27 Eylül 2013 Cuma
Radyoda nasıl geçti habersiz
o güzelim yıllarım...
Yaslanmışım arabanın koltuğuna
Ömrümü geçirdiğim
bu bildik şehre
dalıp gitmiş gözlerim.
Her sokağı, her binası,
her ağacı, simitcisi,
seyyar satıcısı
hatta şu köşede
yıllar içinde benimle yaşlanmış dilencisi
nasıl da tanıdık...
Oysa
bir yabancı gibi izlemekteyim şu parktaki kızı.
Gencecik, ürkek...
Ahh!
İnsan en çok kendine yabancıymış demek.
Nasıl da geçmiş yıllar...
Alt yazılı yabancı film gibi anılar.
Yaban,
uzak
Ve yalan...
nurten y tartaç
22 Eylül 2013 Pazar
NOKTA KADARSIN... HİÇ KASILMA ...
Bak! Bir yaprak düştü denize.
Hadi! Atlasana üstüne...
Uzan boylu boyunca.
Üstünde gündüz güneş, gece ay ve yıldızlar ışıldasın.
Altında koskoca umman, içinde balıklar oynaşsın.
Çırpınma... bırak dalgalar sallasın; bir o yana, bir bu yana.
Boşver... Alsın götürsün bu minik sandal seni.
Bak şimdi etrafına... Ne görüyorsun..?
Dur! ben söyleyeyim...
Sonsuzluk...
Tepende alabildiğince uzanan mavi gökyüzü.
Ve sen,
Bak şimdi etrafına... Ne görüyorsun..?
Dur! ben söyleyeyim...
Sonsuzluk...
Tepende alabildiğince uzanan mavi gökyüzü.
Ve sen,
uçsuz bucaksız denizin ortasında küçücük bir noktasın sanki.
Ne kadar akıllısın şimdi..? Ne kadar zeki..?
Ne kadar akıllısın şimdi..? Ne kadar zeki..?
Nokta kadar ancak.
O da iyimser bir bakışla...
Söyle! Neyi değiştirebilirsin ki..?
Değiştirebilir misin ayla güneşin yerini?
Söyle! Neyi değiştirebilirsin ki..?
Değiştirebilir misin ayla güneşin yerini?
Ki, değişsin gündüzle gece...
Yağmuru denizden gökyüzüne doğru yağdırabilir misin..?
Mümkün olmalı oysa... en çok su denizde ne de olsa.
Üşüyünce uzanıp bir bulut alabilir misin gökten mesela,
Yağmuru denizden gökyüzüne doğru yağdırabilir misin..?
Mümkün olmalı oysa... en çok su denizde ne de olsa.
Üşüyünce uzanıp bir bulut alabilir misin gökten mesela,
örtmek için üstüne..?
Acıkınca denizden bir balık al, at ağzına.
Dört bir yanın suyla çevrili, içsene bir bardak kana kana...
Anlasana..! Kasılma..!
Şu alemde nokta kadardır yerin.
Acıkınca denizden bir balık al, at ağzına.
Dört bir yanın suyla çevrili, içsene bir bardak kana kana...
Anlasana..! Kasılma..!
Şu alemde nokta kadardır yerin.
Ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın.
Ki o yangında muhtemelen ilk yanan da sen olursun...
nurten y tartaç
Ki o yangında muhtemelen ilk yanan da sen olursun...
