15 Kasım 2015 Pazar

GEÇMİŞ, GEÇMEZ BAZEN





Dışarı çıkar çıkmaz serin sonbahar rüzgarı tokat gibi çarptı yüzüme. Montumun yakası kaldırıp başımı gömdüm içine. Soğuktan değil, daha çok yağmur gibi akan gözyaşlarımı saklamak için. Bir süre sonra artık dikkat çekmekten rahatsızlık duymadan elimin tersiyle gözlerimi sile sile yürüyordum hastane bahçesinde.

Sonbahar tüm ihtişamıyla serilmişti gözlerimin önüne. Güneş, sık ve ulu çınar, at kestanesi ve salkım söğütler arasından süzülürken, sanki... ağaçlardan henüz düşmemiş sarı yapraklar, gökyüzünden yeryüzüne doğru akan bir nehrin sularında yıkanmış da arınmış gibi parlak, ışıltılı, titrek bir dansa tutulmuşlar, sallanıyorlardı dallarında. Güneş inatla ve son gayretiyle ısıtmaya çalışsa da yeryüzünü, erişemediği gölgelerde gayreti yetersiz kalıyordu.

Artık şehrin göbeğinde kalmış bu eski hastane, şimdikilerden farklı mimari yapısıyla, zorunlu konuklarının kasvetli ruh hallerine tezat, yeşillikler arasında insana huzur veren bir konuma sahipti.

Hastanenin birbirinden ayrı yapıları arasındaki ağaçlık yollarda yaptığım kısa yürüyüşten sonra nihayet sakinleştiğimi ve artık ağlamayı kesmiş olduğumu fark ederek geri döndüm.

Havalar henüz o kadar soğumamış olmasına rağmen, cayır cayır yanan kaloriferin hamam gibi ısıttığı hastane içinde, duvarlara sinmiş buz gibilikle ürperdim bir an. Kirli, soğuk ve ürkütücü bir sarıyla kaplıydı sanki tüm koridorlar, odalar, eşyalar, insanlar ... Sanki çaresiz, umutsuz, zayıf bedenlerini koridorlarda sürükleyen adımların yankısı bile sarı izler bırakıyordu arkalarında.


 Sararıp dallarından düşerek toprağa karışan yapraklar, bunun yeniden doğuşa hazırlık olduğunun farkında mıydılar..? Onun için mi bu kadar canlıydı renkleri yok olurken..? Diye düşündüm, hastane içinde sararan umutları izlerken...

"Ben geldiim..!" dedim sahte bir gülücük kondurarak yüzüme.

"Sakinleştin mi..?" dedi Annem.

Ahh! Fark etmişti ağladığımı. Oysa pencereden dışarıya bakıyor ve manzara seyrediyor gibi yapmıştım...

Konuşmakta zorlanan sesime neşeli bir tını katmaya çalışarak,"Şu karşıdaki söğüt ağacı en ilginç sararan ağaç olmuş. Bir yanında yaprakları tamamen dökülmüş. Diğer yarısında yaprakların bir kısmı sarı, bir kısmı hala yeşil duruyor. Görebiliyor musun?"

Cevap vermemişti.

Açık pencereden elimi uzatıp boş kumru yuvasının olduğu çam dalını tutmuştum. Biz odaya yerleştiğimizde yuvada bir kumru oturuyordu iki yumurtanın üzerinde. Uzansak tutacağımız kadar yakındı. Nasıl da sevinmiştik bu zor günlerimizde böylesi bir güzellik bulduğumuz için penceremizin önünde. Yavrular doğmuş, büyümüş ve sonunda anneleri onları uçurmuştu yeni hayatlarına doğru. Yattığı yerden her gün onları seviyordu Annem. " Hayat böyle ... Bitmek için başlar... Onlar yeni başladılar. Bense gün gün sona yaklaşıyorum." demişti. Yavrularına uçmayı öğreten ana kumruyu seyrederken.

"Ne çabuk büyüdüler de uçup gittiler. Yuva boş kaldı..."

"Hıı!" demişti belli belirsiz, gözleri tavandaki bir noktaya kilitli.

Gözyaşlarımı durduramayınca daha fazla konuşamamış, "Ben biraz yürüyüş yapacağım. Doktorlar gelmeden dönerim." deyip kendimi dışarı atmıştım.

