19 Şubat 2015 Perşembe



Bilmiyordu içindeki çocuk;

kartopu oynamak,

ölüm demekti bu ülkede...

Bilmediği gibi kardelenlerin;

güneşi görmek,

ölmekti bazen...

n y tartaç

14 Şubat 2015 Cumartesi

ADI ÖZGECAN ...



Adı: Özgecan. Anasının canı, canından ötesi, kınalı kuzusu. Babasının öpmeye, saçını okşamaya kıyamadığı sürmeli ceylanı...

Bugün yok Özgecan. İnsanlığın, erkek neslinin yüzkarası üç ahlaksız tarafından acımasızca tecavüze uğrayıp, sonra yakılarak katledildi.

Aklım yüreğim Özgecan'ın gülen gözlerine kilitlenmiş, ellerim şokta. İsyanımı, nefretimi kusmak istiyorum kelimelerim aracılı ile ama kımıldayamıyorum bile. Felç olmuş gibi uzun süre ekran başında zihnimi toparlamaya çalıştım. Zihnimde bir resim; resimde bir küçük güvercin... Özgecan...

Biz nasıl bir ülke olduk böyle..? Diyeceğim... Biliyorum nasıl bir ülke olduğumuzu. Beyinsiz sürülerdik zaten bizi uçurumdan atmak üzere peşine takanlara sessizce itaat eden. Şimdi aynı zamanda; ar, namus, iffet, töre diyerek, ne kadar arsızlaştığımızı, namussuzlaştığımızı, iffetsizleştiğimizi görüyorum tiksindirici bir iğrentiyle. Bu kadar yozlaşmanın sonucu mudur, kadına yönelik hergün daha da daha da artan ve gittikçe dozunu artıran taciz, şiddet..? Eğitimsizliğin sonucu mudur böylesine insanlık dışı vahşet..? Ya vicdan..? Nasıl susturabildik topluca vicdanlarımızı..? Toplum muhafazakarlaştıkça, kadın türbana, o da yetmez kara çarşafa sokuldukça nasıl olup da dünden daha çok maruz kalmakta, tecavüze, dayağa, töre cinayetine. Kim vermekte erkek denen, kendini erkek sanan, aklı, beyni, ruhu, bedeni tek bir organdan ibaret olan yaratıklara bu hakkı. (Adam gibi adamlara değil elbette sözüm.) Söz konusu kendi anası, karısı, kızı ise, yan gözle bakanı deşmeye hazırken, başkasının karısı, kızı, anasıysa her türlü muameleye hazır sanan saman kafalıları böyle düşünmeye 

iten nedenlerin başında, başımızdaki gerici zihniyetin kadınla ilgili düşünceleri olsa gerek.

Şu linkteki örneklerde açıkça kadın aşağılanmaktadır.


Ve en acısı, en acımasızı, toplumun bir kesiminin tecavüz olayına bakış açısıdır. Büyüklerinden(!) öğrendiklerini sergiliyor olmalılar. Yani; eğer kadın, başı açıksa ona tecavüz etmekte bir sakınca yoktur.  Twitter da atılan bazı tweetler ülkenin gitmekte olduğu karanlık yolu dehşetle seriyor gözler önüne. Bir tweette " O da kimbilir ne o... puluk yapmıştır..." gibi çağ dışı, insanlık dışı, akla mantığa sığmaz bir ifade kullanmış hayvan diyemeyeceğim bir mahlukat. Ne demişti bir büyükleri(!) "Kadının, oğlunun yanında bile diz kapağından yukarısının görünmesi caiz değildir." Neden mi..? Çok basit !!! "Oğlu anasından tahrik olabilir. " miş... Böylesine hastalıklı, böylesine sapkın kişiliklerin söz söylediği bir ortamda, onları örnek alanlarca, erkeğin kadını mal gibi görmesi, kadın/ı/ üzerindeki her türlü iradenin kendi elinde olduğunu sanması ve onu istediği gibi kullanmayı kendine hak bilmesi çok normal. (!)

Ülkemizde yalnızca kadın cinayetleri değil, şu yazımda da bahsettiğim gibi;  KADINA YÖNELİK ŞİDDET 'in her türlüsü hat safhadadır. Ve bununla ilgili yapıcı, etkili ve sistemli çalışmalar israrla yapılmadığına göre, şu mu denmek istenmektedir..? "Dizini kır otur oturduğun yerde. Üç tane, üç de yetmez beş tane çocuk doğur debelen dur evin içinde. Okumak, çalışmak topluma karışmak, ekonomiye katkıda bulunmak, hele hele erkeğinin karşısında kişilik haklarını savunmak, baskılara başkaldırmak senin neyine..? "

Bugün kadının adı Özgecan...


Yarın "Kadının Adı Yok..."


Başka bir Özgecan için ağlayana kadar...


Işıklarda uyu Güzel Özgecan, melekler yoldaşın olsun.

n y tartaç




13 Şubat 2015 Cuma

SEVGİNİN BÖYLESİ...