nurten y tartaç
21 Eylül 2013 Cumartesi
GÜLE GÜLE GİT CANIM ARKADAŞIM
Uzun yıllar alır bir insana dostum diyebilmek, o insanı dost bilmek. Tanışır arkadaş olabilir ve belirli bir zaman dilimini paylaşır hoşça vakit geçirebilirsiniz çevrenizde kendinize yakın bulduklarınızla. Yakın bulmasanız da, yakınınızda olduğundan arkadaş kabul edersiniz bazılarını. Paylaşacak çok şeyiniz olabilir veya ortak konunuz bile olmadığı halde bir adım ötenizde olduğundan bir fincan kahveyi paylaşırşınız kimi zaman bazılarıyla. Eh yalnız olmaktan iyidir. En azından çoluk çocuktan, kocanın huyundan, kapının kirinden, parkenin renginden de olsa bir konu bulunur nasılsa. İki insan bir araya gelmeye görsün-hele de iki kadın- konu kıtlığı yok ya bulunur birşeyler. Boş konularla zamanımı harcayamam diyenlerdenseniz, elersiniz çevrenizdekileri. Onların "ukala kendini beğenmiş, hıh! Bu da kendini ne sanıyor anam bilmem ki..." bakışları umurunuzda bile olmaz. Bazen size küsseler, kendilerince kapris de yapsalar her karşılaştığınızda inatla, hiç farkında değilmiş gibi gülümseyip günaydın, iyi akşamlar nasılsınız demeye ve tüm muhabbeti bununla sınırlı tutmaya devam edersiniz.
İşte ben tam da bu tiplerdenim. Laf olsun muhabbetlerini pek sevmem. Yani, mesela şu muhabbet beni çok sıkar. Sıkmakla kalmaz 'dan' diye "Off! şu konu ettiğiniz şeylere bakın" der çıkarım. E yerim tabii ukala damgasını haklı olarak. Ne diyordum; mesela gelir karşı komşu diyelim, başlar muhabbet.
"Ayol senin mutfak benimkinden geniş valla"
"Yook canıım sana öyle geliyodur."
"Valla! bak sayalım istersen " deyip, üşenmeden eğilir, başlar eni konu yerdeki kalebodurları saymaya.
Balkondaki güvercin pisliklerini kıyaslamaya da başlayınca, "e ne yapmalıyım bez mi bağlayacağım hayvancıkların altına" diye patlayıveririm sonunda. İşte sohbet güvercin pisliği kıvamına geldiğinde keserim komşuluğu, arkadaşlığı.
Bu yüzden sayılıdır arkadaşlarım, dost dediklerim. Ama hepsi birbirinden değerli ve ömürlüktür.
Neden mi yazdım bunca şeyi..? Gidiyor... Onbeş yılımı, bu yıllar içerisinde hemen hemen her günümü paylaştığım arkadaşım gidiyor. En acı zamanlarımda, en büyük mutluluklarımda yanıbaşımda olan, benimle ağlayıp benimle gülen, dostluk arkadaşlıktan da öte artık kardeşim bildiğim Mehtap gidiyor. İzmir'e yerleşiyorlar.
Uzak olacağız. Önce sık sık telefon konuşmalarımız olacak, sonra seyrekleşecek. O gelecek arada anne-babasını ziyarete, bana da uğrayacak. Kimbilir; yolum düşecek İzmir'e, O'na da uğrayacağım, belki üç beş yılda bir. Belki hiç... O'nunla oynadığım kadar zevk alacak mıyım başkasıyla okey- tavla oynamaktan bilmem :) ama şunu biliyorum ki; ömrümce kalbimde apayrı ve sıcacık olacak yeri. Dilerim herşey gönlünce olur.
Yolun açık olsun canım arkadaşım GÜLE GÜLE GİT.
23 Ağustos 2013 Cuma
ÇAKIL TAŞLARI
Gençlik,
önünde koşmaktır zamanın bazen.
Düşünmeden,
çılgınca ve yaşanmamış anlar bırakarak ardında.
Sen koşarken geleceğe,
çakıl taşları gibi saçılır anılar geçmişin karanlığına.
Ne zaman ki yaşlanır, yorulursun
o zaman dönüp bakarsın ancak geriye.
Eğer duruyorsa yerli yerinde,
sarılırsın,
her biri bir pırlanta değerindeki o çakıl taşlarına...
nurten y tartaç
20 Ağustos 2013 Salı
SONBAHAR YAĞMURLARI
Sonbahar yağmurları yağsa umutlarıma
Damla damla düşse önce... ıslatsa hafiften
Hızlansa sonra... delice, delice yağsa.
