17 Aralık 2014 Çarşamba



Selam Sevgili Arkadaşlarımm !!!

Yine bir sorunum var ve yine beceri, yetenek ve bilgimi aştı. Nasıl düzelteceğimi bilemiyorum.

Blogumu takibe almak isteyen arkadaşlar izleyici gadget imin bozuk olduğuna dikkatimi çektiler (ve aylar ve aylardır bozuk olduğunu yeni farketmiş oldum böylelikle. ;) :) )


Bi el atsanız... LÜTFEN !!!

Teşekkürler şimdiden :)






Sevgili Sevdican  güzel bir etkinlik başlatmış. blog keşif etkinliği " Ben katıldım. Siz de katılmak isterseniz diye linkini yayınlıyorum...

http://sevdicann.blogspot.com.tr/2014/12/blog-kesif-etkinligi.html 


15 Aralık 2014 Pazartesi

SEVGİLİ HAYAT




Bana bugün bir iyilik yapsana...

Piyangodan büyük ikramiyeyi bana çıkarsana mesela.

Yok, biletim yok, bu olmaz.

Mısır'daki amcamdan miras kalmış olsa

desem...

olamaz

Benim hiç amcam yok ki... Ne Mısır'da ne burada ne dünyanın herhangi bir  yerinde.

Tamam hayat, vazgeçtim paradan puldan.

Bana sevdiklerimi göndersen ya uzaklardan...



10 Aralık 2014 Çarşamba

MAKSAT ÜZÜM YEMEK Mİ, BAĞCIYI DÖVMEK Mİ..?





Osmanlıca; Türkçe, Arapça; farsça karışımı yapay bir dildir.   

Toplumun gereksinimlerinden doğmamıştır.


Lisede edebiyat hocamız; Osmanlıca saray ve çevresi ve seçkinler 

tarafından benimsenip kullanılan - esperanto - yapma bir dildir 


derdi. (Ki; özgürce ve cömertçe sunduğu derin bilgileri hala 


yolumu aydınlatır. Hala yanlış bir kelime kullandığımda, dudağını 


sarkıtıp gözlüğünün üstünden ters ters baktığını görür gibi olurum, 


kürsüden sırama doğru. Mekanı cennet olsun Necmettin Karagülle 


hocamın.)





Okunması ve  yazması çok zor olduğu için  Osmanlıda okuma 

yazma oranı çok düşüktür.  ( % 2 -  %9 ) Halktan kişiler hükümetle 


ilgili işlerini çözmek için yazışmalarda  arzuhalcileri kullanırlardı. 


Bu nedenle de osmanlı;  bilim, fen ve teknolojideki  gelişmeleri 


izleyememiş çağın gerisinde kalmıştır.


Ulusların, toplulukların konuştukları diller; o topluluk ya da 


uluslar yaşadıkları sürece yaşayan, işlevsel dillerdir.


 Bu nedenle Osmanlıca; Sümerce, Hititçe, Trakça ve benzeri, 

tarihe 


malolmuş diğer diller gibi ölü bir dildir.


Bugünün çağdaş Türkiyesinde uzmanlardan beklenen;  


eğitim ve öğretimde ülkeyi daha ileriye taşımak için çözümler 


üretmek olmalıydı. Ve  genç, tazecik beyinleri işlemek, 


aydınlatmak için konuyla ilgili daha yapıcı fikirler sunmalıydılar. 


Sistemi geliştirerek değiştirmek, düzenlemek, matematik ve fende, 


edebiyatta, güzel sanatlarda, bedensel ve zihinsel gelişim 


konularında eğitimin çağdaş seviyelere çıkarılması için büyük 


adımlar atmalıydılar. Olması gereken buydu...


Artık işlevselliği, ki, vakti zamanında da ne kadar işlevsel ve kabul 

görmüş olduğu tartışma konusuyken, bugün neden Osmanlıca gibi 


ölü bir dil diriltilmeye çalışılıyor..? Gerçekten amaç ecdadımızın 


mezar taşlarını okuyabilmek midir..? Kaldı ki; üniversitelerin ilgili 


alanlarında sadece mezar taşı okumak için değil, tüm Osmanlıca 


metinleri okuyabilecek uzmanlar yetiştiriliyor. ( üstelik, benim 


gördüğüm osmanlıca yazılı mezar taşlarında Türkçe açıklama da 


bulunuyordu.)


O halde; zaten allak bullak olmuş eğitim sistemimizde, minicik 

beyinler neden daha fazla karıştırılmak isteniyor..? Yoksa 


Osmanlıca bahane ve gerçek amaç eski arap alfabesine dönme 


isteğinin bir ön nabız yoklaması mıdır..?



n y tartaç

8 Aralık 2014 Pazartesi

UMUTLARINIZA KARLAR MI YAĞIYOR..?





Bazen sıkar hayat
 Her şey üst üste gelir 
 Üstünüze üstünüze... 

Taşıyamayacağınız kadar ağırdır sırtınızdaki yük
 Ezilirsiniz altında, nefesiniz kesilir...

Kaçıp kurtulmak istersiniz...
 Uzak, çok uzaklara. 