Sevgiliye SİZ diye hitabedilen zamanlardan, "hadi s... lan!"  denen bu zamanlara gelindiğini düşünürsek oldukça evrilmişiz toplum olarak.

Hani şu;

"Bir bahar akşamı rastladım size
Sevinçli bir telaş içindeydiniz
Derinden bakınca gözlerinize
Neden başınızı öne eğdiniz..."

diye başlayıp devam eden şarkıda olduğu gibi sevgiliye 'siz' demek ne kadar mantıklı, hoş ve samimi bir söylemdir o tartışılır ama bugünkü gençlerin samimiyetleri(!) de dudak uçuklatır cinsten doğrusu. Ya da ben yaşlandım da aykırı geliyor, ne bileyim... 


Aşığın gözleri sevdiğinin gözleriyle buluştuğunda yüreğinde pır pır kelebekler uçuşur, eli eline değdiğinde ayakları yerden kesilir ve sanki bıraksan havalanır taa bulutlara kadar, sesini duyduğunda kalbinde kuşlar ötüşür falan diye bilirdik biz eskiden, bırak lanlu lunlu konuşmayı. 


Bugün, sohbetlerine, daha doğrusu bağır çağır kavgalarına şahit olduğum iki genç, kadın erkek ilişkilerinde ve iletişimde hangi noktaya geldiğimizin bir örneği gibiydi. Bir tek bu örnek olsa; herkesin aldığı terbiye gereği sergilediği davranış biçimi farklı olur elbette deyip üstünde durmayacaktım. Ama daha önce de benzer  davranışlara şahit olmuş ve şaşırmıştım şimdiki ilişkilerdeki laçkalığa.


Bugün gördüğüm gençler ilk başta sarmaş dolaş oturuyorlardı yanı başımızdaki masada. Kız ne söylediyse artık, delikanlı kızın elinden hışımla çekti elini. Gün görmemiş bir küfür savurdu. Kız bozulacak, kızaracak, utanıp ağlayarak masayı terk edecek diye onun adına utanıp küfrü duymamazlıktan gelmiştik ki; kızın etrafı hiç umursamadan "lan oolum var ya, ben senin..." diye başlayıp ve bağırarak ardı ardına sıraladığı küfürler yanında delikanlının küfrü yunmuş arınmış kaldı. Bir de ayağa kalkıp çocuğa bir tekme savurdu en okkalısından. Eyvah! şimdi büyük olay çıkacak diye ve duyduklarımızın utancından masaya yapışıp kaldık. :) Biraz sonra sesleri kesildi ama o tarafa bakamıyoruz, bütün o küfürler bize edilmiş gibi. Neyse bir on dakika sonra  kalkarken göz ucuyla baktığımda bir de ne göreyim..? Kız delikanlının boynuna başını gömmüş, delikanlının bir eli kızın saçlarının arasında dolaşıyor, diğer eli kızın elinde, kıkırdaşıyorlardı...


Oradan uzaklaşırken, " sevgi bu kadar bayağılaştırılmamalı" diye düşünmeden edemedim. 


n y tartaç


12 Şubat 2015 Perşembe



Ben yine yanlış bişii yaptım sevgili arkadaşlarım :P

Nasıl yaptım onu da bilmiyorum ama eski bir blog yazımı düzelteyim derken siliverdim pat diye :(

Yardım edebilir misiniz diyecektim :P

Off! sıktın artık, senle mi uğraşacağız derseniz de kırılmayacağım haklısın, naapiim :)

Ama bir hayırsever çıkar da el atıverirse şu sorunuma

Binlerce teşekkür edeceğim kendisine :)

10 Şubat 2015 Salı

SİZ HALA SEVGİLİSİZLERDEN MİSİNİZ?




Siz hala 

sevgililileştiremediklerimizden misiniz?


Gözümüz kulağımız ve de kıpkırmızıya boyadığımız sevgiye 


muhtaç kalplerimizle Sevgililer Günü'ne kilitlenmiş bulunuyoruz. 


Malum tüm umutlarımızı 14 Şubata bağladık bekliyoruz. 

O gün ekonomimiz canlanacak ve yıl boyu 


sinek avlayan esnaflarımız rahat bir nefes alacak. 


Öyle ya;  kalbi pıt pıt atan, aşk böcüğüne hediye almaz da ne 


yapar? Zaten hediye almamak gibi bir gaflete düşerse, ertesi gün 


aşk böcüğü uçuup gider mazallah. Gidemeyecekse eğer, ertesi sene 


14 Şubat'a kadar sevdiceğinin beyninin etini yer durur ;) Hayır, 


biz kadın sevgililerin derdi hediye mediye değil Allah canımızı 


almasın ki. Maksat ekonomi canlansın. Ve bizim de buna bir 


katkımız olsun sevgililerimiz aracılığı ile. :) :) (neden kadına 


hediye alma günüymüş gibi algılanır sevgililer günü o da ayrı bir 

konu ya...)

Siz de ekonomiye katkıda bulunmak istemez misiniz..?


