25 Ağustos 2009 Salı

BİR TANIŞMA

 

 

Dün blog arkadaşım  Leylak Dalı’yla buluştuk tanıştık.

 

Önce telefonlaştık tabi, daha önce hiç görüşmemiştik ki,nasıl tanıyacaktık birbirimizi?

 

Kıyafetlerimizi tarif ettik, o bana ,ben ona:)

 

Bir pastanede buluştuk . Leylak Dalı’ nın seçtiği, anılarının olduğu bir pastaneydi. Nostaljik bir mekan yani.

 

Ben  önce gelmiştim Pastaneye. Başladım beklemeye merakla. Yazılarından tanıyıp sevmiştim. Az çok bir fikrim vardı onunla ilgili.

 

Ama gerçek hayatta yeni bir insanla tanışmak farklı birşey. Yeni tanıdığım biriyle hemen samimi olamam ben. İlk gördüklerinde soğuk bulurlar hatta biraz. Sonra fikirleri değişir tabi:)

 

Leylak Dalı pastanaye  Gelir gelmez sarıldık kaynaştık.

 

Başladık sohbete.Sanki biraz önce tanışmamıştık.

 

Sanki yılların birikimi vardı.

 

Koyu bir sohbet başladı.

 

Nelerden bahsetmedik ki?

 

Çocuklar eşler ailelerimiz geçmişimiz. Hayatımız.

 

Ve nerdeyse aynı tarihlerde kaybettiğimiz annelerimizden bahsettik.

 

Çok candan samimi buldum sevgili Leylak Dalını. Sıcakkanlı konuşkan neşeli

 

Üç saat nasıl geçti anlayamadım.

 

Yeniden buluşmak üzere sözleşip ayrıldık…

 

Teşekkürler arkadaşım bu güzel gün için…

20 Ağustos 2009 Perşembe

TCDD ANKARA GARI (Tren İstasyonu)

 

 

                  Yıllardır, yüzlerce kere önünden geçtim garın. 24 yıl önce sadece merak ettiğimiz için bir kez tren yolculuğu yaptık( Bin pişman olmuştuk). Ondan sonra da hiç gara gelmemiştik.

 

 

 

SDC10333

 

 

 

 

                   Bu sabah küçük oğlumu hızlı trenle Eskişehir’e yolcu etmek için  geldik gara.  

 

 

 

 

SDC10317 

 

 

 

 

                         Ne kadar değişmiş, modern bir yer olmuş çok hoşumuza gitti.

 

 

 

 

SDC10318 

 

 

 

“Şu Çılgın Türkler” kitabında Turgut Özakman’ın bahsettiği,

Atatürk’ün Milli mücadele yıllarında kullandığı “Direksiyon  Binası”nın burada olduğunu biliyordum. 

 

Fotoğraflarını çekip sizlerle paylaşmak istedim.

 

 

Anadolu _ Bağdat demiryolu üzerinde yapılmış bulunan”Direksiyon Binası” Mustafa Kemal Atatürk’ün  27 Aralık 1919 da Ankara’ya ilk geldiği günlerde konakladığı ,Ziraat Mektebi’nden sonraki konut ve karargahıdır.

 

 

 

 

SDC10320

 

 

 

 

“Direksiyon Binası” uzunca bir süre Kurtuluş Savaşı’nın Ankara’daki merkez üssü olmuştur.

 

 

 

 

SDC10323 

 

 

 

Bu bina 1920-1922 yılları arasında Ankara Hükümeti Reisi ve TBMM orduları  Başkumandanı Mustafa Kemal’in aldığı çok önemli kararlara tanıklık etmiştir.Kurtuluş Savaşımızın harekat planları burada hazırlanmıştır.

 

 

 

21 Ekim 1921 de Fransızlarla yapılan Ankara Anlaşması’nın görüşmeleri bu binada yapılmış ve anlaşma burada imzalanmıştır.

 

 

 

TBMM nin açılışı kararıda bu binada alınmıştır.

 

 

 

SDC10331 

 

 

 

Kurtuluş savaşı Ankara’sının bir dönem kalbi olmuş bu bina, başta Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Paşa ve yakın çalışma arkadaşlarının saygın anılarını yaşatmak, sonra aynı yapı ve çevresindeki saklı tarihimizin bu kesitini gelecek kuşaklara aktarmak düşüncesi ile bu bina MÜZEye dönüştürülmüştür.