Belki boğuk ses tonumdan, belki O'nun yüzüne hiç bakmadan konuşmamdan... Ama anlamıştı ağladığımı... Ne kadar üzülmüştü kim bilir, çaresizliğine, güçsüzlüğüme..?

***


On kez yapraklarını döktü ağaçlar. On kez çiçeğe durdu yeniden dallar. Kışlar geldi geçti üstünden. Ve yazlar... Biraz benden, biraz hüznümden kırpıp götürdü yıllar.

Özlemin hiç azalmadı. Bir de... "Anne!" demek hasretim...

Nur içinde uyu Anneciğim..


n y tartaç

16 yorum:

Adsız dedi ki...

Off içime oturdu yazdıklarınız,dün annemin gidişinin 9 uncu yılıydı yoklukları çok büyük boşluk.... sevgiler..gürşen

Adsız dedi ki...

Nurlarda yatsın anneciğiniz
Çenebaz

Makbule Abalı dedi ki...

Üstünden yıllar geçse de bilirim o acı kolay kolay unutulmaz. Geriye anılar kalır tüm ağırlığıyla. Sonra daha sakin düşünmeye başlar insan. Acıyı paylaşmak, anıları yaşatmak en uygunudur.
Annenizi rahmet ve saygıyla anıyorum. Işıklar içinde yatsın.

Kalemderi dedi ki...

Mekanı cennet olsun. Ne de güzel söylemiş: Hayat bu, bitmek için başlar... Hangimizinki bitmeyecek ki? Yüreğiniz başka dert görmesin...

Mehmet Osman Çağlar dedi ki...

Anneniz nurlar içinde uyusun. Tanrıdan rahmet, size tekrar sabırlar dilerim. Geçmiş, gerçekten geçmez bazen... o soluk hastane duvarları anılarla harmanlanıp, bütün çaresiz çıplaklığı ile yılların yaprak döken ağaçları gibi savrulup durur devamlı anılar yelpazemizde.

Aileye selam ve sevgilerimle güzel bir Pazar günü dilerim.

maviye iz süren dedi ki...

rahmeti bol olsun...

destiny dedi ki...

Mekanı cennet,ruhu şad olsun değerli arkadaşım

Çınar dedi ki...

Gürşen, Çenebaz, Makbule Abalı, Kalemderi, Mehmet Osman Çağlar,

maviye iz süren, destiny

Sevgili arkadaşlarım güzel dilekleriniz için her birinize çok teşekkür ederim.Bırakıp gidenlerimiz huzurla uyusunlar.

Sevgiler

deeptone dedi ki...

offff yaa nasıl da güzel anlatmışsın. ordaydım sanki valla hissettim. bak bi o'henry'nin son yaprak adlı öyküsünü okusana.

Çınar dedi ki...

deeptone , sağol canıım. Not aldım en kısa zamanda almaya çalışacağım.

Sevgiler

deeptone dedi ki...

nette vardır yaaaaa bi bak :)

Çınar dedi ki...

deeptone ,int ten araştırdım meğer bildiğim bir öyküymüş "Son Yaprak" adını ve yazarını unutmuşum sadece. :P ( Öyküyü unutmamışım, onu da okuyunca hatırladım aferin bana :p :) )

deeptone dedi ki...

ha haaaa pekiiiii :))))

Çınar dedi ki...

deeptone, :))))))) aynı anda yorumlaşmışız anlaşılan :)

bücürükveben dedi ki...

Kaç yıl geçerse geçsin anne acısı dün gibi oluyor:((benimki 2007'nin hemen ilk haftasında gitti sorsan sanki bir yıl önceydi:((canımmm Allah anneciğinin mekanını cennet etsin, nur içinde yatsın, Allah'tan sabırlar diliyorum....:(((

Çınar dedi ki...

bücürükveben, Annem gideli on yıl oldu da dindiremedim içimdeki o noktanın sızısını. özlemiyse sanki daha da arttı yıllar geçtikçe.
Anneciğinin de mekanı cennet olsun Müjde'cim. Umarım huzur içinde uyuyorlardır sonsuzluk ülkesinde.

Sevgiler