7 Şubat 2016 Pazar

ÇOOK ÇOK YILLAR ÖNCEYDİ


( Uzun yazdığımın farkındayım. Durduramadım ellerimi. Ama  okumalısınız bence ;) Bir daha kim size taaa 1960 lardan bahsedebilir ki di mi..? :) ) 

Geçen haftaki Nostaljik Pazartesi yazımda şu komşuların birbirleriyle yarışarak örgü örmelerini anlatırken 1960 larda daha ben küçücük bir çocukkenki anılarımı hatırlamıştım... 

 İçinizden pek çoğunuz o yıllarda henüz doğmamıştınız bile. Ben anlatırken siz, ilkel bir çağdan bahsediyormuşum gibi düşünüyor olabilirsiniz. Ama inanın yanılıyorsunuz... Çok daha güzeldi o yıllar. İç içeydi hayatlar. Herkes birbirini özeline kadar bilir, ihtiyacı olana bütün mahalle yardıma koşardı. Paylaşmayı bilirdi büyükler de, çocuklar da. Benim 10-12 yaşıma kadar yaşadığım o Orta Anadolu kasabasında bile ülkenin bugünkü haline bakıldığında bazı şeyler daha moderndi. Bugün kaz ayaklarım, karlar yağmış saçlarım ve acımasız yer çekiminin izleriyle yaşlılık tüm benliğimde bütün ihtişamıyla hüküm sürüyor olsa da; evet, bir zamanlar ben de çocuktum. Hem de ele avuca sığmayan, ağaç tepelerinden inmeyen, istediği olmayınca ter ter tepinerek ağlayan bir çocuk.

O yıllarda çocuklar sokakta oynardı. Evde oturan çocuk olmazdı. Hiç. Evde zaman geçireceği ne TV ne de bilgisayarları vardı çünkü. Mahallenin bütün çocukları toza toprağa bulanmış bir şekilde cıyak cıyak bağırarak oyun oynarlarken, anneler de ellerine el işlerini, koltuk altlarına minderlerini alır, o gün hangi komşuyu gözlerine kestirmişlerse ya da kim buyur etmişse onun kapısının  önünde, düz ayak balkonunda otururlardı. Kimi dantelini, kimi örgüsünü, kimi de işlengisini yaparken, hem sohbet eder, hem de çocuklarını gözetim altında tutarlardı. Arada bir de bağırarak ikaz ederlerdi "Yapmaa! " diye, o günkü ev sahibi komşunun yaptığı çayları yudumlarken. Çay yanına bir ikramları olur muydu bilmiyorum. Ama öyle eni konu misafir hazırlığı olmazdı sanırım. Eğer olsaydı koca mahallenin onlarca çocuğu üşüşürdü başlarına her halde. Oysa oyunu bırakıp eve girmemekte direnen çocuklarına yeter ki doysunlar diye bir dilim ekmek üstüne yağ - reçel sürüp verirdi anneler. 

Bütün mahallenin kadınları oturup el işlerini örerlerken arada başlarını kaldırıp dedikodu yapmaktan da geri durmazlardı elbette. Biliyorum... Çünkü oyun arasında onlara yanaşıp bu dedikodulara kulak misafiri olmak en büyük zevkimdi, Annem fark edip de azarlayarak uzaklaştırana kadar.