 

 

 

 

SDC10330

 

 

 

Müze iki kattan oluşmaktadır. Binanın üst katında Atatürk’ün Çalışma toplantı ve yatak odası ile Fikriye Hanım’ın kaldığı oda bulunmaktadır. Kendisine ait eşya ile o gün kullanılan mobilyaları olduğu gibi korunmaktadır. Alt katı demiryollları müzesi olarak düzenlenmiştir.

 

 

 

 

Atatürk’ün Treni;

 

 

Mustafa Kemal Atatürk’ün, 1935-1938 yılları arasında yaptığı yurt gezilerinde kullandığı, Alman Linke-Hofmann firmasına yaptırılan ünlü “Beyaz Tren in” günümüze kanal tek vagonu.

 

 

 

SDC10324

 

 

 

 

 

SDC10325

MİMLENDİM

 

ads%C4%B1z

Sevgili Nalan ve ramazan arkadaşlarım beni bu ödülle ödüllendirmiş vee MİMlemişler aynı konuyla.Teşekkürler arkadaşlar


Bu ödülün kuralları varmış.

 


1-Sizi ödüllendirene teşekkür edin
2- Sizi ödüllendirenin blog linkini yayınlayın.
3- Ödülün logosunu yayınlayın
4- 7 yaratıcı blogeri ödüllendirin.
5- Bu 7 bloğun linklerini yayınlayın.
6-Ödüllendirdiklerinizi bundan haberdar edin.
7- Kendiniz hakkında 7 ilginç şey yazın.


Kendimle ilgili 7 ilginç şey ;

Nerden başlasam ki. Tepeden tırnağa ilginç bir tipim

 
1- Son derece hoşgörülü yumuşak bir yapım olmasına rağmen, katı ve kesin kurallarım vardır aynı zamanda.  İlk tanıdıklarında bu yönümü asla tahmin edemez  dostlarım.



2- Bir şeyi kafama takmaya göreyim eninde sonunda yaparım .Zor ya da imkansız anlamam. Yeter ki o şeyi yapmaya karar vereyim.


3- Bazen çok unutkan olabiliyorum.

Hani bir fıkra vardır;

Biri arkadaşına yakınıyormuş “Azizim o kadar unutkan oldum ki,akşam ne yediğimi hatırlamıyorum”

Arkadaşı; Çok şükür benim öyle bir sorunum yok. Şeytan kulağına kurşun. Demiş ve tık tık diye masaya vurmuş.Arkasından da seslenmiş “Kim o”:))

Hani bu derece olmasa da, unutkanım işte.

 

4-Doğada olmak istiyorum diye can atarım. Pikniğe gideriz. Bir minicik örümcek görsem üstümde,çığlığı basarım.

 

 

5-Tüm duygularımı uç noktalarda yaşarım.Mutluluğumu ya da sevincimi de,acılarımı da. Yaşadığım acılar bu nedenle çok daha fazla yıpratıyor beni.

Ya mutlu ve sevinçliyken verdiğim tepkiler?  Onlar da yakınımdakileri yıpratıyor. Nasıl mı?

Mesela: Yıllarca önce direksiyon dersi alırken, çiçeklere bezenmiş ağaçlarla dolu bir bahçenin yanından geçerken öyle bir çığlık atmışım ki ! ” Aman allahım, olamaz !bu ne güzellik !” diye, hocam neye uğradığını şaşırmış.Kaza yaptık sanmıştı:))

 

 

6- Genç kızlarla öyle iyi anlaşırım ki, Beni yaşıtları sanıp başlayıverirler aşklarından özel konularından bahsetmeye.

Hele Elçin’cim; “Şekercim Nurişcim, ben geldim. Bi konu birikti bi konu birikti, anlata anlata bitiremem otur bakiim şuraya” diye başlar:)





7-Şakacı ve neşeli bir yapım vardır ama aynı zamanda herkese karşı  ölçülü ve saygılı olmaya çalışırım. Karşımdakilerden de aynısını beklerim,göremediğim zaman mutlaka tepkimi koyarım.

 

 

Sevgili nalan ve ramazan arkadaşlarım,ben artık 7 kişiyi mimlemeyeyim. Çünkü aynı konu birçok arkadaşa yollandı.  Arkadaş kalmadı yav:))

 

17 Ağustos 2009 Pazartesi

1999 MARMARA DEPREMİ

 

 

b-311855-deprem_1

 

 

 

              1999 Gölcük depremi (Marmara Depremi)

 

              17 Ağustos 1999 sabahı,yerel saatle 03.02 de gerçekleşen,Kocaeli Gölcük merkezli deprem, richter ölçeğine göre 7,5 şiddetinde olup,büyük çapta can ve mal kaybına neden olmuştur.

