken hızla zaman;

yel yepelek yelken kürek

aşüfte bir kadın gibi eteklerini savurup, estirerek

geçtiğin yollarda bıraktıklarına aldırmadan

ben,

ardında bıraktıklarını toplamaktan

yoruldum hayat ...

Kırıp, döktüklerini

dağıtıp, saçtıklarını

bırakıp, gittiklerini

giderken yanında götürdüklerini

yarım bıraktıklarını

derleyip toplayarak

derleyip toplayayım derken

darmadağın olarak

parmaklarımı kanata kanata

iki ters bir düz

bir ömür ördüm kendime,

özlemlerimi, anılarımı, acılarımı

yürekte saplı dokunulmaz yaralarımı katarak

her bir ilmeğine...


    nurten y tartaç




(Yel yepelek yelken kürek: Çok acele, telaşla, bilinçsizce bir yerden bir yere koşmak.)


7 Aralık 2015 Pazartesi



                                                        Tablo: Josephine Wall (yine :) )

Değişen pek bir şey yoktur aslında sabaha göre. Bir küçücük, sahiden de küçücük bir ayrıntı, minicik bir güzellik, kelebekler uçurmuştur yüreğinizden. Sanki kuru dallara hayat yürümüştür de yeni baştan, bir anda çiçeğe durmuştur erik ağacı kış ortasında...

Sabah sizi bu kadar kedere boğan, hayata küstüren neydi..? 

Hatırlamazsınız bile.

İsterseniz luna parkta dönme dolapta neşeli çığlıklar atarak döndüğünüzü farzedin, isterseniz bir çarkın dişlileri arasında ezilip, parçalandığınızı... Dönüyor dünya her durumda. Durmadan dinlenmeden.

 Ve içindeki bizi sona taşıyarak...

Hayat bu işte... Değiştiremeyeceksek eğer değişsin istediklerimizi, bırakalım gitsin bu azgın sele kendimizi. Bırakalım bakalım hangi sahilde açacağız gözlerimizi..?

n y tartaç

5 Aralık 2015 Cumartesi

GERÇEK MUCİZE



                                                             ( Tablo: Josephine Wall )




Ne kadar zamandır mucizelere inanmıyorum, ne zaman bıraktım hayal kurmayı..? Hatırlamıyorum...


Sindirella olmadığımı fark ettiğimde ya da sihirli arabam saat on ikiden çook önce bal kabağına dönüştüğünde olabilir. Zaten benim hiç camdan ayakkabılarım da olmamıştı.


Öyle prens falan da dolaşmazmış kalabalık caddelerde beyaz atıyla. Ki, atsın atının terkisine götürsün muhteşem sarayına. ( İnanmayın masallara. Belki sizin de prensiniz / prensesiniz tam karşınızdadır da gözleriniz ufku taradığından göremiyorsunuzdur burnunuzun dibini. :))


İnanırdım eskiden. Küçük bir kızken de, gençken de. Yaşlandığım için mi kaybettim acaba peri masallarımı, iyilik perisi elindeki sihirli çubuğuyla dokunuverince anında bir prenses olacağım sandığım tatlı yalan hayallerimi..?


Hani nerede, aynanın karşısında, elinde süpürge sapı, cıyak cıyak bağırarak şarkı söyleyen star..? Ne zaman söndü ışığı..?


Uzuun uzun yıllar oldu. Gerçek dünyayla tanışalı.


Hayat denilen yolun dikenlerle, taşlarla, iniş - çıkışlarla, aşılması zor engellerle dolu olduğunu öğrendim. Düşerek, dizimi, kolumu, ellerimi kanatarak, bizzat deneyimleyerek öğrendim. Ama kalkıp üstümü silkeleyip, yoluma devam ettim.


Anladım ki, mucize hayatın ta kendisi. Gizlice, hissettirmeden, en doğal biçimde sokulur hayatımıza. Bir nefes gibi. Hayalse ulaşamadığımız her şey. Başkası için ulaşılamayan bir hayal bizim en doğal rutinimiz belki de. Farkında değiliz. Farklı hayallerin peşinde koşmaktan elimizdeki, yanı başımızdakini göremeyiz çünkü.


Nereden mi çıktı şimdi bu yazı ?


Yılbaşı yaklaştı. Hayal tacirleri iş başında. Milli piyango biletleri satışa çıkmış. Her sene alırdım. Bu sene almayacağım.


Milli Piyango İdaresi buna küser mi?


Bilmem :P


Ama artık ben bir hayale sığınıp, mucize beklemek yerine, elimdeki değerlerin kıymetini anlayacak yaşa geldim sanırım.


n y tartaç

3 Aralık 2015 Perşembe

3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ



Bugün Dünya Engelliler günü. 

Siz hiç bir engellinin yerine koydunuz mu kendinizi? Öyle uzun süreli değil, üç-beş dakikalığına. Mesela yüzlerce basamaklı bir merdivenin tam önündesiniz.  Ve desteksiz yürüyemiyorsunuz, ne yapardınız..? 

Aşağıdaki güya engelli rampasını tekerlekli sandalyesindeki bir engelli nasıl geçer sizce..?



( Bu arada; bu fotoğrafı geçen sene çekmiştim. Neyse ki bu sene düzeltildi. )

Gözleriniz görmüyor ve evinizden çıkmak, bir yere gitmek zorundasınız ... Onu bırakın yolun karşısındaki büfeden bir ekmek alacaksınız sadece. Ne yapardınız..? 

Aşağıdaki fotoğraftaki gibi yolun yarısında bitivermişse bir de sarı görme özürlü işareti...




Hem bedensel ve hem de zihinsel engeli bir arada olanlar var bir de. Tamamen ailesine bağımlı yaşayanlar... Tüm aile engelli bir yaşama mahkumdur bu durumda. Bütün ömürleri boyunca.

Siz hiç bir annenin "Allah'ım yavrumu benden önce al yanına..." diye dua ettiğini duydunuz mu..? Engelli annesi her gün böyle dua eder. Kötü anne olduğundan değil,  kendisi öldükten sonra bile yavrusunun geleceğini düşündüğü için...

Çok mu şanslıyız, sağlıklıyız diye..? 

Biliyor musunuz ki; tek bir basamak vardır engelli bir yaşamla aramızda. 

Trafiğin vızır vızır aktığı yola bir adımda ineriz kaldırımdan. Tek bir yanlış adım hayatımızı zindana çevirebilir...

Engelliler; doğuştan ya da sonradan organ kaybına uğradığı ya da herhangi bir organı görevini yapamadığı için bedensel, ruhsal, zihinsel özelliklerinde fonksiyon kaybı yaşayan insanlardır. Toplumdan soyutlanmamaları için engellilere karşı bakış açımızı, tutum ve davranışlarımızı değiştirmemiz gerekir. Onlar için yaşama tutunmak zaten oldukça zorken engelleri nedeniyle; kör, sağır, topal, kambur, cüce, deli vs. gibi aşağılık yaftalamalarla hassas  yüreklerini incitmek yerine, dostça, anlayışla, sevgiyle...Ama eşit (aşırı ayrımcı ilgi göstermeden. Ki; bu onlara engellerini hatırlatacaktır.) ve bilinçli davranışlarla yaşamlarını bir parça kolaylaştırmak adına el uzatmalıyız.

Yönetenlerce engellilerin yaşamlarına engeller koymak yerine, onları topluma kazandırmak için kesin, etkili, yaptırım gücü yüksek önlemler alınmalı. Ve temel insani hizmetlerden faydalanmalarında fırsat eşitliği sağlanmalıdır.


n y tartaç