Mahallenin kadınları arasında el işlerini en hızlı kim yapacak yarışı olurdu bir de. Dantel veya işlengi işlerken iplerini eşit uzunlukta ölçerek o ipi kim önce bitirecek diye yarışırlardı. Öyle dudak bükmeyin, oldukça önemliydi ipi önce bitirip yarışı kazanmak. Yarış halindelerken kadınların yüz ifadelerini, gayretli çabalarını görseydiniz hak verirdiniz bana. Fidan Teyze vardı mesela... İşine öyle bir odaklanırdı ki, pabuç kadar sakızını hırsla çiğnerken otuziki dişi birden çıkacak sanırdınız ağzından sakıza yapışıp. Sakız da şimdikiler gibi değil hani... Kenger sakız. Bunu da bilmiyor olabilir pek çoğunuz. Şu kadarını söyleyeyim; sert, kaya gibi bir şeydi bakkaldan alındığında. Yumuşaması için bütün gün aralıksız çiğnemeniz gerekirdi. O günün sonunda yatağa girdiğinizde ise çenenizin ağrısından uyuyamazdınız. Ama yumuşayınca da bir o kadar nefis bir tadı ve kokusu vardı. Fidan Teyze bir yandan sakızını şakırdatarak, yarısını ağzından taşıra taşıra çiğnerken, gözünü işlengisinden bir saniye ayırmadan kavgaya tutuşmuş oğluna, " Muhsinn! Muhsin! Allah canını alsın oğlumm, başka bişiicikler demem." diye bağırırdı.

Biz kız çocukları da tuttururduk bazen, saklambaç, körebe, dalya, yakan top, evcilik vs gibi oyunlardan sıkıldığımızda biz de işlengi yapacağız diye. Küçük bir patiskanın üzerine işleyeceğimiz model kadar boyda ve ende, elek gibi delikli ipliklerden oluşan kanaviçeyi teğelleyip, modeli örnek olarak başlar, elimize verirdi annelerimiz. Ve yarışırdık acemice de olsa ipliklerimizi ölçerek. Ahh! o Türkan yok mu, o Türkan. Anacım her şeyi mi sen en iyi yaparsın...? Hep O birinci olurdu yaa! Süpürge yaparken de O en temiz süpürürdü bahçeyi. Annem öyle söylerdi.:) Hele bağıra bağıra ders çalışması yok mu..? Evde yer ahşap, 'çıt!' desen duyuluyor zaten, niye bağırıyorsun ki? Ev sahibimizin kızıydı. İki katlı evimizin üst katında otururlardı. Bağırmasa da olurdu yani ama o bağırarak ders çalışırdı. Çarpım tablosunu bu şekilde öğrendim :P Canımız hiç çalışmak istemese de Annem, Babam; "Bakın! Türkan nasıl da ders çalışıyor. Çok çalışkan çocuk çook." diye başlayacaklar şimdi diye mecburen ders çalışır görünürdük Türkan ders çalıştığı sürece. Gerçi kitaplarımızın içinde Teksas, Tommiks, Zagor falan olurdu ama :P  (Şarkıdan esinlenerek Türkan demiyorum, ismi sahiden de Türkan'dı. Bu Türkanlar fena mıymış neymiş :))

İşlengi mi ne demek..? Bu sanırım o Orta Anadolu kasabasındaki yöresel adıydı. Bilinen adı kanaviçe. Kanaviçenin ne demek olduğunu biliyorsunuzdur değil mi..? Hiç kaneviçe işlemediyseniz bile adını duymuş olmalısınız. Hani şu şimdilerde annelerin, anneannelerin sandıklarından, bohçalarından çıkartılıp motiflerinin etrafından kesilip, başka kumaşların üstüne işlenerek modernleştirilen el işleri. :)

Aşağıdaki kanaviçe örnekleri bilmeyenler için bir fikir verir sanırım.






                                          ( Görseller internetten )
  
                nurten y tartaç     

                               

44 yorum:

Siyah kuğu dedi ki...

1960 Larda annemin yeni doğduğunu düşünürsek ben henüz evrende bile yokmuşum:) o zamanlar çok güzelmiş babaannem hep anlatırdı. sevgiler

parıldayan çiçek dedi ki...

Selam beni o günlere götürdünüz, Bana zorla annem kanavicre işlettirirdi, Sonra çeyizine ne koyacağım derdi

Kalemderi dedi ki...

