20 Mart 2014 Perşembe


ŞANSINI KENDİN YARATABİLİR MİSİN..?

Yaşamı boyunca birkaç kez, hayatındaki herşeyi değiştirecek kadar büyük bir şans verirmiş kader insana. Önemli olan bunu fark edip, belki de hiç farkında bile olmadan yakalamak ve hakkını vermekmiş. Size hayatı zindan edecek kadar kötü bir şans içinse tam tersini düşünebilirsiniz. Böylesi olsa olsa kör talih olur ama. Sonuçta herşey rastlantılara, tesadüflere bağlıdır. Zorla tesadüfler yaratıp şansınıza /hayatınıza/ yön vermek istediğiniz durumlar da olmuş olabilir ama sonucu yine kader belirler. İsterse talih kuşu kondurur başınıza isterse kör kuyuda tepetaklak çevirir.

Şöyle ki; yılbaşı arefesinde çarşı pazar dolaşırken etrafınızda dönüp duran ve "Bu bileti almalısınız. Bu son bilet sizin şansınız." diye elindeki piyango biletini burnunuza sokuşturan satıcıyı elinizin tersiyle savuşturmuş olmasaydınız, - ki; almaya niyetliydiniz - belki bugün bir milyonerdiniz.  Sırf satıcının yapışkanlığı yüzünden sinirlenip geri çevirdiğiniz o bilete büyük ikramiyenin  çıkmadığını kim söyleyebilir ki..? Bunu asla bilemezsiniz, öğrenmenizin bir yolu yok. Kader size çelme takıp geçti gitti yanınızdan. Hem de göstere göstere. Tabii cebinizdeki son parayı amorti bile çıkmayan o bilete vermiş de olabilirdiniz. Bu durumda çekiliş sonrası hayıflanarak, bir kez daha, bir daha bilet almayacağınıza dair yeminler ediyor olmanız daha olası olacaktı. Ama bunu da ancak o bileti alarak öğrenebilirdiniz. 

Baş ağrınız devam ediyor olsaydı, iş çıkışı hemen evinize gidecek ve vurup kafayı yatacaktınız. Ve sıradan sıkıcı üstelik
ağrılı bir gün olarak geçmişe gömecektiniz o günü. Oysa eşsiz ve ömre bedel bir gün olarak anılarınızda hep taze tuttunuz o tarihi. İlk aşkınızla tanışmıştınız. Bakışlarınız kilitlendiğinde dünya durmuş, ıssız bir cennete düşmüş iki kişi olarak kalakalmıştınız karşılıklı, çevrenizdeki kalabalıktan habersiz. O baharın tüm çiçekleri sizin içinizde açmış, kuşlar tüm şarkılarını sizin için söylemişti di mi :) Ve bitti... Tüm yaşamınız boyunca unutamadığınız bir çift göz ve diğer yarım kalan bütün aşklar gibi ölümsüz anılar bırakarak... 
Ya da bitmedi... Öyle farzedelim ... Devam etti bütün bir yaz ve sonbahar ve kış boyunca. Yürümediniz uçtunuz, her buluşmaya gidişinizde. Yeryüzünün en şanslı insanı sizdiniz. Nasıl olmayasınız, deliler gibi seviyor, çılgınca seviliyorsunuz. Parmakla gösteriliyorsunuz üstelik. Bahar yağmurlarında kahkahalarla dans ediyor, sonbahar rüzgarının şarkısına uyup aşk nağmeleri fısıldıyorsunuz kulaklarınıza. Evlenmeye karar verdiniz kar konfetiler gibi yağarken başınızdan aşağıya. Hiç itiraz etmedi aileleriniz evlendiniz çabucak...

 Saçınız başınız darmaduman, eteğinizden çekiştirerek ağlayan sümüklü oğlanın korku dolu bakışları önünde, büyük aşkınız ve siz karşılıklı cıyak cıyak bağırırken, büyünün ne zaman bozulduğunu bilemediniz bile...

İkisi de aynı kız / erkek di oysa. Birincisinde yarım kalan bir aşkın unutulmaz karakteriyken, ikincisinde ayrıldığınızda kurtulduğunuz için lokmalar döktürdüğünüz karınız / kocanız... Şans işte ...

Yıllar önce dahil olduğumuz bir trafik kazası ise herhalde bize tanınan ikinci bir şanstı.

Uzun bayram tatilini fırsat bilerek ailece tatile gidiyorduk. Yolculuğumuz sırasında, "bayram öncesi ne kadar da sakin yollar..." dememe kalmadı... Hemen arkamızda sanki bir anda belirivermiş bir otobüsün son hızla üstümüze geldiğini fark ettik. Tam önümüzde ise bir minibüs vardı... Karşı yönden de bir araç geliyor olduğu için otobüsten kurtulmak için hızımızı artırmamız, öndeki minibüsü sollamamız mümkün değildi. Merih'in "yere yatın " çığlığıyla birlikte bir anda arabamızı yol kenarındaki düzlükte bulmuştuk. Saniyeler içinde etraf mahşer yerine dönmüştü. Otobüs minibüsü biçmişti. Kelimenin tam anlamıyla biçmişti. Ortada minibüs diye birşey kalmamıştı çünkü. Kapkara, üstünden dumanlar çıkan bir yığın halindeydi caddenin ortasında. Ve içindeki beş kişiden kurtulan olmamıştı. ( Bir amca henüz yaşıyordu ama ne yazık ki hastaneye götürdükten bir süre sonra kaybettiğimizi öğrenmiştik.) Minibüsün üstündeki kiraz kasaları otobüsün camlarını patlatıp içeri uçtuğundan, onlarca otobüs yolcusu da yaralıydı. Tam bir can pazarıydı... 
Ani bir refleksle direksiyonu sağa -yol kenarına- kırmıştı Merih  ama o kadar kısa bir zamanda bunu nasıl başardığını hala hatırlamıyor. Sanki gizli bir el bizi alıp kenara bırakmıştı "Henüz sizin sıranız gelmedi." der gibi. Kaza tam orada değil de seksen - yüz metre önce ya da sonra olsaydı yol kenarında öyle bir düzlük de olmayacaktı. Şarampole yuvarlanmamız kaçınılmazdı. 

Bizim için büyük bir şanstı bu kazadan kurtulmamız. Ama otobüs ve minibüstekiler için  büyük şanssızlık... 
(Her aklıma geldiğinde hala çok üzüldüğüm o kazada hayatını kaybedenlere, tekrar rahmet diliyorum.)

Doğru kişi, doğru zaman, doğru yer. Ya da tam tersi değil midir hayatımızın dönüm noktalarını belirleyen tesadüfler..?

Yaşadıklarımızın ne kadarı tesadüftür ..? Herşey sadece tesadüften mi ibarettir acaba..?

Kaderimize yön verebilir miyiz? Kaderi değiştirmek mümkün müdür..? 
Şans görece bir kavram mıdır..?

( Bunlara kesin bir cevabım yok ama insanın uykusu kaçınca, bi parça aklı da kaçıyo sanırım. En azından bu gece benim için böyle oldu.  :))))))









1 yorum:

Mehmet Osman Çağlar dedi ki...

Şansını kendin yaratabilir misin? Sorunun ardında yatan cevaplar son derece ustaca ve bilinmeyeni de açık bırakarak verilmiş. Doğru kişi, doğru zaman, zamanında alınan kararlar ve ötesi... En önemlisi, ailenin kazada yara almadan kurtuluşu, çok geçmiş olsun.