29 Ocak 2011 Cumartesi

SÖYLENECEK SÖZÜM VAR !



  Şakısam bülbül olsam,  kafesime sığmasam,


uçsam.


Gül dalında dilek olsam,   hızır uğrasa kabul olsam


mutlu etsem
 
Yar dilinde hece olsam,  o söylese ben ağlasam.


aşk olsa


 Ben bir garip derviş olsam,  diyar diyar dolaşsam.


Hak'ka ulaşsam


Söylenecek söz olsam,  dile gelsem konuşsam,


susmasam


Yasakları yasaklayıp,  fikirleri azad etsem.


 Ben,  ben olsam...


Özgür olsam

28 Ocak 2011 Cuma

BİR NEFES MUTLULUK 3

Büzülüp uyuyakaldığı terastaki kanepede, sıcacık  bir sabaha uyandı kadın. Geceye inat, şimdi gözlerinin önünde olabildiğince yeşil doyumsuz bir manzara vardı.  Kekik kokuları ve henüz hangi koku olduğunun ayrımına varamadığı başka çiçek kokuları taşıyordu hafifçe esen sabah rüzgarı yattığı yere kadar.  Gözlerini kapadı kollarını iki yana kocaman açarak  gerindi.   Kendinden geçercesine derin bir nefesle içine çekti çiçek  kokularını  ve diğer köy kokularını.

  Sık ağaçlarla kaplı ormanda,  adam boyu otları sağa sola ayırarak yaptıkları  keyifli  yürüyüşler, geceleri kabus olup rüyalarına giriyor,  ormanda yürürken otların arasından çıkan yılanlar ve dev böceklerle boğuşuyor, sonunda sırıl sıklam ter içinde korkuyla uyanıyordu  ama bu O'nu, ertesi gün yeni orman yürüyüşlerine çıkmaktan  alıkoyamıyordu.

Geceleri tedirgin, gündüzleri cennete düşmüş gibi  mutlu huzurlu  geçti ilk günleri kadının.

Bir şalvar dikti kendine, diğer kadınlara çok da  aykırı görünmemek için.  Üstelik hoş bir giyisiydi  son derece rahattı da.  Yandan yırtmaçlı bilekten bağcıklı ve fiyonklu şalvarını giyiyor, geniş kenarlı hasır şapkasını başına geçiriyor,   bahçe eldivenlerini de giydikten sonra bahçeye inip  kocasının canhıraş bir gayretle, sanki,  domates fasulye patlıcan ve diğerleri yeni keşfedilmiş, hem de kendisi keşfetmiş gibi bir heyecanla,  fideleri okşaya okşaya toprağa dikişine yardım ediyordu.   "Ayy - off  nidalarıyla.

....

İlk geldikleri gün dikkatini çekmişti bu mavi gözlü,  saç örgüleri yapağıya dönüşmüş bakımsız küçük kız.  Sürekli kendisini izlerken yakalıyordu O'nu ama  bir türlü konuşma fırsatı bulamamıştı. Tam konuşacakken,  kız arkasını dönüp uzaklaşıyordu.  Sahile çok yakın bu köy diğer Anadolu köylerinden daha zengin ve moderndi.   Oysa bu çocuk ne kadar da zavallı ve yoksul görüyordu.

27 Ocak 2011 Perşembe

İYİ Kİ DOĞDUN

Ben yaşlandım da sen yerinde mi saydın..?

Bak işte, sen de bir yaş daha aldın :)

Henüz dede olmasan da,

şaka maka yaşlı başlı  adam oldun.



Sabah radyoyu açtım;


"  Seni anan benim için doğurmuş, canımm


 Hamurunu benim için yoğurmuş"


diyordu bir türküde


 valla :))


 Ne tesadüf değil mi?