Yazınız uzun değil ya da çok güzel olduğu için ben bir çırpıda bitirdim :) Tatlı bir rüya gibi. Zamanda yolculuk yapıp o dönem o insanlardan biri olarak yaşayıp ölmek istemedim dersem yalan olur. Hayatmış işte bu. İnsanlar iç içe, sokak güvenli (en azından kendi sokakları), çocuklar dışarıda, çay, muhabbet... Şimdi kim ne kadar var olduğunu öne sürse de yok böyle şeyler... Kanaviçe deyince bildim ben de işlengiyi :) Ablalarım yapardı. Fidan Teyze de ayrı gülümsetti... (adaşım)
Ne kadar güzel anılarınız, dopdolu bir geçmişiniz var. Bizim belki o da olmayacak... Kaleminize, yüreğinize sağlık.

Çınar dedi ki...

Siyah kuğu, 60 lar deyince sana tarih öncesi gibi geliyordur tabii :) Benim küçük bir çocukukken yaşadıklarımsa masal gibidir belki. Ben anlatınca oğullarıma öyle geliyor çünkü :)

Güzel yıllardı. Birçok açıdan :)

Sevgiler

Çınar dedi ki...

parıldayan çiçek , O zamanlar değil de daha sonraki yıllarda, biraz daha büyüyünce Annem de her tatilde elime bir şey tutuştururdu. "Bunu yap!" diye. evet ya bir de o vardı, çeyize ne koyacağız? :) Sanki o binbir emekle, göz nuru dökerek işlenenler kullanılmış gibi. Benimkiler hala neredeyse hiç dokunulmadan dolap çekmece bekliyor. Artık antika diye gelinlere vereyim diyorum. Da, onlar ne yaparlar bilmem :P

Sevgiler

bücürükveben dedi ki...

Asla uzun gelmedi yazın Nurten'ciğim, 1960'lar benim için de çok güzel yıllardı, 58 doğumluyum çünkü:) 65'te ilkokula başladım sen daha şanslıymışsın bahçemiz yoktu bizim ama anlattığın gibi yazın her gün sokağa çıkardık, o yazdığın oyunları oynardık bir tek dalya yoktu bizde sanırım yöreden, şehirden şehire değişiyor, Tom Miksleri çok okurdum ben de, Tom Miks, Teksas....hatmettim:))benim çocukluğum Ankara'da geçti..kooperatif evleri vardı beş blok..Aşağı Ayrancı'da hala duruyor inanır mısın...yıllara meydan okuyor....bu yazından esinlenerek bir yazı da ben yazarsam ayıp etmiş olmam değil mi? İmrendirdin beni...kalemine sağlık çok keyif ve hüzünle okudum...aynı duyguları hissettim...
sevgiler

Çınar dedi ki...

Kalemderi, sorma Fidan'cım, yazdıkça yazasım geldi ne anılar canlandı gözlerimin önünde ama çok uzun oldu diye kırptım :P :) Sokaklar güvenliydi evet. Kapılan kiletlenmezdi. Çat kapı bir komşu giriverirdi içeriye kendi evi gibi. "Ben geldiim. Naapıyosunuz? " diye. Saklambaç oyunumuzu akşam hava kararınca oynardık, düşün, daha zevkli oluyor bulamıyor ebe bizi diye. Gerçi Babalarımızdan zılgıtı yemez miydik eve gidince..? Yerdik tabii. Ama yine de vazgeçmezdik :)

İnan sizin çocukluk anılarınız da yaşınız ilerledikçe ölümsüzleşecek ve belki şimdi farkında olmadığınız ne güzellikler ya da buruk anılar olsa da mücevher değerinde olacak her birisi sizin için.

Teşekkürler

Sevgiler

sercen dedi ki...

