5 Kasım 2012 Pazartesi
RÜYALAR GERÇEK OLSA
Bir deniz,
turkuaz rengi bir deniz uzanıyordu uçsuz bucaksız.
Gök turkuaz ...
deniz mi rengini vermişti gökyüzüne,
gökyüzü mü boyamıştı denizi rengine, bilinmez.
Bir bulut ki; bembeyaz...
Boşaldı turkuaz rengi gökten, karıştı dalgalara.
Sarmaş dolaş oldular, büyüdüler ...
Köpük köpük coşup, yalçın kayaları dövdüler.
Dövdüler, dövdüler ...
Sabırla inatla ...
Un ufak oldu koca kayalar, çakıl taşlarına döndüler.
Gökte martılar tempo tutuyor,
dansediyordu denizde balıklar. İrili ufaklı, kırmızılı beyazlı...
Hepsi birbirinden güzel, hepsi birbirinden alımlı ...
Bir rüyaydı elbet.
Hayra yormalıydı ...
Ahh! Dedim, ahh! rüyalar gerçek olsa ...
4 Kasım 2012 Pazar
KİM KORKAR 21 ARALIKTAN
Şu Maya takviminde - Maya tabletleri - 21 Aralık 2012 tarihinin zamanın sonu olduğunu yazıyormuş ya; - daha doğrusu Maya takvimi bu tarihte son bulduğu için böyle bir inanış gelişmiş. - Kimileri bunu dünyanın tamamen yok olacağına yorarken, (kıyamet günü) kimileri de; bunun insan ırkının yeni bir gelişim evresine ulaşması için yaşanması gereken bir dizi döngüyü içerdiğini savunmaktalarmış. Yani ikinci sava göre; 2012 yılı insanlığın yükselişinin başlangıcı olacak,(uyanış- değişim- dönüşüm açısından) bu dönemde yaşadığımız çağ sona erip, yeni bir çağ başlayacakmış.( Google a 21 aralık 2012 yazdığınızda bu konuda düzinelerce yazı bulabilirsiniz. Ben okudum iyice kafam karıştı:))
Bazı bilimadamlarına göre de; Altı gün içinde Dünya'nın tamamen değişeceği iddia ediliyor.
Foton Kuşağının merkez alanına girilmesiyle birlikte, yaşanılması beklenen fiziksel ilk etkileşimler şu şekilde sıralanıyor yayınlanan bir çok raporda:
1. gün: 21 Aralık 2012'de kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik aygıtının çalışmaması, tam karanlık.
2. gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş'in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması. (buzul çağı soğuğu)
3.-4. gün: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri.
5.-6. gün: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı (uyanış, süperbilinç)
Tespit, bilimsel araştırma ya da adına her ne diyeceksek işte, hangisi doğru hangisi deli saçması bilemeyeceğim ama az kaldı o tarihe nasıl olsa, yaşayıp göreceğiz hep birlikte. Beni asıl hayrete düşüren, milleti bir korkudur almış. Ne yapacaklarını bilemez durumdalar. Evde erzak istif etmeliler mi, korunmak için ne yapmalılar falan diye düşünmekteler eni konu. (Gerçi herkesinki can da benimki patlıcan mı? Değil tabii:) Hafiften tırsıyorum elbette. Hiç olmazsa çocuklarım yanımda olsaydı o gün :)
Hatta İzmir'in Selçuk ilçesinin Şirince köyüne akın başlamış bu nedenle. Otellerin doluluk oranı şimdiden yüzde yüze ulaşmış. Çünkü; Dünyada kendilerini "Mavi Enerji Grubu" olarak nitelendiren bir grup, 21 Aralık 2012' de sonlanan Maya Takvimine dayanan inançları çerçevesinde, kıyametten, yeryüzünde sadece Şirince ve Fransa'nın güneyinde Bugarach köyünün etkilenmeyeceğini düşünüyorlarmış(!)
