5 Kasım 2015 Perşembe

KELEBEĞİN ÖMRÜ ...



             
                                           
                                                                         Tablo: Josephine Wall



Şu zaman denilen şey görece bir kavram gerçekten de. Bazen kanat takıp kuş gibi uçar gider yıllar. Bazen bir dakika bir yıl kadar uzar. Öyle zamanlar vardık ki, her anında zehirli bir ok yer gibi sancır kalbimiz. Bazı anlar, derinlerde onulmaz yaralar açarak kalıcı izler bırakır. Ve bu zamanlar hiç geçmez... Unutulmaz. Beynimizde, ruhumuzda edindikleri eşsiz köşelerinde kurdukları saltanatlarıyla sonsuza kadar solmadan, sararmadan, dipdiri kalarak hatırlatır dururlar kendilerini. Ya acıyla, ya da o ilk ankı kalp çarpıntısıyla.


Hani "kelebeğin ömrü bir gün" müş diye üzülürüz ya... Neden öylesine güzel bir yaratık için bir güncük bir yaşam hak görülmüştür diyedir üzüntümüz. - Gerçi bu doğru bilgi değilmiş. Sadece bir cins kelebekler bir gün yaşarlarmış. Bazı kaynaklara göre ömrü bir gün olan kelebek yokmuş hatta. Bir hafta ile, nadiren de olsa bir yıl arasında değişirmiş kelebeğin ömrü.- Olsun... Düşününce bir hafta ya da bir yıl da çok kısa değil midir insan ömrüyle kıyaslandığında? Ömürleri bir gün de olsa, belki de yaşa yaşa bitmiyordur o bir gün kelebek için. Kelebekler incecik kanatlarına, dokununca parmaklarınızın arasında ezilip yok oluverecek kadar narin yapılarına rağmen, her sorunu çözebilecek güçlü bir yapıya sahiplermiş. Çöllerde, kutuplarda, mağaralarda, tropik ormanlarda, sarp kayalıklarda, yüksek dağlarda, hatta yanardağ ağzında bile yaşayabilirler, suda yüzebilirlermiş. Bu açıdan bakınca, o kısacık ömürleri pek keyifli geçiyor olabilir diye düşündürüyor insana.


Biz zavallı insan evlaçıklarının haline bir bakın... Sabah kalk, otobüs -tren - minibüslerde itiş tıkış, trafikte kavga dövüş nefret ettiğin işine git, çatık kaşlı, homur homur bir yığın insana sahte gülücükler saç dur. Akşam sabahkinin aynısı keşmekeş trafikte biraz daha stres yüklenip eve gel. Eşle dır dır, çocuklar bir taraftan vır vır, kafan şişsin. Yemek ye, iyice pelten çıkmış bir vaziyette zor at kendini yatağa. Yat - kalk aynı rutini tekrarla dur. Yıllarca... Yıllarca... Sonunda da eğer o kadar yaşayacak şansa erişmişsen emekli olup, üç kuruş emekli maaşına mahkum ol. Seninle birlikte yaşlanan dizin, dişin, gözün, belin, sırtın, romatizman, lumbagon sızım sızım sızladığı için o üç kuruş maaşı da hastanelerde harca. Böyle yüz yıl yaşamaktansa kelebek gibi dağ tepe uçup, çiçekten çiçeğe konarak, ohh! temiz hava bol gıda bir gün yaşa, daha iyi... Mi dir acaba..?


Kimbilir, başka bir boyutta bilmediğimiz, görmediğimiz başka canlı -insanımsı türler tarafından, bir gün kadar kısa algılanıyor olabilir insan yaşamı. Böyle canlıların var olduğunu düşünürsek,/ inanırsak/ hiç de mantıksız gelmiyor. :P


Sevdiğiniz bir şey yapıyorken göz açıp kapayıncaya kadar geçen saatler, bir an önce geçse şu dakikalar dediğimiz zamanlarda uzar da uzar. Bir türlü kımıldamaz yerinden akreple yelkovan. İnadına yapar gibidir.