Harikasınız biran çocukluğuma döndüm ve ve aynu şeyleri yaşamız olduğumu anımsadım Sevgilerimle

Çınar dedi ki...

bücürükveben, 56 doğumluyum ben de :) Babamın öğretmenlik yaptığı şimdilerde şehir olan o kasabadan 68- 69 yılıydı sanırım Ankara Cebeci'ye geldiğimiz. O tarihten beri Ankaralıyım. O kasabada yaşam daha farklıydı daha samimi bir ortam ve sakin olduğu içinde çocukların oyun oynamasına müsait alanlar vardı. Müsait alan dediysem , öyle parklar bahçeler falan değil, arada bir hatta nadiren bir arabanın geçtiği toprak ya da Arnavut kaldırımı sokaklar. Bizim evimizin yanında kocaman bir meyve bahçesi vardı, bir kenarında iki katlı yıkık dökük eski, kullanılmayan bir ev bulunan. O bahçe ve içindeki ağaçların tepeleri de oyun alanımızdı. Saklambaç oynarken saklanmayı tercih ettiğim yerlerin başında o ağaç tepeleri geliyordu mesela. :)

Üst üste yassı taşları dizip, topla o taşları devirerek oynanan bir oyunda dalya :)
Bak! şöyle bir foto buldum internetten dalya oyununu resmeden :)

https://www.google.com.tr/search?q=dalya+oyunu+nedir&tbm=isch&tbo=u&source=univ&sa=X&ved=0ahUKEwjugvv4zuXKAhVBpSwKHVvgBvAQsAQINA&biw=1047&bih=689#imgrc=yIxaLraTKiEPEM%3A

Kayınvalidemler yıllarca Y Ayrancı Hoşdere'de oturdular. Merih'le /eşim/ düşündük bilemedik o blogları ama kesin görmüşüzdür.

Hadi yazsana Müjde'cim, ne güzel olur, çok sevinirim. Kendi geçmişimize dokunduğumuz değişik bir nostalji serisi başlar belki. Sevgili EQ Ayşe arkadaşımızın başlattığı Nostaljik Pazartesi Etkinliğine farklı bir boyut katarız böylece :)

Teşekkürler

Sevgiler

Çınar dedi ki...

sercen, aynı zaman aralığında yaşamış çocukların demek ki. :)

Bir an çocukluğuna götürebilmişse yazım seni, ne mutlu bana :)

Sevgiler

Bir Dut Masalı - nUnU dedi ki...

:)))
63 model olan bendenize çok yakın bu masallar :))
Ben kanaviçe sevmezdim yapmadım da !! Ama dönemimizin herseyini çok severim bugün olsa yine yaşardım.. Hayatımızın en keyifli Yılları 60&70ler di .. Gezdiğim yerlerde dolaştığım yerlerde hep bu kokuyu arar dururum.. Yarım kalmış eksik kalmış bizim hayatlar sanırım ..
Birdaha ne yapsak olmaz daha gezelim yaşamlar ..
Yüreğine sağlık Çınarım

Makbule Abalı dedi ki...

60'lı yıllar bir başkaydı gerçekten. Çıkarsız dostluklar,büyük aşklar,azla yetinme, kanaat etme...
Günümüzde de o yılların benzeri neden yaşanmasın? İçtenlik, iyi niyet her şeyin üstesinden gelebilir.Zor da olsa, el birliğiyle o yıllar yeniden yaşatılabilir.Her yıl kendi içinde güzel...

Mehmet Osman Çağlar dedi ki...

Zaman tünelinin içinden o günlere bir solukta götürdü yazınız. Sokakta, parkta büyüyen çocuklardık, mahalle kültürünü bilerek... şimdi pc başında büyüyen sarı benizli çocukların ne kadar şanssız olduğunu düşünmeden edemedim. Evet, iyi ki yaşadık o günleri ve onun içindir o günlere özlemimiz.