O halde önümüzdeki birkaç gün içinde sevgililileşmelisiniz.


Yoo, zor değil o kadar da...


Çekin o gözlerinizi ufuktan.


 Ya da beyaz atlı bir prens bulurum umuduyla masallarda gezinip 


durmayın artık. ( Beyler, peri padişahının kızını veya Rapunzel'i de 


beklemeyin, gelmez. :) ) Onlar boş hayaller. Biliyoruz da 


söylüyoruz di mi..? Öyle olmasa biz bulurduk. Siz daha doğmadan 


önce çook aramıştık biz de oralarda. ;)


İnin bulutlardan, gelin şöyle yakınlara. Belki tam karşınızda 


hergün gördüğünüz, hatta gıcık olduğunuz kişidedir aşkta 


aradığınız ne varsa. Ya da hergün yanından geçip gidiyorsunuzdur 


 hayatınızın aşkının. Bi dönüp baksanız göreceksiniz ama dedim 


ya, gözleriniz ufku taradığından göremiyorsunuzdur burnunuzun 


dibindekini. 


Hala sevgilisizlerdenseniz;


belki de ne aradığınızın farkında değilsiniz henüz. Kalbinize kulak 


verin, ne istiyor bi dinleyin.


 O size fısıldayacaktır AŞKI. 

  
n y tartaç

5 Şubat 2015 Perşembe

KALK TAHTAYA HAYAT



Hep sen mi ders vereceksin bize hayat..?

Sıra sende, kalk tahtaya.

Bildin, bildin

bilemedin,

cezalısın.

Tek ayak üstü bekleyeceksin

ders bitene kadar...

n y tartaç

***

1 Şubat 2015 Pazar




                                       STILL ALICE                                 


İnsan beyni milyarlarca bilgiyi depolayan ve yeri geldiğinde bu bilgileri ilintili olgularla eşleştirip hatırlatan muazzam bir organ. Beyin; gelişmiş ve çok sistemli çalışan bir bilgisayardır diyebiliriz sanırım. Bir hatırlama organı olduğu gibi, aynı zamanda unutma organdır da beyin. Ve unutmak bence insana bahşedilmiş en güzel özelliktir. Bizde derin izler bırakmış ve aynı yoğunlukta hissetmeye devam edecek olsaydık, acısına dayanamayacağımız anılarımız, yaşanmışlıklarımız vardır hepimizin geçmişinde. Neyse ki zamanla unuturuz bazı şeyleri. Ya da unutmayız da ( ki; beyinde hiçbir bilgi yok olmazmış.) bilinçaltımızda en kuytu, en tozlu köşelere itekleriz hatırlamak istemediklerimizi. En olmadık zamanda karşımıza dikilip paslı bir bıçak gibi kalbimizi deşelese de o anılar, zamanla etkisini yitirir, eskisi kadar canımızı yakamazlar. Geçmişimize ait bazı olay, anı veya kişileriyse hiç hatırlamayız.

Normal şartlarda beynin öğrendikleri ve hatırladıkları yanında unuttukarı çölde kum tanesi kadarmış. 

Unutmanın hastalık derecesinde olduğu, hastalık olduğu durumlar var bir de. 


Alzheimer   ...


Alzheimer genel olarak yaşlılarda rastlanan bir unutkanlık (bunama) hastalığı. Ama bu hastalık daha genç yaşlarda da görülmekte. 

İşte genç sayılabilecek bir yaşta Alzheimer'a yakalanan Alice'in yaşadıklarını anlatıyor " Still Alice " filmi. Güzel bir film. İzlemenizi öneririm...

***
Birgün sizin için önemli olan isimleri, kelimeleri, anları unutmaya başladığınızı düşünün.

En sevdiklerinizin, eşinizin, çocuklarınızın ismini ve hatta bir gün kendi isminizi bile hatırlayamadığınızı bir düşünün.

Hergün yürüdüğünüz yolda kaybolduğunuzu, kendi evinizde banyonun yerini bulamadığınızı, hergün yaptığınız rutin işleri yapmayı unuttuğunuzu, hangi gün, ay ve yılda olduğunuzu hatırlayamadığınızı düşünün...

Eş ve çocukların gözünde, gittikçe ağırlaşan bir tabloda seyreden bu hastalık karşısında yaşadıkları; panik, endişe, korku ve bıkkınlığı görmek çok üzücü olmalı...

Hastalığın başlangıç aşaması, yani henüz bazen unutup bazen gündelik hayatı devam ettirebilirken yaşananlar ve kendi beyninde olup bitenin farkında olup ama buna engel olamamak ve kabullenmek gerçekten çok zor olmalı. 

***

Alice Howland, ünlü bir dilbilim profesörüdür. Kendisine Alzheimer başlangıcı teşhisi konduğunda tüm hayatı değişecektir.

Ve bu hastalıkla başetmenin yollarını arayacaktır.

Filmin başrollerinde: Julianne Moore, Alec Baldwin oynamakta.