31 Mart 2010 Çarşamba

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN

 

 

geburtstag3006ta

 

 

Yirmi yıl geçmiş…  Daha dündü oysa…

 

                                                                                                                                                                                   

 

 

Çocuktun ufacıktın…

 

 

 

 

 

 

 

 

Ne çabuk büyüdün..?

 

 

Evimizin küçüğü, canımın parçası, ikinci mucizem.

 

 

Şimdilerde, özlemim hasretim,yürek sızım…

 

 

Bugün yanında olmak için neler vermezdim ALP’im…

 

 

Çok özledim oğlum çok…

 

 

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN…

25 Mart 2010 Perşembe

Ahh !!! Ah…









Anlatmakla olmaz, yaşamak gerekir bazen, yalnızca yaşamak. Yaşamak ve görmek.

Ne anlatırsanız anlatın, etki etmez

Parçalarsınız kendinizi yanlış yapıyorsun demekten, parçalarsınız da,

bir o bilir ya, nedir doğru.

Anlamaz, dinlemez…

Hayat, İstikbal bu kadar kolay harcanmaz dersiniz.

“Ben geçtim.” dersiniz bu yollardan.

Doğru olduğundan, ben de emindim aldığım kararın.

Yapma ! demişlerdi bana da, dinlememiştim.

Üstelik kendi kararım yüzünden hayatım boyunca “Keşke iki tokat atsan da aklım başıma gelseydi, dönmeseydim yolumdan.” dedim durdum Anneme hep, dersiniz…

Nafile… dinlemez.

KARAR almıştır.

“ Bunun benim için en doğrusu olduğuna eminim. Bu benim kararım ve uygulayacağım.” der.

Yanlış alınmış bir karardır. En azından çok geç.

Çok iyi bilirsiniz…

Çünkü genç olmuşsunuzdur bir zamanlar. Hayat hep öyle olacak sanmışsınızdır siz de...

Yanlış, yapılır, yapılmalıdır. Sonunda doğru bulunur ve onda da karar kılınır nasılsa, diye bilmişsinizdir gençken siz de.

Gençken bilmediğiniz birşey vardır oysa…

Yıllar su gibi akıp, geçip gitmektedir. Bir zaman sonra, koşsanız da yetişemezsiniz artık peşinden.

Ve bir bakarsınız ki arkanıza, hatalar zinciri oluşmuştur peşiniz sıra.

Sizi siz yapan, siz olamadığınız hatalar zinciri…

……………………….

Evet yanlışı düzeltecek akla sahipsinizdir artık mantığa da, içinizde güç ve azim de vardır belki.

Çok farkındasınızdır sizin için ne iyi ne kötü.

Ama artık eksik bir şey vardır ki, hiçbir şeyi değiştiremezsiniz.

ZAMAN…

Bunu da ancak yaşayınca, yaşlanınca anlarsınız…

Tökezleyerek, düşe kalka…


“Bir musibet bin nasihatten iyidir.” ya da “Kendi düşen ağlamaz.” ya da “Sen koktun ben taktım.” demekten başka elinizden de hiçbir şey gelmez bu durumda. Bırakırsınız zamana…


Mimmm !

Blog arkadaşım  sevgili Jivago  mimlemiş beni çok teşekkürler…

 

 

Mim'in konusu, 2009 yılının neden iyi geçtiğine dair 5 madde...

 

 

İyi geçtiği..? 

 

 

  Oysa 2009’da , hem dünyada hem ülkemizde, ne acılar bitti, ne de savaşlar.

 

 

Üzüldük,kaygılandık, korktuk, tamamen umudumuzu yitirdik zaman zaman, ülkemizde ve dünyada yaşananlarla…

 

 

Tutuklandı kimileri yine, evler işyerleri aranmaya devam edildi, telefonlar dinlendi.  Kazılar yapıldı silahlar bulundu bir yerlerde.

 

 

Yine  şehit düştü gencecik fidanlar.  Analar yine ağladı…

 

 

Zamlar hiç ara vermedi.  Gizli açık zam üstüne zam yapıldı.

 

 

Ekonomik kriz… Açılım …  Yeni Anayasa paketi…

 

 

Hergün biri bitmeden öteki başlayan flash gelişmelerle serseme döndük  2009’da da.  Doğruyu yanlışı birbirine karıştırır olduk. Toplum olarak ruh sağlığımız bozuldu…

 

 

Bütün bunlardan ayrı ( ne kadar ayrı olabilirse)

 

 

Kişisel olarak düşündüğümde; evet iyi geçti

 

 

Ben ya da ailemden herhangi biri önemli bir sağlık sorunu yaşamadı

 

 

Hatta; asla ummadığımız,  mucize diyebileceğimiz bir olay bile yaşadık ailecek.