Aslında; eğer 21 Aralık dünyanın sonu olacaksa, bunda bir sorun yok /olmamalı. Hep birlikte gideceğiz işte öbür tarafa. Kimseyi geride bırakmayacağız. Geride kalıp da acı çekmeyecek kimse gidenlerin ardından.
Yok eğer; bu bir aydınlanma - gelişim - uyanış çağı olacaksa ohh! ne ala, yaşasın!!!
Hem, ilk uyanış başladı bile... İkincisi 10 Kasım'da...
Bazı bilimadamlarına göre de; Altı gün içinde Dünya'nın tamamen değişeceği iddia ediliyor.
Foton Kuşağının merkez alanına girilmesiyle birlikte, yaşanılması beklenen fiziksel ilk etkileşimler şu şekilde sıralanıyor yayınlanan bir çok raporda:
1. gün: 21 Aralık 2012'de kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik aygıtının çalışmaması, tam karanlık.
2. gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş'in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması. (buzul çağı soğuğu)
3.-4. gün: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri.
5.-6. gün: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı (uyanış, süperbilinç)
Tespit, bilimsel araştırma ya da adına her ne diyeceksek işte, hangisi doğru hangisi deli saçması bilemeyeceğim ama az kaldı o tarihe nasıl olsa, yaşayıp göreceğiz hep birlikte. Beni asıl hayrete düşüren, milleti bir korkudur almış. Ne yapacaklarını bilemez durumdalar. Evde erzak istif etmeliler mi, korunmak için ne yapmalılar falan diye düşünmekteler eni konu. (Gerçi herkesinki can da benimki patlıcan mı? Değil tabii:) Hafiften tırsıyorum elbette. Hiç olmazsa çocuklarım yanımda olsaydı o gün :)
Hatta İzmir'in Selçuk ilçesinin Şirince köyüne akın başlamış bu nedenle. Otellerin doluluk oranı şimdiden yüzde yüze ulaşmış. Çünkü; Dünyada kendilerini "Mavi Enerji Grubu" olarak nitelendiren bir grup, 21 Aralık 2012' de sonlanan Maya Takvimine dayanan inançları çerçevesinde, kıyametten, yeryüzünde sadece Şirince ve Fransa'nın güneyinde Bugarach köyünün etkilenmeyeceğini düşünüyorlarmış(!)
Aslında; eğer 21 Aralık dünyanın sonu olacaksa, bunda bir sorun yok /olmamalı. Hep birlikte gideceğiz işte öbür tarafa. Kimseyi geride bırakmayacağız. Geride kalıp da acı çekmeyecek kimse gidenlerin ardından.
Yok eğer; bu bir aydınlanma - gelişim - uyanış çağı olacaksa ohh! ne ala, yaşasın!!!
Hem, ilk uyanış başladı bile... İkincisi 10 Kasım'da...
14 Ekim 2012 Pazar
ÇİĞ TAVUK YEDİ DOSTLAR, HATIRIM İÇİN ...
Bakmayın burdan cümle aleme duyurduğuma yazarken bile yüzüm kızarıyor hala. Çok utandım çok..