 

 

              Deprem,tüm Marmara Bölgesinde ve Ankara’dan İzmir’e kadar geniş bir alanda hissedildi.

 

 

              Resmi rakamlara göre 17 binden fazla ölü ve 24 bine yakın yaralı oldu.Yüzlerce kişi sakat kaldı. Binlerce konut ve iş yeri hasar gördü.

 

              Resmi olmayan bilgilere göre, 50 bin ölü, on bine yakın yaralı oldu. Yaklaşık olarak 16 milyon insan depremden,çeşitli düzeylerde etkilendi.

 

               17 Ağustos depremi,gerek büyüklük,gerek etkilediği alanın genişliği,gerekse sebep olduğu maddi kayıplar açısından yüzyılın en büyük depremlerinden biridir.

              

                ……………………..

 

                Bu geçen 10 yıl içinde, yeni bir depreme karşı ne gibi önlemler alındı?

 

 

                Depremde hasar gören binalar ne derece sağlıklı onarıldı, onarıldı mı? Ya da boşaltıldı mı?

 

 

                İnsanlar deprem konusunda ne kadar eğitildi?

 

 

               Yapılan binalar, yeni bir depreme karşı ne kadar dayanıklı?

 

 

               Olası bir depremde ilk yardım konusu çözüme ulaştı mı?

 

 

               Olası bir depremde,deprem bölgesinin güvenliği için alınması gereken önlemler hazır mı?

 

               Aradan on yıl geçti ve bir anne,  depremden sağ olarak kurtulduğunu görenlerin olduğu, kayıp kızını arıyor hala.

              Ölenlerin bilekleri kesilerek bileziklerinin çalındığı haberlerini  duymuştuk deprem sonrasında.

              Deprem bölgesine giden yardım kamyonlarının yolda çevrilerek içinin boşaltıldığına tanık olanlar vardı.

 

 

              Eğer güvenlik hemen sağlanabilmiş olsaydı bu gibi olaylar yaşanmayacaktı.

 

 

              Diyelim, on yıl evvel hazırlıksız yakalanmıştık depreme, ki bu mazeret olamaz. Biz bir deprem ülkesiyiz her zaman hazırlıklı olmak durumundayız.

 

 

              Şimdi,10 yıldır Marmara’yı etkileyecek olası büyük bir depremden bahsedilirken, tüm bu hazırlıkların tamamlanmış olması gerekmez mi bunca yıldır? Sadece Marmara için değil tüm yurtta.

 

 

              Bir kez daha böyle bir acı yaşarsa bu ülke bunun hesabını kim verecek?

 

 

              Deprem doğal bir afettir. Allah’tan geldi, sandığımızdan da yıkıcı oldu. Yapacak birşey yok deyip, sıyrılacak mı yetkililer?

 

 

               Tekrar aynı acıyı  yaşamamak için, gerekli önlemlerin alınmış olduğunu ummak istiyorum…

12 Ağustos 2009 Çarşamba

HADİ GEL KÖYÜMÜZE GERİ DÖNELİM

SDC10250

Torosların eteğinde şirin mi şirin bir köy. Köyüm. Babamın köyü. 13 yaşında okumak için ayrıldığı ve hayatı boyunca da iki üç yılda bir, bir hafta on günlüğüne gelebildiği köyü. Hep hasretini çektiği, dilinden düşürmediği sonunda da hasret gittiği köyü, köyümüz.

Gençliğimde denize gitmek yerine oraya gittğimiz zaman mızırdandığım, sonraları, gitmek oksijenini çam kokularını içime çekebilmek için can attığım yer.

Şimdilerde köyün nüfusu yeniden artmaya başlamış. Nerdeyse tamamen boşalmaya yüz tutmuş köyde muhtar,köyün nüfusuna kayıtlı aynı soyadı taşıyanlara, sembolik bir bedel karşılığında arazi veriyor ev yapmaları için. Böylece şehirde yaşayan, aslı buralı birçok insan emekli olduktan sonra doğa harikası bu köye yerleşmiş tekrar. Bazı kuzenlerim gibi.