 

 

Küçük oğlum üniversiteye başladı.

 

 

Onun dışında önemli bir farkı yoktu …… 2007, 2008  yıllarından, 2009 yılının.

 

 

Farkındayım 5 madde olmadı.  Neden kötü geçti dense çok daha fazla madde sıralayabilirdim korkarım…

 

 

Tekrar teşekkürler sevgili Jivago.

20 Mart 2010 Cumartesi

YAŞLILARA SAYGI HAFTASI (18 - 24 Mart)

 

 

Ülkemizde her yıl  18–24  Mart tarihleri arası  "YAŞLILARA SAYGI HAFTASI"  olarak kutlanmaktadır.

 

 

Yaşlılık,  hayatın en özel dönemidir.  Geçmişimizle geleceğimiz arasında köprü görevi gören yaşlılarımız,  kültürümüzü, gelenek göreneklerimizi hatta tarihimizi yarınlara taşımamızı sağlayan en değerli varlıklarımızdır. 

 

 

Herhangi bir şekilde ailesi tarafından bakılamayan yaşlılara hizmet devlet tarafından, Huzurevlerinde sağlanmaktadır.

 

 

Ömrünün en enerjik ve büyük bir bölümünü ailesine  topluma ve ülkesine hizmetle geçirmiş insanların, yaşlanıp bakıma muhtaç duruma geldiklerinde, insan onuruna yaraşır bir biçimde bakılmaya hakları vardır.  İlgiyle sevgiyle, değer vererek…

 

 

 SDC11313

 

 

 SDC11263

 

UNUTMAYALIM Kİ, HEPİMİZ BİR GÜN YAŞLANACAĞIZ  (eğer; o kadar  şansımız varsa…)

 

 

 SDC11255

 

 

"Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu;  o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Geçmişte çok güçlüyken, tüm gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmağa hakkı yoktur."

 

                                                                           Kemal Atatürk

 

 

Huzurevinde böyle kutlandı yaşlılar haftası…

 

 

 SDC11253 

 

 

 SDC11277

 

 

 

SDC11256 

Önce, seymenler muhteşem oyunlarını sergilediler.

 

 

Sonra da; müzik eşliğinde bir güzel oynayıp eğlendi, huzurevi sakinleri hemşireler bakıcılar ve davetliler…

 

 

 SDC11269

 

 

 

 SDC11281 

 

 

 

SDC11299

 

 

 

Yukardaki fotoğraftaki ufacık tefecik Ayşe Teyze’nin kazağına uygun seçtiği takıları ve elindeki kırmızı karanfili başının üstünde çevirerek dans edişi çok hoştu:)

 

 

Varsın beden yorgun düşsün yılların yükünden.

 

Gözlerde fer sönmüş, saçlar çoktann beyaza kesmiş olsun varsın

 

Ne çıkar yüzde derin çizgiler çizmişse zaman.

 

Mevsimlerden karakış, hava kar tipi ayazsa ne farkeder?

 

Gönül 18 inde ve bir kuş gibi titremekteyse heyecandan…

………………….

 

Diye düşündürttü bana:)

 

 

SDC11321

 

 

Dr. Gül Hanım,  huzurevi sakinlerinin gülü,  iyilik meleği.  O’nun ve diğer huzurevi çalışanlarının özverili uğraşlarıyla, evlerindeki  gibi huzur içinde, huzurevindeki  yaşlılar…

18 Mart 2010 Perşembe

Çanakkale Geçilmez

 

 

 

Canakkale_Savas_Fotograflari-4

 

 

 

18 Mart Çanakkale Deniz zaferinin 95. yıldönümü ve şehitleri anma günü.

 

 

 

3 Kasım 1914  -  18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı'nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla Gelibolu Yarımadası'nda 25 Nisan 1915 - 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşları, Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer destanıdır.

Çanakkale Zaferi,  Türk Ulusuna, Atatürk gibi dahi bir lider hediye etmiştir. Türk bağımsızlık savaşının temelleri, Çanakkale'nin sularında, Conkbayırı'nda ve Anafartalar'da atılmış, bu zaferler Türk Kurtuluş Savaşına maya çalmıştır.