Ben, hâlâ teksas tommiks'imi, basri ve fatoş'umu, dedektif nick'imi arıyorum, nerede bulabilirim acaba.:)

Bu güzel nostalji ile yaşattığınız duygulara teşekkür eder, güzel bir hafta dilerim size ve aileye... sevgilerimle

Adsız dedi ki...

Size ilk yorumum yazılarınızı zevkle okuyorum.Ben de Ankara doğumluyum evlenince İzmir'li oldum.Kendi çocukluğumu buldum yazınızda çok özlüyorum o günleri. Ben de 65 doğumluyum.Adaşım gibi fena değildim ama sevgiler Türkan

Handan dedi ki...

Ben yetmişlerin çocuğuyum ama aynı modda büyüdük biz de. Sonra seksenler geldi. Sonrası karman çorman :)

EQ dedi ki...

Nasil seviyorum böyle beni o eski yillara götüren yazilari. Resmen yasadim sanki o yazdiklarinin hepsini yeniden. O yagli ekmekler, salcali ekmekler...o sokaklarda oynamalar... Ne cok fark var o günlerle bu günlerin arasinda diye gecti icimden okurken. Herkesin elinde cep telefonlari, kafalarini kaldirmiyorlar onlardan. Her yasta insanlar üstelik....

Ellerine saglik, bayildim!:)

Çınar dedi ki...

Bir Dut Masalı - nUnU , nunuum uzun süre sonra seni buralarda görmek ne güzel <3
63 model iyiymiş :)) Seninle de aşağı yukarı aynı zaman diliminde yaşamış sayılırız çocukluğumuzu.
Ben pek bi meraklıydım her türlü el işine. Hatta annemin örgüsünü söküp keyfime göre yeniden örgü başladığımı/başlayamadığımı sonra da Annemden zılgıtı yediğimi hatırlarım. Bir de, başkalarına diktiği elbiselerin artan kumaşlarını kırpıp bebeklerime elbise dikerdim. Tabii Annemin müşterisine karşı mahçup olacağını hiç akıl edemeden :P Annem baktı olmuyor benim elime de bir el işi başlayıp vermekte buldu çareyi, kendi el işlerinin selameti açısından. Yaşım büyüyünce de, ben istemedim ama Annem zorladı el işi yapmam için :)

Biz özgürce sokaklarda oynayan çocuklardık, özlememek mümkün mü o yılları. Bir de çocukluğa, saflığa duyduğumuz özlem belki hissettiğimiz...

İki oyun arasında büyüyüverdiğimizden mi acaba çocukluğumuzun yarım kaldığını düşünmemiz...


Sevgiler

Çınar dedi ki...

Makbule Abalı , samimi çıkarsız dostlukların olduğu yıllardı o yıllar. Belki az olduğundandı her şey. Komşularıyla tamamlıyordu belki insanlar eksiklerini. Şimdi insanların her şeyleri çok çok var. Kimseye gerek duymuyorlar. Dünya parmaklarının altında bilgisayarları başındayken. Öyle olunca da başlarını kaldırıp gerçek dünyayı görmeye gerek duymuyor olabilirler. On katlı yirmi katlı binalarda, onlarca yüzlerce insan yaşıyor ve asansörlerle inip çıktıkları için kimseyle karşılaşmadıklarından yan komşuyu bile tanımıyorlar. Belki bundandır insan ilişkilerinin bu denli zayıflaması.

Yaşanır mı dersin o zamanların benzeri günümüzde..? Keşke...

Sevgiler

Çınar dedi ki...

Mehmet Osman Çağlar, daha iki yaşında bebelerin elinde tabletler var. Ve öyle de ustalaşmış ki minicik parmakları. O oyunları nasıl öğrenebilmişler bu yaşta hayretler içinde kalıyor insan. Bir o kadar da acıyorum; doğadan, yeşilden, güneşli, karlı, yağmurlu havadan, topraktan uzak yaşamlarına şahit oldukça. Çok şanssız olduklarını düşünüyorum ben de; düşüp kalkmadan, yaralanmadan, kirlenmeden büyüyen bu sarı benizli çocuklara baktıkça.