Çocukluk ve ilk gençlik yıllarında zaman çok yavaş geçiyor gibi gelir... Yıllar geçse, büyüseniz... Ahh! bi büyüseniz... Ama üç yüz atmış beş gündür bir yıl. Nasıl geçer bu kadar zaman..? Anne - babalar, "yarın..." dediklerinde "Yarın okula başladığında, yarın okulu bitirdiğinde, yarın evlendiğinde, yarın senin de çocukların olduğunda..." gibi cümlelerle nasihate başladıklarında asırlar sonrasından bahsediyorlarmış gibi gelir küçüğe-gence. "O hoo! Yarın gelecek de..." derler hatta büyük ihtimal, benim gençken hep söylediğim gibi. Annem, çocukluğunda, gençliğinde yaptıklarını, yaşadıklarını anlattığında tarih öncesi bir devirden bahsediyormuş gibi gelirdi. Oysa kendi çocukluğumu hatırladığımda ne kadar da yakın anılar. Ve o küçük kız... Uzansam minicik elini tutabilirmişim gibi hatta. :)


Ne zaman ki yol yokuşa vurmuş, bir türlü geçmeyen günler - haftalar- yıllar yarım asrı devirmiş, devirmiş de çoktan geçmiş bile.., bir de dönüp bakarsınız ki, yarım asır öncesi "dün" olmuş. Dün gibi çabucacık geçmiş.


Hele de son dönemece kıvrıldığında yol, zaman rüzgar gibi geçer. Fırtına, kasırga olur hatta... Savurur önüne ne katarsa son hızla...


İster hanlar hamamlar kurdursun size zaman, ister tahtınızda astığınız astık, kestiğiniz kestik olsun, söz söylenmesin sözünüzün üstüne, gene de geçecektir zaman. Sizin için bile... İsterse ne han, ne de hamam sunsun size zaman, bırakın hanı hamamı, konaklamak için bir saçak altını bile esirgese de hayat, zaman geçecektir... Sizin için de.


Sen sultansın diye, ya da kimsiz - kimsesizsen bile hep aynı yoldur yürünen aslında.


Kimisi, kum saatindeki kum taneleri gibi sakin, incecikten, sessizce akarak tüketir ömrünü.  Pek çokları için, zaman tünelinde azgın bir sele kapılmış ince bir dal parçası gibi sağa sola çarpa çarpa, çarptıkça yaralar, bereler alarak geçer hayat/zaman.


Sonuçta nasıl geçerse geçsin ömür/zaman, doğduğun an başladığın bu yolculuk hep aynı bilinmez diyara doğrudur. Başka bir yol, dönüş yoktur. "Ben vazgeçtim, bilmiyordum..." diyemezsin.


Önemli olan, uzun - kısa, yavaş ya da hızlı geçerken bunca iz bırakıp sonunda biten zamana, bizden de kalıcı bir iz bırakmak olmalı...


n y tartaç

31 Ekim 2015 Cumartesi

OY OY OY !!!



İsteyen istediğine oy vermekte özgür elbette. 

Eğer memnunsanız gidişattan, oyunuzla bu durumu devam 

ettirmek,

 ya da tek bir oyla ülkenin tüm geleceğini değiştirmek...

 Her şey sizin elinizde...

Ama önce 

Haydi, 1 Kasım'da sandık başına !




30 Ekim 2015 Cuma

HIMM! KAYYUM ...

Hımm!  KAYYUM ... Kayyum atamak ...

Kayyum-u kattık hayatımıza yaşasın! 

 Kültürümüz, bilgi haznemiz, kelime dağarcığımız gelişmeye devam ediyor.

Söylenmesi pek bi şirin, cici bir kelime. Bir çizgi film kahramanı vardı. Adı neydi..? Şimdi ismi tam olarak gelmedi aklıma ama bizim Miniş Kaluu! derdi. Onu çağrıştırıyor her duyduğumda bu kelime. 

Kelime anlamını aşağı yukarı biliyorduk da, kayyum nelere muktedirdir, naklen, izleyerek, sindire sindire öğrendik hamdolsun. Kayyum: ( Devlet tarafından bir kurumun denetlenmesi, bir malın yönetilmesi için atanan görevli. - müfettiş- ) gibi bişii olsa da, tv de gördüklerimiz hiç hoşumuza gitmedi. Kayyum atandı diye, kapı, cam kırılıp, kamera kabloları koparılmalı, yayın engellenmeli miydi..? bilemedik. Kafamız karıştı. Zaten epeydir oldukça karışmış durumdaydı beynimiz, ruhumuz, yüreğimiz. Şimdi Arap saçına döndük. 


