22 Ocak 2014 Çarşamba


Çıldırmış olmalı bu insanlar.

 Otobüste yanımda oturan orta yaşlı kadın, ön koltukta oturan arkadaşına bir cinayeti anlatıyordu. Bir tv programında konu edilmiş anladığım kadarıyla. Genç bir kadın öldürülerek o sırada yanından geçmekte olduğumuz boş tarlaya atılmış. Üstü molozlarla kapatılmış ve cesedi günlerce sonra bulunmuş.


 Yanımdaki kadın; "zaten o biçim bir kadınmış. Kimbilir kaç erkeği baştan çıkardı da..." dedi.


 "Kimbilir ne yaptı da adamlardan birinin sonunda sabrını taşırdı." dedi öteki.


Yanımdaki; "E tabi canım ne cilvelerle erkekleri peşine düşürmüştür. Ona buna kuyruk sallayınca  biri de yediremedi zahir erkeklik gururuna."


Öteki; "Allah korusun böyle kadınlardan kardeş, kocamız, oğlumuz var mazallah. Kendi geberip gitse neyse de adamların da başını belaya sokar böyleleri."


 Namusla namussuzluğu incecik bir çizgi ayırır. Çizginin namuslu tarafında kalmak için elinden geleni yapmalı insan. Ama bazıları için yaşam o kadar kolay değildir. Öyle şeyler yaşanır ki, bilerek ya da hiç farkında bile olmadan kendini çizginin öteki tarafında buluverir insan. Çevremizi saran ve hayatımızı cehenneme çeviren onca namussuz dururken, yalnızca kendi bedenlerine ve ruhlarına zarar veren insanlarla uğraşmak, onları rencide etmek, kendi güvenli, onurlu ve saygın dünyamızda herhalde bizim için en kolay olanıdır.


 Dayanamadım; "Sizin kaderle sözleşmeniz var anlaşılan, başınıza kötü birşey gelmesin diye." dedim.


Önce dik dik baktılar yüzüme. Cevap vermediler. Ne demek istediğimi analiz etmeye çalıştılar belli ki içlerinden. Sonra başörtülerini çekiştirip, suratlarını astılar ve bir daha konuşmadılar ben inene kadar. Küstüler bana. Ben indikten sonra arkamdan epeyce çekiştirip beni de bildikleri gibi yaftalamış olabilirler. Çok da umurumda değil.

 Öyle yoz ve cahilce düşünüyor ve bu düşüncelerini de öyle kendilerinden emin korkusuzca dile getiriyorlardı ki, hayatın insana bazen hiç haketmediği biçimde oyunlar da oynayabileceğinin farkında değillerdi.

Bir insan öldürülmüştü... Bir insanın hayatına başka bir insan son vermişti. Olayın bu yönünü görmüyorlardı bile. Kadın kötü birşey yapmıştı. Öldürülmeyi hakediyordu... Kasten bir insanı öldürmenin hiçbir haklı gerekçesinin olmayacağını düşünemiyorlardı.


Tıpkı twitterda okuduğum bir yorum gibi. Şöyle diyordu; "O polis kendisine taş atan militana ateş etmek zorunda kalmıştır."

Zorunda kalmış... Taş attı diye silahsız bir insana ateş edip ölümüne neden olmuş. Zorunlu olarak... Hak etmiş o militan(!) ölmeyi.

Yani temelde aynı mantık. Eğer hakediyorsan ölmeyi, öldürülebilirsin... (hangi kriterlere, kime ve neye göre belirleniyor bu 'haketmek' bilinmez.) Yaşam hakkıymış falanmış filanmış, mühim değil.


Seni öldürür aslanlar gibi yatar çıkarlar. Belki de hiç yatmazlar bile ...