 

 

Çanakkale Savaşları, 1. Dünya Savaşı’nın seyrini değiştiren,  tarihe “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” sözünü yazdıran büyük bir destandır.

 

 

1. Dünya Savaşı’nın başlarında İngilizler ve Fransızlar, İtilaf Devletlerinin üçüncüsü olan Ruslara yardım etmek için Çanakkale Boğazı’ndan geçip Karadeniz’e ulaşmayı planlamışlardı. Amaçlarından biri de İstanbul’u ve boğazları ele geçirmek, bu yolla Osmanlı Devleti’ni etkisiz hale getirmekti.

 

 

İngiliz ve Fransızlar bu düşünceyi gerçekleştirmek için kurdukları güçlü donanma ile Çanakkale Boğazı önlerine  geldiler.   ( 18 Mart 1915)  Ne var ki Türk topçusunun düşman gemilerini bulan isabetli atışları ve Nusrat Mayın Gemisi’nin boğaza yerleştirdiği mayınlar, düşman filosunu geri çekilmek zorunda bıraktı.

 

 

Düşman, Çanakkale Boğazı’ndan geçemeyeceğini anlayınca, Nisan 1915’te Gelibolu Yarımadası’na asker çıkardı. Amaçları, yarımadadaki Türk gücünü yok etmek ve boğazı denetimi altına almaktı. İngiliz, Fransız, Avustralya ve Yeni Zelenda askerlerinden oluşan 70 bin kişilik bir kuvvet,  asker ve silah sayısı bakımından az, fakat kahramanlıkta eşsiz  askerlerimize saldırdılar.  Mustafa Kemal komutasında 19. Kolordu, bu güçlü orduyu Anafartalar, Arıburnu ve Conkbayırı’nda dize getirdi.  Çanakkale’nin geçilmez olduğunu anlayan düşman, Gelibolu Yarımadası’nı boşaltmak zorunda kaldı (1916).  Askerlerimizin, kendilerinden kat kat güçlü düşmana karşı hem karada hem de denizde kazandığı bu zafer karşısında bütün dünya, Hayranlığını dile getirmiştir.

                                                       ( alıntı)

                    

                                   Turhan OLCAYTU * E.Tümgeneral

                                                                                        

 

 

image

 

 

DUR  YOLCU

 

Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir!

 


Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğün bu tümsek Anadolu’nda
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir!

 


Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğduğu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir!...

 


Düşün ki haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir!...

 


NECMETTİN HALİL ONAN

17 Mart 2010 Çarşamba

Özür Teşekkür Ve Bir günün özeti

 

Sağlık kontrollerimin sonucu gayet iyi. (tüm sağlık sorunu yaşayanlara Allah şifalar versin)  Arkadaşlarım beni merak etmişler çok özür diliyorum. Bilgisayarın monitörü bozulduğu için yazamadım. Yenisini alır almaz da hemen oturdum başına, ne kadar alışmışım ben bu blog dünyasına, dostluğunuza, kendimi çok sorumlu hissettim sizlere karşı. Tekrar özür dilerim endişelendirmişim haber veremediğim için arkadaşlarımı. Çok ama çok teşekkür ederim hepinize ilginiz, dostluğunuz için.

 

 

Bu sabah, beyaz sarı mor çiçek açmış ağaçların üzerine yağan karla açtım gözlerimi. Oysa kış boyunca ne çok beklemiştim de, nerdeyse kış bitmeye yakın yağmıştı buralara kar. Şimdi bahar geldi çiçekler açtı kuşlar cıvıl cıvıl, içimizde yeni canlanan doğayla birlikte bir kıpırtı bir heyecan aman da, lay lay lom derkenn, o da ne?  kış bastırdı yeniden hem de bahar dallarının üstüne. İnsanlar mı, doğa mı daha şaşkın bilemedim.

 

 

Birgün önce 1 tl ye bindiğim minibüse bugün yeniden 2 tl vererek bindim. Birgün önce yolcuların boğazını sıkacakmış gibi para alan şoför bugün sırıtarak topladı paraları.  Hergün aynı yolu gidip gelen yolcularsa şaşkın ” bugün ücret ne kadar”  diye soruyorlar.  Konu yine mahkemelikmiş hadi hayırlısı…

 

 

“Başkent'te oturanlar toplu taşıma araçlarıyla 6 yıl önceki fiyatlarla seyahat edecek. Tüketici Dernekleri Federasyonu'nun açtığı dava sonucunda Ankara İdare Mahkemesi toplu taşıma ücretlerinin 6 yıl önceki tarifeye çekilmesine karar verdi.