 Aman ne iyi etmiş sevgili kayınvalideciğim


 İyi ki doğdun


 İyi ki eşim oldun:)

 DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN

26 Ocak 2011 Çarşamba

BİR NEFES MUTLULUK 2

Herşey son derece hızlı gelişti.  Bir doktorun birkaç yıl önce yaptırıp yalnızca yazları gelip kaldığı  evini, eşyalarıyla birlikte satılığa çıkarması yeni kararlarına tesadüf etmiş  ve göz açıp kapayıncaya kadar evi satınalma işlemleri bitmiş, zahmetsizce,  köyde çok güzel bir evleri olmuştu.

  Taşınma telaşıyla  yoğun geçen ilk günün  akşamında, günün yorgunluğuna daha fazla dayanamayan ve geniş terastaki sallanan kanepede sızan kocasının horultuları  ağustos böceklerinin seslerine  karıştıkça bir telaştır almaya başladı kadını.  Gece tüm renkleri siyaha boyamış, gündüzki o şahane manzara şimdi  korkunç görünmeye başlamıştı gözüne. Bu kadar zifiri karanlık ve bu sessizlik dayanılır gibi değildi ... Sessizlik mi...?  Kulak kabartınca  birçok ses duydu geceye karışan,  yabancı olduğu.  Uzakta bir yerden köpek sesleri geliyordu.  Biri susup biri başlıyordu havlamaya.  Bazen hep bir ağızdan uluyorlardı uzun uzun.  Gizli bir koro şefi yönetiyordu sanki köpekler korosunu.  Bir eşek anırdı başka taraftan avazı çıktığınca bariton tonda.  Sesi köpekleri bastırdı.  Sustular sonra hep birden.  Tam,  gece kadar koyuyken sessizlik,  kurbağa korosu başladı şimdi de. Çekirgeler, ağustos böcekleri, ağaçların fısıltısı bir baykuşun geceyi yaran cırtlak sesi...   Gecenin sesleri beyninde uğuldamaya başladı.  Çok savunmasız yalnız hissetti kadın kendini ve verdiği karardan bin pişman.  Oturduğu yere mıhlandı adeta,  kulaklarını kapattı,  ürkerek  karanlıkta göz gezdirdi.  Karşısında göz alabildiğince uzanan çam ormanında kıpır kıpır kapkara gölgeler oynaşıyordu.   Bir domuz  terasa tırmansa ya da damdan düşse şimdi..?   Kendi kendine güldü  " kedi mi bu, kafayı yedim "  diye söylendi.

Ne yapacaktı ait olmadığı bu köyde..?  Hadi gidelim ben korkuyorum da diyemezdi  ...

25 Ocak 2011 Salı

" Abimm" filmini izledim biraz önce tv de.  Daha önce de gösterilmişti sanırım ama ben ilk kez izliyorum.

 Kimine;  bağlar bahçeler evler katlar yatlar kalır  anne babası ölünce, miras.

Kimine miras, sakat bir abidir.
 
Beraberinde;  omuzlarında,  yalnızca yaşayanın bilebileceği büyük bir yükün ağırlığı.

Hayat bu, kimin seçme şansı var ki..?

23 Ocak 2011 Pazar

BİR NEFES MUTLULUK

 Bu köye ilk geldikleri günü hatırladı. 

Doğa kirliliği, hormonlu, yapay,  sağlıksız beslenme şekli,  büyükşehirde yaşamanın gereği  itiş kakış kalabalıklar, gürültü, epeydir sıkmaya başlamıştı karı-kocayı.