"MEN DAKKA DUKKA" var bir de. Yıllardır dilimizde tüy bittiği halde anlatamamıştık. Şimdi anladılar ne anlama geldiğini... Yaşayarak...

Sevindik mi..? Hayır. 

Baskı ve yanlış nerede, kime yapılırsa yapılsın, zulmün karşısında durmak gerekir dedik. "ama... " sı ayrıca konuşulur ve bunun gereği sonra yapılır, yapılabilirse.

Men dakka dukka: ( Eden bulur. Bugün banaysa yarın sana. ) gibi anlamlar içermekte ... 'Keser döner sap döner, gün olur hesap döner.' demek yani ...

Yakın geçmişte de; 'İSTİKŞAFİ' kelimesi düşmüştü pat diye hayatımızın orta yerine. Ne demek şimdi bu..? Pek de sevimsiz bi kelimeymiş falan derken, Google yetişti imdadımıza da öğrendik ne demekmiş. 


İstikşafi: Keşif ve tahkik etmeye çalışmak. Etraf ve teferruatını zahire çıkarmak.

Hiç bişii anlamadık doğal olarak. Açtık TDK'na baktık açıklamanın açıklamasını öğrenmek için. " Ön görüşme, araştırma, tanıma görüşmesi. " demekmiş. 


Benimsedik hemencecik. Hatta kullandık bile yerli yerinde, cümle içinde.

Ama anlamadık; seçimde birinci parti çıkan partinin, muhalefet kurma çalışmaları sırasında, çok yakından tanıdığı bir partiyle on gün süren görüşmelere istikşafi görüşme denilmesini.

Bir de 'MÜŞAİT" var. 

Seçim dönemlerinde çıkar karşımıza bu kelime. Yok yerel seçimdi, yok genel seçimdi, olmadı yeniden genel seçim, olmazsa yeni baştan, bi daha bi daha seçim derken hayatımıza iyice yerleşeceğe benzer bu müşait kelimesi. 

 ( Müşait: Hiçbir siyasi partiyle ilişkisi olmayan ve tamamen gönüllülerden oluşan, seçimin adil ve şeffaf olması için çalışan gözetmen. ) 

Mesela; Oy Ve Ötesi bu amaçla kurulmuş tamamen gönüllülerden oluşan bir sivil toplum hareketi.

Müşait olmak için ille de bir ön başvuru falan olması gerekmiyor. Oylarımıza sahip çıkmak vatandaş ve seçmen olarak görev ve hakkımız. Hangi partiye oy vereceksek verelim ama mutlaka oylarımızı ve seçim sandıklarımızı sonuna kadar koruyup gözetelim. 

Madem ki buna gerek var -ne yazık ki - :(  hepimiz müşait olalım geleceğimiz için. Lütfen!!!

Haa! bir de 'FITRAT' vardı di mi..? 


n y tartaç

23 Ekim 2015 Cuma

AH! ANILAR ...




                                              Sürrealist Ressam Vladimir Kush - ( pearl )



Ne aymaz, aldırmaz

yaramaz şeylersiniz siz 

anılar...

Yol yordam bilmez misiniz? 

Çıkıp gelirsiniz olur olmaz anda.

Ya son damladasınızdır kadehin dibinde

ya kumsalda ayak izinde.

Elinden horoz şekeri alınmış bir çocuk burukluğunda bazen

çıkar gelirsiniz ansızın...

Unutmayalım diye

 kıymetli bir inci tanesi gibi saklı olsanız da avucumuzda,

 ya da sonsuza kadar unutmak için,

en derinine fırlatılmış da olsanız denizin,

göz yaşımızdan bile yakınsınız...

Ufukta kaybolan bir gemi çığlığından,

kopup geliverirsiniz,

yanı başımıza sisler arasından ...

Ahh! anılar... 

Siz hiç bıkmaz, yorulmaz, uslanmaz mısınız..?