Valla olsaydı verirdim :) ama orta ikideydim sanırım, bizim Teksas Tommiks ve diğer benzeri kitaplarımızın hepsini sakladığımız yerden bulup, bahçeye koca bir tepe gibi yığdı ve yaktı Babam. :( :)

Ben teşekkür ederim. Bizden de ailenize selam ve sevgiler

Çınar dedi ki...


SEVGİLİ TÜRKAN , hoş geldiniz bloguma :) Yazılarımı okuyor olmanıza sevindim. Çok teşekkürler :)
Yazarken bir Türkan'ı incitmem inşallah diye düşünmüştüm. :)
Aşağı yukarı aynı zaman dilimi çocukları olarak aynı güzel anıları biriktirmişiz geçmiş zaman torbamızda. :) Hepimiz özlüyoruz o yılları. Belki de o yıllarda yitirdiğimiz çocukluğumuzu, saflığımızı...

Sevgiler

Çınar dedi ki...

Handan , ne güzel demişsin 60 lar, 70 ler 80 ler... Sonrası karman çorman :(

Sevgiler

gizli yetenek dedi ki...

81 doğumluyum ben ama anlattığınız çocukluk bana hiiç yabancı değil cidden:))

Çınar dedi ki...

EQ , demek sen de yetiştin yağlı- reçelli ekmek ya da ekmek üstü salça lezzetine :) Ekmeklerimizi sokakta ve terimiz sokağın tozuna toprağına karışıp yüzümüzden gözümüzden akarak, oyuna ara vermeden iki ara bir derede yerdik :) Hıım! Şimdi anladım o ekmekler neden o kadar lezzetliydii... demek toza bulanmış olması gerekiyormuş yağın, reçelin ve de salçanın. İşin püf noktası buradaymış yani. Zavallı bizleer çok da çilekeşmişiz baksanaa :) :)
Öyle faklı ki o zamanlarla şimdiki zaman. Dediğin gibi insan ilişkileri artık en asgariye indirildi çünkü herkes çok mesgul. Kimsenin kimseye ayıracak zamanı yok. Selam vermek için bile... Oysa elimize telefonumuzu ya da bilgisayarımızı aldığımızda bizden sosyal, faal ve cana yakını yok :P ( Şu anda benim de yaptığım gibi) :( :)

Teşekkürler canım

Sevgiler

Çınar dedi ki...

gizli yetenek , ne güzel, ne mutlu sana canım... demek sen de çocukluğunu sokakta temiz havadan, güneş ışıklarından yararlanarak, arkadaşlarla oynayıp, hayatı/çocukluğunu paylaşarak geçirmişsin. Bana sorsan hala çocuksun gerçi :) <3

Sevgiler

bilge dedi ki...

Sevgili Çınar merhabalar uzun zaman oldu bloguma uğramayalı yazını zevkle okudum hiç yabancı gelmedi o yaşantılar ben de kaneviçe işleyen dantel ören bir nesilim hatta bir kaç yıl önce yine işledim kaneviçe bir masa örtüsü...güzel yıllarmış o yıllar bir gün belki bende yazarım o günlerimi..
bloğuma uğrayamıyorum işler güçlerden ölümler den hastalıklardan en kısa sürede aranıza katılmak dileğiyle sevgiler.....BİLGE

Çınar dedi ki...

bilge, selam canım hoş geldin :) Hala kanaviçe yapıyorsun demek ne güzel.

Evet sen de yaz. :) Ben de çok seviyorum anı yazılarını okumayı, okurken kendimden bir şeyler bulmayı :)

Hastalık ve ölümler... Çok üzüldüm canım geçmiş olsun ve başın sağ olsun.

Umarım yakın zamanda aramızda olursun.

Sevgiler

kadriye dedi ki...