Hatta yok olabilmeyi dilersiniz,
 ardınızda bir iz bile bırakmadan

Oysa deneyimler, yaşanmışlıklar göstermektedir ki;
bu dünyanın devranında 
ölümden gayrısına çare vardır

Hem;
her zaman her şey güzel olacak değil ya hayatta... 
Hep yemyeşil düzlüklerde koşamazsınız...
Dikenli tarlalardan geçmek da var bu yolda.

Olsun! Dersiniz sonra... 
En önemli şey sağlıktır. 
Sağlık olsun... 
Bu da geçer...

Bilirsiniz...
Her karanlığın sonunda 
aydınlığa açılan bir pencere vardır... 
Mutlaka.

Kış biter 
ve bahar gelir güneşli günleriyle.

O halde
Umutlarınıza karlar mı yağıyor..?
 Pes etmeyin.
 Her kar tanesi 
baharda açacak bir çiçektir farz edin...

nurten y tartaç

6 Aralık 2014 Cumartesi

DÖN DÜNYA




Dön dünya ...

yetmez daha hızlı

daha hızlı, daha hızlı dön 


hatta hırs yap tersine dön biraz da


tut


silkele üzerinden


kıyında köşende kalmış, unutulmuş ne varsa;

 masumiyet kırıntısı,


iyi kalpler,


güzel duygular, sevgiler

hepsini


fırlat gitsin uzay boşluğuna 


yeşermesin umutlar üzerinde...

Sen böyle kirlendikçe


kirletildikçe


 kötülük kol gezdikçe


üzerinde,


kuytularında


suçlusun...


Bilesin  sorumlusun sen de




     nurten y tartaç



2 Aralık 2014 Salı

3 ARALIK ENGELLİLER GÜNÜ




Tv lere gazetelere çıkacaklar en büyüklerimiz ve demeçler verecekler;

"Çağdaş sosyal hukuk devleti olarak, engelli vatandaşların topluma kazandırılmaları ve insan haklarının eşit ölçüde sağlanması için gereken herşeyi yapmaktayız. 

Engelli kardeşlerimizin hakettikleri hayat standardına kavuşması için şöyle şöyle şöyle reformlar yaptık. Yapmaya devam ediyoruz...

Toplumun ayrılmaz bir parçası olan engellilerin, yalnız çaresiz ve itilmiş hissetmelerine asla izin vermeyiz..."

Gibi gibi gibi... daha birçok yaptık ettik, cağız cığız lar sıralanacak. Sanacağız ki bu ülkede engelli olmak, engelliler için  bir engel oluşturmuyor. Yaradan'ın verdiği; bedensel, zihinsel ya da her ikisi bir arada engeller dışında.

Oysa durum hiç de öyle değil. Verilen sözler ve kağıt üzerinde yapılan birçok değişikliğe rağmen, gerçek hayatta engellilerin hayatını kolaylaştıran yapıcı uygulamalar görmüyoruz ne yazık ki...














Burası Başkent. Yukarıdaki iki fotoğrafta yaya kaldırımındaki sarı şerit bildiğimiz gibi görme engelliler için yapılmış. Bilmediğimiz, mantığımızı zorlayan, aklımızı karıştıransa, yolun yarısında sonlandırılıvermiş bu uygulamadan sonra görme engelli vatandaşımızın ne yapacağı. Aslında asıl merak ettiğim; bunu yapan, yaptıran, denetleyen 'gerçek' beyin özürlünün, işareti burada sonlandırırken ne düşündüğü. Belki de işaretin bittiği yerden sonra özürlü vatandaşımızın uçarak devam etmesini falan umdu, sandı ...





Yukarıdaki fotoğrafsa akıllara ziyan bir engelli rampası. Ben bile adım atmakta zorlanırken  tekerlekli sandalyesiyle bir vatandaşımızın buradan geçmeye çalıştığını düşünün lütfen...


Aşağıdaki fotoğrafta gördüğümüz ise tam Nasrettin Hoca'lık trajikomik bir Türkiyem manzarası. Görme özürlüler için yapılan şeridin üstüne konduruluvermiş bir büfe. (Ki; bu büfelerin yerini Büyük Şehir Belediyesi kiraya veriyor.) Siz ne düşünürsünüz bilmem ama bunu yapan 'gerçek beyin özürlü', görme özürlü vatandaşımızın, büfeye gelince kendini ışınlayıp diğer taraftan çıkarak yoluna devam edebileceğini düşünüyordu sanırım. 








Görüldüğü üzere; belediyelerin yaptıkları uygulamalar, engellilerin hayatını kolaylaştırmaktan çok uzak, hatta bazan onların hareketlerini daha da zora sokuyor gibi. ( Fotoğraflayamadım ama birgün, tam sarı şeridin bittiği yerde bir çukur görmüştüm mesela. İnanılır gibi değil.)

Engelli vatandaşların güncel yaşama katılmaları, diledikleri gibi ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için; göstermelik değil, çok daha gerçekçi, işlevsel, yapıcı uygulamalara ihtiyaç var. Engellilere bakış açısı böylesine engelli olmaya devam ettikçe bunun mümkün olması çok uzak görünüyor...


N Y TARTAÇ