Biz yaşlandık,

siz hiç yaşlanmaz mısınız..?


n y tartaç







2 Ekim 2015 Cuma

Fukaranın Düşkünü Beyaz Giyer Kış Günü



Mayomuz, havlumuz, şortumuz terliğimiz, şapkamız ve montumuz botumuz şemsiyemiz hazır... 

Tatile gidiyoruz.


Kayak takımı da alsamıydık acaba yanımıza :P




27 Eylül 2015 Pazar

KÜÇÜK AYRINTILAR ...




 Siz bakmayın ayrıntılarda boğulmayın diyenlere... Hayatımıza yön veren, bizi biz yapan, büyük fotoğrafı oluşturan küçük ayrıntılardır

Kül tablasında bırakılan  ve sabah balkona savrulmuş küllerini gördüğünüzde sizi çileden çıkaran izmaritler;  "O küllük neden çöpe dökülmüyor da öylece bırakılıyor?" diye bıdı bıdı yaptığınız pis, kokuşmuş küçük bir ayrıntıdır mesela. Oysa hayatınızın merkezindeki kişi, "O" yanı başınızda olduğu için vardır kül tablasındaki pis izmaritler belki. Ve bir gün kül tablanız tertemiz kaldığında, hayatınızda kocaman, yeri doldurulamaz bir boşluk açılmış olabilir.

Yemek, bulaşık, ütü, çamaşır ve çalışma hayatındaki koşuşturmaca derken kendinize ayıracak zamanınız kalmıyorsa, çoluk çocuk evde demektir. Hiç işinizin olmadığı bir gün gelecektir. Ama o gün yapayalnızsınızdır.

Güzel küçük ayrıntılar süsler bazen hayatımızı. İyi hissetmemizi sağlayan ayrıntılar... Kapınız çalınır. Hiç beklemediğiniz, tamamen ümidinizi kestiğiniz anda, o en sevdiğiniz karşınızdadır. Küçücük bir adım atmıştır... Hayatınız değişiverir.


Bugün bu hayatı yaşıyor olmanızın nedeni; o gün, o saatte ve o anda "orada" olduğunuz içindir.

Bir anlık bakışın peşi sıra bir ömür verenimiz yok mudur aramızda..?

Ayrıntılar önemlidir. Yarın nerede, ne durumda olacağımız bugün, her ayrıntıyı iyi değerlendirmemize bağlıdır. Geleceğimiz için sadece özel yaşantımızda değil, her konudaki, her ayrıntıya kafa yormalıyız. 

Çünkü derler ya; şeytan ayrıntıda gizlidir...

n y tartaç


24 Eylül 2015 Perşembe

BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN





Bak şimdi ben de açacağım bayramlık ağzımı...  Tamam o kınalı kuzunun melül melül bakan dünya güzeli gözlerine bakıp, öpüp, okşayıp, elinizle besledikten sonra dayayın bıçağı boğazına kesin... Kurban kesmek dinimizin icabı elbette. Ama seksen parçaya ayırıp, buzluğa tıkıp, altı ay yemek için kurban kesilmemeli. Bir kısmını ayırdıktan sonra gerisini dağıtmak gerekir dinimize göre. Konu komşunuzda yoksul olmayabilir. Çıkın dışarı, şöyle bir bakın etrafınıza. Her köşe başı bir yoksul mekanı. Hele Suriyeli sığınmacılar da geldikten sonra caddelerde, sokaklarda, avm önlerinde, duraklarda her adım başı yoksullar mendil açmış oturuyorlar çoluk çocuk. Küçük paketler hazırlayıp onları da sevindirseniz olmaz mı, hı..? Onlar da yılda bir kez bile olsa et yeseler... Bayram gibi olmaz mı bayramınız..? Veren el olmak mutluluğunuza mutluluk katmaz mı bir kat daha..? (Dilenciye sadaka - para - vermek prensibim değildir ama bu başka bir şey.) 

Teröre kurban verdiğimiz gencecik şehitlerimizin ve gazilerimizin,  analarının - babalarının, kardeş, eş ve sevgililerinin, yakınlarının büyük acılarını yüreğimizde böylesine derinden hissederken, her gün yeni şehit haberleriyle sarsılırken, ülke bile isteye bir kardeş kavgasına sürüklenirken, bu bayram ne kadar bayram olabilecekse artık...

Kutlu olsun

n y tartaç