Şimdi efenim; dün yemekli misafirimiz vardı. Oniki kişiydiler. Yirmidört olsa noolcek..? Bir elimle çorba karıştırırken diğer elimle salata yaparım. Güzel de yaparım. Valla.:) Güveririm kendime. Bu güvenle daldım mutfağa. Tatlı ve zeytinyağlılar birgün önceden hazırlandı koyuldu bir tarafa. Sıcak yemekleri tekrar ısıtmak hoşuma gitmez, hepsi sıcacıkken gelmeli sofraya. Öyle de yaptım. Ocakta yapacaklarıma başlamadan, fırın yemeğimi sürdüm fırına. Bu arada öğlenden Ailenin koca çınarı Dayım geldi kuzenle birlikte. Seksenbir yaşındaki dayımı yakaladıkça donanımlarından faydalanmak fırsatını kaçırmayı hiç göze alamam. Daha önce de bahsetmiştim. Avukkattır kendisi ve hala fiilen çalışmaktadır. Hatta iki oğlunun davalarına da yardımcı olur. Sürekli okur ve birikimlerini paylaşmaktan da çok hoşlanır, özellikle de benimle:) Ben bir taraftan yemeklerimi hazırlarken diğer taraftan da koyu bir sohbete daldık, ülke gidişatı, bugünün habercisi yakın tarihimizdeki gelişen olaylar, olayların görünen yüzü ve arka planda yapılmaya çalışılanlarla ilgili. E biz bu konulara dalınca dünyayı unuturuz tabii, söylemeye gerek yok. Bu arada ikişer ikişer gelmeye başladı konuklarım. Gelsinler hoşgelmiş sefalar getirmişler, benim de işim bitti zaten. Herşey hazır. Fırındaki yemeğim de pişti nasıl olsa... Hah! işte o pişmemiş. Ben pişti sanmışım. Nasıl olsa, neredeyse otuz yıdır fırında yemek yapıyorum ya, hem de sık sık. Süresini ayarladıktan sonra gelip gidip bakmaya ne gerek var..? Ama öyle değilmiş. Hergün de yapsan aynı yemeği, kontrol etmeliymiş arada. Ayy, vallahi bakmıştım bir ara. Herşey yolunda görünmüştü gözüme.
Tüm konuklar gelip kısa bir nassınız hoşsunuz muhabbetinden sonra; "isterseniz masaya geçelim. Yemekler soğumasın, sohbetimize orada devam ederiz. " deyip, onurla gururla biraz sonra duyacağım iltifatlara hazırlayarak kendimi, tüm yaptıklarımı şık şıkıdım dizdim servis masasının üzerine. Çorba ikramından sonra aldığım iltifatlarla göğsümü kabartıp, fırın yemeğimin ağzını açtım. Ve... Servis kaşığını şöyle bir daldırmamla, dondum kaldım. Abartmıyorum bayaa dondum. Ahh! Yer yarılsaydı da yerin dibine girseydim. Yemek neredeyse fırına verdiğim andaki kadar çiğ duruyor öylece.:((( Allah'ım nasıl olur ama fırın çalışıyordu, ısı da veriyordu dışarı. Nasıl farketmedim ben...
Herkes doydu sonuçta. Ama ne kadar mahçup olduğumu anlatmama gerek yok sanırım. Beni bilen bilir de, evime ilk kez gelen bir çift vardı. Onlara biri anlatsa ya;
BEN ASLINDA NE GÜZEL YEMEKLER YAPARIM :))))
11 Ekim 2012 Perşembe
AHH! BU ŞARKILAR OLMASA...
Hiç aklımda yoktu karamsar şeyler yazmak. Çok da güzeldi ruh halim. - Her şeye rağmen. -
"Amann!" demiştim kendi kendime. " Boşversene be Çınar. " Oyun oynuyorlar bunlar. Yok öyle savaş mavaş aslında akıllarında. Deli mi bunlar, sen düşünüyorsun da devleti yönetenler bilmiyorlar mı savaş ne menem birşeydir..? Bilirler elbet; savaşın, benim diyen ne devletleri tarihe gömdüğünü. Bilirler; dün dünyayı titretenlerin, bugün yargılanmakta olduğunu insanlık vicdanında.
Üzülme sen... Ellerinde tahta tabancalar, komen oynuyor aslında koca koca amcalar...
" Ohh!" dedim " Yaşasın! " işte geldi benim mevsimim. Sabahtan beri incecikten yağan yağmur yıkamış, pırıl pırıl yapmış ağaçları, yaprakları, çimleri. Sonbahar renklerini daha bir canlı sermiş gözlerimin önüne, bildiğinden; ne çok sevdiğimi bu mevsimin sarısını yeşilini, hafiften turuncuya dönüşlerini. Mis gibi toprak kokusunu... Ve ufka yayılmış kızıllık, gri bulutlarla dans etmekte. Belli; yeni bir şölen sunacak günbatımı gönlüme.