Çatlak topraklar gibi suya hasret yüreğim,
içse kana kana...
İçimdeki çocuğu tutamıyorum nicedir,
özgür bıraksam artık.
Geziye çıksa gönlünce,
dolaşsa pervasızca ıslak sokaklarda çıplak ayak.
Şarkılar söylese kollarını açıp semaya.
Gökte bulutlar duysa sesini.
Bir coşsa bir coşsa...
Şimşek çaksa, gök gürlese göğü yararak,
yıldırım düşse aniden.
Önce nefret yok olsa, ardından kin, intikam...
Tam hazan mevsimi geldi derken,
tam tükenecekken umutlar,
kır çiçekleri yeşerse suya kanmış bereketli topraklarda
adı sevgi olan, dalları gökyüzüne uzanan.
Ahh! Sonbahar gelse...
Yağmurlar yağsa umutlarımın üstüne...
nurten y tartaç
27 Temmuz 2013 Cumartesi
KAHPE FELEK SANA NE ETTİM, NEYLEDİM..?
Eh ama kahpe felek alacağın olsun senin.
Gırtlağını sıkmadan gidersem öteki tarafa ...
Ne umdum ne buldum şu yalan dünyada
Hangi hayalim gerçek oldu ki söyle, hangi rüyam..?
Hayallerimde deniz kızı, rüyalarımda prenses değil miydim, en afilisinden..?
Sen ne verdin bana hıı..?
Ev hanımı yaptın sonunda.
Nohut oda bakla sofa, iki koltuk bir kanepe.
Bir de mutfağımda tencere tava. Sevindirdin tefaline, teflonuna, hele bulunca seramiğinden, dört
köşe oldum keyfimden.
Her biri ayrı bir nota, vurayım birbirine, çalayım balkonumda.
İsyanım var madem, duyurayım sesimi.
Ama heyhaat! Ya komşu duyarsa..?
Dikerse hakimin karşısına...
Anlaşılan bunu da çok gördün bana.
Ah! Kahpe felek elime bir geçersen var yaa...
28 Haziran 2013 Cuma
HEEYOO!!! GELİYORUM ANKARA ..
Dalgaları, dalgalar arasında hoplayıp zıplayarak bir görünüp bir kaybolan ve bu görüntüleriyle beni çocuklar gibi şenlendiren yunus sürüleri, suyu yalayarak, düzenli bir sıra halinde uçmayı nasıl başardıklarına şaşırtan karabatakları, küçük balıkçı tekneleri, ışıl ışıl transatlantikleri, rüzgarda savrulup hedefi tutturamayan martıları, sarı yaz güneşi, eşsiz boğazı, boğazın karşısında göz kırpan ışıkları, iskele, kafeler, barlar ve babamın yeri gibi olmuş şehir plajı, kumu-denizi, gün batmında oynaşan yakamozları, iskelede bıkmadan usanmadan sabahlara kadar bir o yana bir bu yana yürüyüp duran gençler yaşlılar, çoluklar çocuklar, tamburu ayrı kendisi ayrı makamda söyleyen sarhoş şarkıcı, iğrenç de olsa çayları, şehrin vazgeçilmezi Şakir'i Donanma'sı, gençlerle birlikte ola ola 25 yaşında olduğu sanrısına kapılmaları, okeyi-tavlası, simitçisi börekçisi, ille de balıkçısı, ayaküstü atıştırmaları ile sen gönlümün incisi olsan da, evimi köyümü, eşimi oğlumu, konumu komşumu özledim, kavuran kuru sıcağını bile özledim Ankara'mın. Hadi bana eyvallah. Yine de uzamasın aralar, tez olsun kavuşmalar dileklerimle hoşça kal Çanakkale...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)