İki dağ arasındaki ovada kurulu köyde sayılamayacak çok çeşitte meyve yetişiyor.

Ve başka, çeşitli tarım ürünleri;

Pamuk; ne yazık ki, kota konduğu için artık eskisi kadar çok değil. Ben çocukken bembeyaz pamuk tarlalarının arasından girilirdi köye.Şimdi tek tük pamuk tarlası var.

Buğday; ki buna da kota konmuş. yerine ayçiçeği ekene prim verilmeye başlanmış. Oysa esmer buğdayının lezzeti eşsizdir. Biliyorum, çünkü kuzenlerim her sene gönderirler. O buğdayla yaptığım kısır ve pilavın lezzeti yiyen dostlar tarafından tescillidir.

Oksijeni bol, şehrin boğucu sıcağına karşın, daha serin, mis gibi çam kokulu köyümden manzaralar.

SDC10228

SDC10218

SDC10220

SDC10223

Köyün Çevresinden eşsiz manzaralar. Bir kayanın üstünde büyümüş çam, beni büyüledi. ( İlk resim)

Köyün yakınındaki Kadıncık Barajından manzaralar.

Kadıncık Barajı; Tarsus Çamlıyayla mevkiinde, kadıncık suyu üzerine inşa edilmiş olan hidroelektrik santralına ait, baraj gövdesinin yukarısında oluşan, çok güzel bir baraj gölü. Gölün rengi alışılmışın dışında,mavi değil zümrüt gibi yemyeşil. Göletin üzerinde Çamlıyayla- Pozantı yolunu bağlayan upuzun bir köprü var. Çevredeki lokanta ve çay bahçeleri muhteşem göl manzaralı. Ayrıca çeşitli alabalık üretme çiftlikleri var.

SDC10243

SDC10241

SDC10244

SDC10248

Ve köyde yetişen meyvelerden sadece bazıları;

Sumak Ağacı: (İlk resim) 3 metreye kadar yükselebilen, çiçekleri sarımtırak yeşil, çalı tipi bir ağaç. Mevsimi geldiğinde toplayıp kurutuyorlar. Sonra da (sanırım)ezerek kullanıma hazır hale getiriyorlar

İncir; Dalında da kuzenim:)

Lap İnciri; (Yöresel adı bu.Başka adı var mı bilmiyorum) (3. 4. Resim) Bildiğimiz kaktüs bitkisi. Üstü çok dikenli olduğu için çıplak elle dokunulmuyor. Eldivenle toplayıp dikeninden arındırıp, dış kabuğunu soyup ikram ediyorlar. Bize sadece yemesi düşüyor:) Çok çekirdekli, tatlı ve barsaklar için çok yararlı bir meyve.

Keçi Boynuzu (Harnup); 10 metreye kadar yükselen ağacı var.Meyvesi ilaç yapımında,kozmetikte kullanılıyor. Ayrıca pekmez yapılıyor.

SDC10230

Ve nar ve hurma

Zeytin ağaçları bana Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun, çok sevdiğim şu dizelerini anımsattı resmi çekerken,

Önde zeytin ağaçları arkasında yar

………..

Seni kara saplı bıçak gibi sineme sapladılar

Köşk; Üstünde yaşlı bir çınarın dinlendiği bu köşk yapılalı yüz yıldan fazla olmuş. Dedemin babası yapmış. Sıcak yaz günlerinde daha serin olan, üstü resimdeki gibi ya da başka farklı şekillerde kapatılan, Yerden kalın ahşap ayaklarla yükseltilmiş bu tip yapılara köşk diyor yöre halkı. Yaz gecelerinde yer yatakları yaparak burda yatıyorlar.

SDC10267

Ali Baba’nın Çiftliği:)

Bunlar da diğer resmini çekebildiğim canlılar

Size sevimli gelir mi bilmem ? (Daha öceki yıllarda kaplumbağa ve bukalemun( Bulunduğu yere göre renk değiştirebilen sürüngen) da görünüyordu etrafta. Bu kez göremedim. Böyle, görmek için can atıyor gibi yazdığıma bakmayın ödüm kopar aslında :))

Dört günlük kısa tatilimde edindiğim izlenimleri gözlemlerimi ve köyümün güzelliklerini paylaşmak istedim sizlerle. Nasıl? Güzel bir köyüm var değil mi?:)

5 Ağustos 2009 Çarşamba

İŞTE (Ben)

 

 

 

Sevgili Arkadaşım Sünter, mimlemiş beni.