O yılları bilmesemde 80 li yıllarda da ben çocuktum ve benzerdi olaylar. Sokaktan içeri girmezdik.Annem bize Salçalı ekmek yapardı :))) Bence 2000 li yıllara kadar çok bozulmadi o yapı sonra bozulmaya başladı.

Çınar dedi ki...

kadriye, sanırım yaşanılan yerin çocukların oyun oynamasına uygun olmasıyla da alakalı biraz, çocukların sokakta oynayarak büyümesi. Ve haklısın 2000 li yıllarda n itibaren iyice çivisi çıktı ülkemizin de dünyanın da.

Sevgiler

bücürükveben dedi ki...

Nurten'ciğim benim ilkokulum da Ayrancı ilkokul - Hoşdere'deydi, çok severim o caddeyi, çocukluğumun simgesidir adeta, rahmetli ilkokul öğretmenim Mustafa Öktemgil Hoşdere caddesinde ismi Beyaz apt. olan bir apartmanda otururdu...hala unutmadım apt. adını bile...ilk fırsatta yazacağım :) teşekkürler cesaretlendirdiğin için
sevgiler

Çınar dedi ki...

bücürükveben, Kayınvalidemlerin Hoşdere'de kısa süre öncesine kadar oturduğu apatrman şu anda yıkılıyor.

Yazmalısın, eminim çok zevkle okuyacağımız bir yazı olacak, bekliyorum :)

Sevgiler

deeptone dedi ki...

kenger işlengi ne güzel sözcüklermiş yaaa. ne güzelmiş ama o günler. çocukluk en güzeli ki yaaa :)

Çınar dedi ki...

deeptone, :)) güzel sözcükler di mii :) aslında hangi zaman diliminde yaşarsak yaşayalım, unutulmaz olan çocukluğumuza duyduğumuz özlem sanki...

Sevgiler

Emel Tüylü dedi ki...

blog keşif etkinliği ile buldum sizi, kanaviçelere bayıldım beni çok eskilere götürdü. takipteyim, sizi de beklerim

Çınar dedi ki...

Emel Tüylü , Hoş geldiniz, mutlu ettiniz:)

Geliyorum blogunuza :)

Sevgiler

Emel Tüylü dedi ki...

Teşekkür ederim, yorumlarda sık sık görüşmek üzere , http://tupbebekseruven.blogspot.com.tr/

Çınar dedi ki...

Emel Tüylü, ben teşekkür ederim, blogunuzu takipteyim :)

Sevgiler

Şengül Aşıkkutlu dedi ki...

blog keşif etkinliğinden buldum bloğunu ve takibe aldım bende yeni blo açtım üstelik şuan bir çekilişim var beklerim http://sengulasikkutlu.blogspot.com.tr/

E S İ N dedi ki...

Nostaljiye özlemimiz ne çok...yazını bir kez daha okuyup ardından yapılan yorumları da okuyunca bunu bir kez daha anladım..Anladım ki, hiç kimse şu yaşamakta olduğumuz hayattan hoşnut değil!. Sanki tuhaf bir girdabın içindeyiz. Ben de dahil, pek çoğumuz çocukluk, gençlik yıllarımızın o masum ve sıradan, sade hayatlarına can kurtaran gibi sarılıyoruz adeta!. Acilen çözüm üretmemiz şart :) bir defa pc başında daha az vakit geçirmeliyiz!. önümüz bahar, yürüyelim arkadaşlar :))) Sonra yeniden mi başlasak acaba kanaviçe örmeye? ;)

Yüzümüzde tebessüm açtıran ve bizleri unutamadığımız o güzel 'nostaljik' yıllara götüren bu sımsıcak yazı adına teşekkürler Nurten Hanım..Sevgilerimle..

Çınar dedi ki...

Şengül Aşıkkutlu ,Hoşgeldinizz :)
Geliyorum blogunuza :)

Sevgiler

Çınar dedi ki...