Unutmaya hazırdım herşeyi birkaç saat de olsa. Zamları, savaş tamtamlarını, zalimi-zulmü, haksızlık ve adaletsizlikleri. Kelebekler uçuyordu içimde, ben kanatlanmak üzereydim. Çarçabucak bir çay hazırladım, çıktım balkona. Günbatımına çevirdim yüzümü. Bastım radyonun düğmesine...
...
Herşey ne de güzeldi... "Ahh!" bu şarkılar olmasa ...
Hep senin sevdiğin şarkılar nasıl da sıralanmışlar ardı ardına...
Canım Annem yine düştün aklıma ...
8 Ekim 2012 Pazartesi
KURTULUŞ YOK BENDEN
Ellerinizi alın... Alın götürün gözlerinizi benden.
Doldurun bir çantaya çamaşırlarınızı,
terliklerinizi, traş losyonlarınızı, diş fırçalarınızı
alın götürün...
Sesiniz, nefesiniz, kokunuz sinmiş duvarlara, içime, benliğime...
Götüremezsiniz...
En iyisi;
bir küçücük paket yapın, götürün yüreğimi de gittiğiniz yere...
***
He he he kurtuluş yok yani benden :)))
1 Ekim 2012 Pazartesi
BİRİ BENİ DURDURSUN !!!
Otur oturduğun yerde be kadın, bazı şeyler de eksiz kalsın diyorum, laf anlatamıyorum. Hayır, bir elinle çorba karıştırırken diğer elinle ütü yapıp, bir ayağınla da süpürge yapsan, kesmese radyodaki kıvrak havaya uydursan kendini güzel de... Hala yirmili yaşlarda mı sanıyorsun sen kendini bilmem ki..? Ne bu acele, bu ne telaş anlamıyorum. Yavaş ol biraz ... Di mi..? Yok olmaz ... Hem temizlik yapacaksın, çamaşırı ütüyü çıkarıvereceksin aradan, yemeği eksik etmeyeceksin, hem de gezeceksin. Yetmeyecek araya okey, tavla partilerini de sıkıştıracaksın öyle mi..? Hıh! böyle kolumdu bacağımdı der oturursun işte. Yok yok, iyi ki ağrıyor oran buran. Yoksa bilirim ben seni; takıldı gözlerin bahçede ip atlayan çocuklara, utanmasan katılırsın onlara. Yapmadığın şey de değil hani.
Teyzem 80 yaşına geldiğinde, sormuştum birgün O'na; "80 yaşında olmak nasıl bir şey" diye:) "Valla" demişti "bana sorsan 18 yaşımda ne hissediyorsam, şimde de aynı hislerim. Ah şu ağrılar bir izin verse. "
Annem de hastanede yatarken, bi çıksa; baklava börek açıp, koltuk takımlarını değiştirmeyi düşünmüştü.
Bu bizim genlerimizden gelen bir bozukluk sanırım. Beden yıllara uyup gereğini yapıyor da, ruh takılıp kalıyor olmalı en güzel çağda.:))
27 Eylül 2012 Perşembe
BİRİNİN KABUSU, BAŞKASININ HAYALİDİR BELKİ...
Birçok insan için; en büyük kabusken tekerlekli sandalyeye mahkum olmak
Kiminin en büyük hayalidir; bir tekerlekli sandalyeye sahip olmak.
Mavi kapak kampanyası sayesinde gerçek olmuştur hayali. Artık bir tekerlekli sandalyesi vardır onun. Mutluluktan ağlayarak, binlerce teşekkür eder kampanyaya destek sağlayanlara.
Ve şaşar kalırsının şu yaşam denen oyunun garip çelişkisine bir kez daha ...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)