Mahkeme kararına göre yeni tarifede otobüs ve metroda kullanılan 1,85 TL'lik tam bilet fiyatı 90 kuruş, 1,50 TL olan öğrenci bileti de 60 kuruşa indirildi. Minibüslerde de kısa mesafe 1,85 TL'den 90 kuruşa, uzun mesafe 2,20 TL'den 1 TL'ye indirildi. Yüzde 50'nin üzerinde bir indirime gidilen yeni tarife 8 Mart Pazartesi gününden itibaren uygulanacak. “

 

 

Bu arada; minibüste siyasi içerikli koyu bir sohbet vardı. İnsanlar hiç çekinmeden yüksek sesle hem fikirlerini tartışıyorlardı hem de, öyle dolmuş öyle sinirliydiler ki, ilgili yerlerin bol bol kulaklarını çınlatıyorlardı.

11 Mart 2010 Perşembe

Maksat Muhabbet Olsun…

images

 

 

 

Dün hastanedeydim, çok sıkıldım içerde, sıra bana gelene kadar hava almak için bahçeye çıkıp bir bankta oturdum orta yaşta bir bayanın yanına.

 

“Nereni beğenmiyon” dedi bana

 

“Beğeniyorum Allah’a şükür bir şikayetim yok” dedim.

 

“Ay!  bir an önce atsam kendimi şurdan uzağa”  diye sıkıp duruyorum kendimi  canım burnumda,  hiç sohbet havamda değilim, ayrıca oturur oturmaz yanımdakiyle öyle derin sohbetlere girecek bir yapım da yoktur.  ( Anadolu insanını ve doğal, samimi konuşma biçimlerini çok severim aslında )

 

“Şoo gadın ne diyo ki?”  gibi bir iki laf daha attıktan sonra baktı,  suratsız  soğuk nevalenin biriyim umudunu kesti benden.

 

Önümüzde ayakta duran bir başka bayanı çağırdı, oturttu yanımıza.

 

“Gel bacım dikelip durma otur şööle yamacıma”

 

“Nereni beğenmiyon?”  la başladı sohbet önce.

 

Birbirlerine şikayetlerini, teşhislerini, tedavi önerilerini örneklerle sıraladıktan sonra ailevi konulara geçtiler.

 

“onaltı yaşında hayırsız bir ooğlan var evde. Orta ikiye kadar okudu sonra ne oldu bilmiyom anam, karnesi baştan aşağı zayıf gelince abisi aldı okuldan.  Herif yok bende, körolası gitti de kurtuldum. (ölmüş)  Başıma bıraktı bu sıpayı.”  Diye başladı hayat hikayesini anlatmaya…

 

Öteki de kendi herifinin, yaptıklarını anlattı tek tek… En yakın arkadaşımıza bile söyleyemeyeceğimiz özel şeylere kadar.

 

Yakınımızdaki hasta bir genç bayana mantosunu giydiren bayana döndü sonra benim yanımdaki,

 

“Vayy yazık neyin oluyo,Anasımısın?” dedi.

 

“Gelinim” dedi kadın, gittiler.

 

“Kele bacım, benim gelin bigünden bigüne şööle bir hastaneye gelmedi bennen. Varsa yoosa anası.” gelinini yaşını kaç çocuğu olduğunu oğluyla ilişkisini, zavallı oğlunun çektiklerini anlattı bir bir sonra.

 

Diğer bayan da,  bu yaşa kadar kaynanasından çektiklerini,  oğlunun bir kızla evlenmek istediğini ama kızın  aileye yakışmayacağını,  vazgeçirmek için bilmem nerdeki ‘ermiş’ bir kadına gittiğini falan da anlattıktan sonra yeniden hastaneye gelecekleri perşembe günü tekrar görüşmek üzere sözleşip ayrıldılar.

 

Aradan onbeş yirmi dakika geçmişti ki, yanımdaki iki bayanın evlendikleri günden itibaren tüm özel yaşantılarını öğrenmiş oldum böylece:)

 

Ben anladım;   terapi oluyor bazıları için hastaneye gitmek.  Hiç tanımadıkları bir kişiyi gözlerine kestiriyorlar canlarını sıkan ne var ne yok anlatıyor, böylelikle rahatlamış olarak evlerine dönüyorlar.

 

 

Perşembe günü sonuçları almak için yeniden gideceğim hastaneye.  Ben de birini gözüme kestirip esir alsam, bir güzel içimi boşaltsam mı acaba..?