Torosların eteğinde şirin mi şirin bir köy. Köyüm. Babamın köyü. 13 yaşında okumak için ayrıldığı ve hayatı boyunca da iki üç yılda bir, bir hafta on günlüğüne gelebildiği köyü. Hep hasretini çektiği, dilinden düşürmediği sonunda da hasret gittiği köyü, köyümüz.
Gençliğimde denize gitmek yerine oraya gittğimiz zaman mızırdandığım, sonraları, gitmek oksijenini çam kokularını içime çekebilmek için can attığım yer.
Şimdilerde köyün nüfusu yeniden artmaya başlamış. Nerdeyse tamamen boşalmaya yüz tutmuş köyde muhtar,köyün nüfusuna kayıtlı aynı soyadı taşıyanlara, sembolik bir bedel karşılığında arazi veriyor ev yapmaları için. Böylece şehirde yaşayan, aslı buralı birçok insan emekli olduktan sonra doğa harikası bu köye yerleşmiş tekrar. Bazı kuzenlerim gibi.
İki dağ arasındaki ovada kurulu köyde sayılamayacak çok çeşitte meyve yetişiyor.
Ve başka, çeşitli tarım ürünleri;
Pamuk; ne yazık ki, kota konduğu için artık eskisi kadar çok değil. Ben çocukken bembeyaz pamuk tarlalarının arasından girilirdi köye.Şimdi tek tük pamuk tarlası var.
Buğday; ki buna da kota konmuş. yerine ayçiçeği ekene prim verilmeye başlanmış. Oysa esmer buğdayının lezzeti eşsizdir. Biliyorum, çünkü kuzenlerim her sene gönderirler. O buğdayla yaptığım kısır ve pilavın lezzeti yiyen dostlar tarafından tescillidir.
Oksijeni bol, şehrin boğucu sıcağına karşın, daha serin, mis gibi çam kokulu köyümden manzaralar.




Köyün Çevresinden eşsiz manzaralar. Bir kayanın üstünde büyümüş çam, beni büyüledi. ( İlk resim)
Köyün yakınındaki Kadıncık Barajından manzaralar.
Kadıncık Barajı; Tarsus Çamlıyayla mevkiinde, kadıncık suyu üzerine inşa edilmiş olan hidroelektrik santralına ait, baraj gövdesinin yukarısında oluşan, çok güzel bir baraj gölü. Gölün rengi alışılmışın dışında,mavi değil zümrüt gibi yemyeşil. Göletin üzerinde Çamlıyayla- Pozantı yolunu bağlayan upuzun bir köprü var. Çevredeki lokanta ve çay bahçeleri muhteşem göl manzaralı. Ayrıca çeşitli alabalık üretme çiftlikleri var.



Ve köyde yetişen meyvelerden sadece bazıları;
Sumak Ağacı: (İlk resim) 3 metreye kadar yükselebilen, çiçekleri sarımtırak yeşil, çalı tipi bir ağaç. Mevsimi geldiğinde toplayıp kurutuyorlar. Sonra da (sanırım)ezerek kullanıma hazır hale getiriyorlar
İncir; Dalında da kuzenim:)
Lap İnciri; (Yöresel adı bu.Başka adı var mı bilmiyorum) (3. 4. Resim) Bildiğimiz kaktüs bitkisi. Üstü çok dikenli olduğu için çıplak elle dokunulmuyor. Eldivenle toplayıp dikeninden arındırıp, dış kabuğunu soyup ikram ediyorlar. Bize sadece yemesi düşüyor:) Çok çekirdekli, tatlı ve barsaklar için çok yararlı bir meyve.
Keçi Boynuzu (Harnup); 10 metreye kadar yükselen ağacı var.Meyvesi ilaç yapımında,kozmetikte kullanılıyor. Ayrıca pekmez yapılıyor.

Ve nar ve hurma
Zeytin ağaçları bana Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun, çok sevdiğim şu dizelerini anımsattı resmi çekerken,
Önde zeytin ağaçları arkasında yar
………..
Seni kara saplı bıçak gibi sineme sapladılar
Köşk; Üstünde yaşlı bir çınarın dinlendiği bu köşk yapılalı yüz yıldan fazla olmuş. Dedemin babası yapmış. Sıcak yaz günlerinde daha serin olan, üstü resimdeki gibi ya da başka farklı şekillerde kapatılan, Yerden kalın ahşap ayaklarla yükseltilmiş bu tip yapılara köşk diyor yöre halkı. Yaz gecelerinde yer yatakları yaparak burda yatıyorlar.
Ali Baba’nın Çiftliği:)
Bunlar da diğer resmini çekebildiğim canlılar
Size sevimli gelir mi bilmem ? (Daha öceki yıllarda kaplumbağa ve bukalemun( Bulunduğu yere göre renk değiştirebilen sürüngen) da görünüyordu etrafta. Bu kez göremedim. Böyle, görmek için can atıyor gibi yazdığıma bakmayın ödüm kopar aslında :))
Dört günlük kısa tatilimde edindiğim izlenimleri gözlemlerimi ve köyümün güzelliklerini paylaşmak istedim sizlerle. Nasıl? Güzel bir köyüm var değil mi?:)