Bir sanatçı seçip onun şarkılarıyla (Ben’i) tarif etmemi istemiş.

Seve seve canım benim,

İşte Sezen İşte Ben;

( İngilizce sorular Sünter’den )

 

MY LIFE ACCORDING TO: Sezen Aksu

 

Pick Your Artist:

Sezen Aksu

 

 

Male or Female:

Firuze

 

 

Describe yourself:

Kaçın Kurrası :))

 

 

How do you feel ?

Son Sardunyalar :)

 

 

Describe where you currently live:

Lunapark:)

 

 

If you could go anywhere, where would you go:

Yeni Yerler

 

 

Your favourite form of transportation:

Sarı Odalar ( Buna cevap olacak bir şarkısını bulamadım, ben de sevdiğim bir şarkısını yazdım) :)))

 

 

Your best friend (is):

Belalım (Şaka şaka eşim) :))

 

 

What's the weather like:

Kasım Yağmurları  ( Gibi, hep yağdı  bu yaz)

 

 

Favorite time of day:

Dua ( Kandil nedeniyle)

 

 

If your life were a TV show, what would it be called:

Kaybolan Yıllar

 

 

What's life to you:

Sarı Odalar

 

 

Your fear:

Keskin Bıcak

 

 

What's best advice you have to give:

Hoşgörü

 

 

Thought for the day:

Gelsin Hayat Bildiği Gibi

 

 

How  would like to die:

Ayışığı (nda)

 

 

My soul's present condition:

İkinci Bahar

 

 

My motto:

Biliyorsun

(Bence de; Olmaya Devlet Cihanda Bir Nefes Sıhhat Gibi)

4 Ağustos 2009 Salı

EVE DÖNÜŞ (MÜ?)

 

          29 temmuz tarihli postumda oğlumun Ukrayna’ya konser vermeye gittiğini yazmıştım…

 

          Geldi…

 

          Oğlumun dönüşte ayakları yere basacak diye ummuştum

 

          Ama bulutlardan zıplamış

 

          Bir yıldıza tutunmuş

 

          Ve orda kalmış

 

          Şöhret sarhoşu dolaşıyor :)

 

          Bu arada hakkını yememek gerek

 

          Gelir gelmez çok hasta olmasına rağmen (fena üşütmüş) yaz okuluna kaldığı yerden devam ediyor

 

          Bugün de 2. vizesi için okula gitti ama dedim ya çok hasta. Çalışamadı:(

 

          ……………….

 

          Ukrayna’da organizasyon şirketinden 3 kişi bizimkileri almak için havaalanına gelmiş.

 

          Almışlar bizimkileri ve eşyalarını düşmüşler yola. iki saat kadar yol gittikten sonra araba bozulmuş. Organizatör telefon ederek bir minibüs istemiş. Hava da kararmış bu arada. İki yanı omanla çevrili yolda karanlıkta, bir saatten fazla bekledikten sonra, minibüs gelmiş. Tekrar yola koyulmuşlar. Bir saat kadar daha gittikten sonra, turistik bir sahil kasabasına gelmişler.

 

          Festival için gelen kalabalık gruplar, sahilde rengarenk çadırlar, öbek öbek yakılmış kamp ateşleri, eğlenen gençler… Bizimkiler çok mutlu…

 

          Çok sevmiş oğlum Ukrayna’yı… “ Yoldan geçen kızlardan biri Jennifer Lopez’se diğeri Adriana Lima daha aşağısı yok” diyor:)

 

          Konser çok güzel geçmiş. Boyunlarına sarılan, vücuduna imza attıran, resim çektirmek için yarışan gençlerden yolda rahat yürüyememişler. Ünlü oldular ya:))

 

          “Üff… Bu şöhrette kötü şey be… Rahat vermiyorlar adama” diyor:)))

 

          Seneye tekrar gitmek için planlara başladılar, geldikleri gün.

 

          Yani;

 

          Ben, oğlum hevesini alıp gelecek derken,

 

          O hayallerinin peşinde,

 

          Bulutlarda değil artık.

 

          Bulutların üstünden “hoop” diye zıplayıp,

 

          Tutundu bir yıldıza

 

          Eve döndü mü..? Yoksa, evden tamamen uzaklaşmak için bir basamak daha mı atladı? Bilemiyorum…