"Gidelim" diyordu kocası, "gidelim bir köye yerleşelim.  Dedenin köyüne gidebiliriz  harika bir doğası var,  yemyeşil hem denize de yakın.  Tanıdıklar da var bize yardımcı  olurlar,  yalnız kalmayız.  Kendi yiyeceğimiz kadar sebzemizi kendimiz yetiştirir, üç-beş tavuk bir horoz belki bir iki de koyun  alırız.  Düşünsene;  doğal besleneceğiz.  Yumurtanın sütün meyvenin sebzenin en doğalını en lezzetlisini yiyeceğiz.  Hormonsuz sebze tohumları buluruz,  mesela pembe domates ya da gerçek Ayaş domatesi yetiştiririz.    Çocukluğumuzda yediğimiz salatalıkları düşün, kavunları.  Hımm mis gibi kokardı hatırlıyor musun?  Daha soyarken mahalleyi alırdı kokusu.  Ya şimdikiler;  domates, salatalık, kavun yiyorsun,  sanki hepsinde aynı tat, ona da tat dersen.  Hepsi tatsız tuzsuz saman gibi şeyler.  Yalnızca şekilleri bize onların hangi meyve sebze oldukları konusunda bir bilgi veriyor nerdeyse."

  "Abartma istersen"  diye güldü kadın.  Kocasının bir köye yerleşme konusundaki heyecanına coşkusuna bakıp.  Ömründe köy mü görmüştü ki bu adam, nasıl ayak uyduracaktı köy yaşantısına.

Ya kendisi..?   Ojeli tırnaklarına,  yaşı ilerledikçe beneklenmeye başlamış, her işten sonra kremler koruyucular sürdüğü ellerine baktı.  Cildinde leke oluşmasın diye güneşte sokağa bile çıkmıyordu.  Köyde nasıl yaşardı?   Evet çok seviyordu dedesinin iki dağın arasındaki vadide kurulmuş, yemyeşil,  çam kokulu köyünü ziyaret etmeyi.  Hele son yıllarda,  hep tercih ettiği deniz kıyısı tatillerinden ve denize olan tutkusundan bile öne geçmeye başlamıştı köyde geçirdiği birkaç günün O'a verdiği haz.  Ama birkaç günlüğüne gidip  ikram izzet karşılanmak,  bahçeye ocaklar yakılıp, saclar kurularak köy usulü  ağırlanmak  başka, orda yaşamak başka birşey.  Gerçi,  "yazları gider iki-üç ay kalırız"  diyordu kocası, onun dışında yine burda oluruz.  Ama birkaç yıl içinde çocuklar okullarını bitirip kendi ayaklarının üstünde durmaya başladıklarında ve artık çalışmaktan bıkıp işyerini kapattığında  durum değişecekti mutlaka.

Yok yok yapamazdı  " Bir küçücük örümcekten bile korkarım kaldı ki kertenkele akrep bile vardır nasıl yaşarım ben köyde, olmaz"  demişti.
...

 Sağlıksız beslenmenin sebep olduğu hastalıkları anlatıyordu tv de  konusunda uzman bir doktor.  Yapay bir takım ürünlerin bazı kişi ya da kurumları zengin etmek uğruna nasıl da acımasızca ülkeye sokulduğunu, yıllardır bilinen bu gerçeğin nasıl da örtbas edildiğini anlatıyordu.  Canı sıkıldı. Bir bardak çayını almış gün içinde yapması gereken işleri planlamadan önce biraz keyif yapmak için geçmişti oysa tv nin karşısına.  Başka bir kanala geçti, böyle sorumsuzca ve canice insan sağlığıyla oynayanlar ve onlara göz yumanlara okkalı bir küfür savurarak kendi kendine yüksek sesle.  Şehir yaşantısının neden olduğu stres ve buna bağlı hastalıklar anlatılıyordu bu kanalda da.  Söylene söylene mutfağa geçip yemek hazırlamaya girişti.
İşte ne olduysa o zaman oldu ve hayatının kararını verdi kadın.  Doğru söylüyordu kocası gidip köyde yaşamalı,  yiyecekleri kadar yetiştirip herşeyi doğal ve kaynağından elde etmeli, tertemiz hava solumalıydılar artık.  Öfkeyle içi bomboş, kabuğu kalın renksiz domatesi fırlattı elinden.


"Ben karar verdim artık köyde yaşamak istiyorum  "  dedi akşam kocası geldiğinde.

