KABUS GİBİ
Hani bazı rüyalar vardır; gidersiniz gidersiniz ama varmak istediğiniz yere bir türlü ulaşamazsınız, ya da; kendinizi ilkokulunuzda koridorlarda görürsünüz her katı her sınıfı dolaşırsınız yok,bir türlü kendi sınıfınızı ya da arkadaşlarınızı bulamazsınız. Sizi bilmem ama ben görürüm böyle rüyalar… Bu seferki rüya değildi. Çanakkale’de kabus gibi bir on gün geçirdim. Bir saat sonra ne yaşayacağımı kestiremeden, sabah bıraktığım çantalarımı akşam nereye taşıyacağımı bilmeden, o gece nerede kalacağım önceden belli olmadan,en önemlisi oğlumu yurttan nasıl çıkaracağımı, çıkarırsam nereye yerleştireceğimi bilemeden…
Bir rüya görmüştüm bir süre önce; Alper bir bebekti ve çok hastaydı,kucağıma almış hastanede her kata inip çıkıyordum bir doktora gösterebilmek için ama bir türlü doktor bulamıyordum. Çocuk kucağımda koşuştururken bir de bakıyorum ki, her katta elinde enjektörlerle beyaz önlüklü hemşireler bizi yakalamaya çalışıyor, domuz gribi aşısı yapacağız diye. Çocuğum grip değil aşı yaptırmayacağım diye birinden kaçarken diğerine yakalanıyordum başka katta. Sonunda onların ellerinden kurtulmuştum kurtulmaya da derin dehlizlerde bulmuştum kendimi. “Hayırdır inşallah” diye açtım gözlerimi. Alper “midem ağrıyor” demişti birkaç gün önce. Rüyamı ona yordum ama tedirgin de oldum doğrusu,ben bilirim rüyalarımı çünkü. Eninde sonunda çıkar…
On gün önce telefonla konuştuğumuzda mide ağrılarının geçmediğini ve ateşinin de düşmediğini söylemişti oğlum. Kaldığı yurttaki görevlilerden yardım istemiş. Ya, yüzünü yıka geçer, ya da aşağı yukarı yürü geçer cinsinden inanılmaz, insanlık dışı önerilerde bulunmuşlar. Onlardan elbette 19 yaşına gelmiş bir delikanlıya dadılık yapmalarını istemeyiz ama yabancısı olduğu bir şehirde ağrıdan kıvranan birine yardım etmek herhalde bir insanlık görevidir.
O gün eşimle akşam yemeği için tam masaya oturmuştuk ki; nasıl olduğunu öğrenmek için bir kez daha aradık Alper’i. Telefonda konuşamıyordu bile “çok kötüyüm” diyebildi… Artık daha önceki deneyimlerimizden biliyorduk ki, kaldığı yurt idaresinden yardım istemenin bir anlamı yoktu. Ne kadar vicdan yoksunu ve insanlıktan uzak olduklarını kanıtlamışlardı bize… Aynı odada kalan arkadaşından daha ağırlaşırsa hastaneye götürmesini rica ettik. “Ben gidiyorum” dedim masayı olduğu gibi bırakıp. Alelacele iki çanta hazırladım ve yarım saat sonraki otobüsle Çanakkale’ye hareket ettim.
Ben hareket ettikten sonra eşim misafirhaneden yer ayırtmıştı,iner inmez çantalarımı bırakıp, önce medikoya arkasından da hastaneye götürdüm oğlumu. Ayakta duracak hali kalmamıştı, üç gündür yediği her lokmayı çıkarıyormuş ve üzülmeyelim diye bu kadarını söylememiş bize. Hemen hastaneye yatırdılar, ağızdan beslenmeyi kesip serumla beslemeye başladılar…
Bulantı, kusma, 38’5 derece ateş, hafif bir burun akıntısı ve vee… Bilin bakalım ne oldu..?
EVET !!! Bir anda ağzımıza maskeler taktılar odamızı ayırdılar kapımızı kapattılar. Maskesiz ve eldivensiz yanımıza yanaşmadılar…
Neler oluyor durun! Biz grip rahatsızlığıyla gelmedik,midemiz rahatsız… diyecektik ama kimseyi bulamadık çünkü bu arada akşam olmuş hafta sonu da olduğu için derdimizi anlatacağımız herkes gitmişti. Halimizi düşünebiliyor musunuz? Tam bir panik halindeyiz. Oğlum sancıdan kıvranıp duruyor, ben konuşabileceğim birilerini arıyorum. “Ben bir doktorla görüşmek istiyorum bu işte bir yanlışlık var. Grip rahatsızlığımız yok bizim. Varsa da, o halde neden birşey yapılmıyor böyle yatıp duracak mıyız,tahlil tetkik neden yapılmıyor?” dedim bir hemşireye. Baktım kimsede bir hareket yok Ankara’da prof. kuzenimi aradım, durumu anlattım. Telefonda bana bir takım şeyler sordu oğlumun genel görünümüyle ve ağrısıyla ilgili. “Hiç merak etme, domuz gribi falan değil bu ama biz de artık böyle yapıyoruz salgın olduğu için” dedi…
Ertesi gün hoca geldi ve ortada domuz gribini çağrıştıran bulgular olmadığına karar verdi de, kurtulduk bu tecrit durumundan… Kaldı ki ben domuz gribinin ciddiyetine inanmıyorum aslında ve bildiğimiz gripten farkı olduğunu da düşünmüyorum… Ama böyle ‘şüpheli durumda’ olmak bile çok rahatsız edici birşey, bundan emin olabilirsiniz.
Sonunda; akut gastrit tanısı kondu…
Alper gittiği günden beri, yurdun yemeklerinden şikayetçiydi şimdi bir de mide sorunu yaşıyor ev ortamında olsun, yurttan çıkaralım dedik ama ille de “ben alacağım parayı bilirim,rahatsızlık beni ilgilendirmez. Bizim yüzümüzden hastalandığını ispatlayın vereyim senedinizi”(toplu zehirlenme dışında bunu ispatlayamayacağımızı biliyor tabii) diyen yurt sahibini ne yaptıysak ikna edip senedimizi alamadık. Adam karabasan gibi,” dediğim dedik elimde senedim var vermem de vermem” diye ayak diriyor. Kalan paranın yarısını verelim dedik kabul etmedi. İnsanlığını elindeki senet karşılığında satmış, yapacak birşey yok dedik ve şimdilik, oğlumuzu orda bırakmaya karar verdik… Şimdilik…
NOT: Apar topar gittiğim için kimseye haber veremedim. Beni merak etmiş dostlar arkadaşlar. Bir kez daha anladım ki, siz sanal değil gerçeğin ta kendisi, gerçek dostlarsınız ve yine diyorum ki iyi varsınız…