E S İ N, haklısın kimse hoşnut değil hayatından en azından elinden bir şey gelmeyen ama farkında olanlar. Ve evet sanki bir girdabın içinde dönüp duruyoruz. Neye tutunmak istesek elimizde kalıyor. Dün imkansız, asla dediklerimizi bir bir hayatımızın merkezinde buluyoruz. Şaşkınız... Bir çocukluğumuz kaldı elimizde. Hayal olarak. Onu da elimizden alacak bir yol bulsalar gözümüzün yaşına bakmazlar... Ne yazık ki "pc başında çok oturup sosyal hayattan uzaklaşıyoruz" diyen bizler bile saatler geçirmeye başladık pc başında.

Kanaviçe işlemeye başlamak... Öyle rahata alıştık ki, yapabilir miyiz dersin? Düşünsene bembeyaz patiskalar üstünde işlemeler, ucunda bir karış danteller olan örtülerle donatmışız yatak odalarımızı, koltuk, sehpa, masalarımızı, tv üstlerini :) :P İşlemek bir yana bir de onları yıkamak, ütülemek, kolalamak var. Ayy! düşününce çok zor göründü :))

Ben teşekkür ederim canım

Sevgiler

E S İ N dedi ki...

:) ayh..güldüm iyi mi sabah sabah..kaneviçi işlemesi tamam da!.hani rehabilite eder bizi ...ama sonrası? yıkayınca ve kolalayınca taş gibi olan o patiskaları ütülemek kolay mı!.. zaman değerli..artık biz de zamana uyduk bu çok normal.. hayatımızın içine çok şeyleri sığdırmaya çalışırken, pratikleştirmek şart!. doğru seçimler yapıp, kendi doğrularımızla ve olabildiğince verimli, sağlıklı, huzurlu yaşamak tek dileğimiz.. ruhumuz da, bedenimiz de pozitif duygularla donatılmayı, tertemiz bir havayı solumayı hak ediyor..

Ben internet başında geçirdiğim zamana kendimce bir sınır koydum artık..havalar halen soğuk..önümüz ise bahar!.şimdilik 1 saat süren yürüyüşlerime başladım.. havalar ısındığında bu süreci ve pc başında geçen zamanı tekrar güncelleyeceğim.. :))

Sevgilerimle Nurten Hanım.
Şimdiden size ve ailenize güzel bir haftasonu dilerim.. :)

Çınar dedi ki...

E S İ N , ya di mi ama hadi işledik, zevkle de yaparım /dım. Şimdi yapamam sanırım beldi boyundu eldi koldu derken oohoo! cık! geçmiş benden yapmam. Ben evde dantel bile bırakmadım. Mis, tozunu alıp geçiyorum. Kim uğraşacak. Amaan pek bi tembel olmuşum yazarken fark ettim de :P :)

" doğru seçimler yapıp, kendi doğrularımızla ve olabildiğince verimli, sağlıklı, huzurlu yaşamak tek dileğimiz.. ruhumuz da, bedenimiz de pozitif duygularla donatılmayı, tertemiz bir havayı solumayı hak ediyor.. " doğru söylüyorsun aynen katılıyorum.

Ben de başladım birkaç gündür yürüyüşe, havalar soğumazsa devam ederim sanırım :)

Güzel bir hafta sonu dilerim, sevgiler :)

Fulya Süzen dedi ki...

Selam,
Keşiften buldum sizi ve geldim ziyarete.
Ayyyyyy eskiler ne kadar farklı tatlar bunlar, yaşım çok çok büyük olmasa da ben bile eskiler diyebiliyorum canım çeke çeke:)))
Neler var unutamadığımız aklımıza gelince gülümseten bizi... görüşmek dileğiyle...
fulyapimlezzetler.blogspot.com

Çınar dedi ki...

Fulya Süzen, Hoşgeldinn :)

Sevgiler