20 Ocak 2011 Perşembe

YETER Kİ SAĞLIK OLSUN




Açık havayı özledim

Yürümeyi

temiz havayı ciğerlerime çekmeyi derin derin

saçlarımı teğet geçerek havalanan güvercinleri,

 güvercinin ağzından ekmeğini kapıp kaçan minik, yaramaz serçeyi.

Hızla hareket ederken şekilden şekile giren, gri-beyaz bulutları,

üşüyorken, bulutların arasından kısacık bir süre çıkarak, göz kırpıp içimi ısıtan güneşi.

Rüzgarın yüzüme çarpmasını, yağmurda ıslanmayı özledim.

Okey oynamayı özledim bir de.  Mehtap'la tavla oynamayı her seferinde skoru şaşırarak.

Biraz daha iyi hissedersem, atacağım kendimi  dışarı.  Belki yarın ...

Sinemaya  gideceğiz muhtemelen.  Alacağım var Alper'den doğum günümden kalan :)


Hastalık bu geçer,  yeter ki çaresi olsun.  Döner insan normal yaşantısına iyileşince ama ;

ya dışarı çıkamayacak kadar hasta olanlar yaşlılar ve sakatlar

 sabırlar diliyorum onlara

Sabırlar ve sağlıklar.

17 Ocak 2011 Pazartesi

15 Ocak 2011 Cumartesi

YAŞLANMIŞ OLABİLİRİM





Sen sandın ki;


 yirmi iki yaşında takılıp kalacak zaman. 

 Saatin bile duracak tik takları.

Hep,

eteklerin zil çalacak,

ayaklarından önce kalbin koşacak...

Oysa, sen bakarken kıyıdan,

 akıp geçti zaman...

Hadi,

en yüksek ağacın en ince dalına tırman yine, 

 şarkı söyle avaz avaz.

Ellerinin üstünde yürü, ters takla at, köprü kur...

Ne değişti ki ..? 

 Sen aynı sen değil misin?

Birkaç kilocuk almış ve yılları yığmışsın üst üste. 

 İşte o kadarcık ...

Gökyüzü aynı gökyüzü.

ama eski parlaklığı yok mu ne ..?

Ay bir buluta saklanmış,

güneş küsmüş aya, kararmış ta kararmış.

Gökten kopup yıldızlar, saçlarına yağmışlar.

Aynalar mı yalancı,

yoksa tek suçlu değişen, değiştiren zaman mı?

Madem,

mümkün değil döndürmek 
geriye zamanı,

sev o zaman aynadaki teyzeyi

 ve O'nun kaz ayaklarını.

Bir yaş daha büyüdüm.


   nurten y tartaç





11 Ocak 2011 Salı

BİR MASAL YAZASIM VAR

 

image

 

Bir masal yazasım var

 

İçinde kötü cadılar hain üvey anneler devler yedi başlı ejderhalar kahramanlar ve   iyi kalpli  saf köylüler falan olan bir masal.

 

Sonunda,  tüm kötülerin hak ettikleri cezayı bulduğu, iyilerin mutlu olduğu, her yerin bir anda güllük gülistanlık oluverdiği,  kaf dağının ardındaki  güneşli ülkelerin masallarını yazasım var …

 

Kendi yazdığım masalda başrol oynayasım var.

 

Tercihen;  Şöylee  elinde sihirli bir asası olan,

 

bir masal perisi  mesela …   (   Kurbağa bile prens oluyor da bu neden olmasın..?  = ;))   Masal bu … )

 

Kabağı şahane bir arabaya, fareleri küheylan atlara çeviren,

 

kül kedisini  kötü kalpli üvey annesi ve ablalarından kurtaran ve hatta ülkenin başına prenses yapıvereninden bir peri olasım var.

 

Üzerinde  sihirli fasulyeleri olan sarmaşığa tırmanıp gökyüzüne çıkan,  ordaki ülkede yaşayan;   bir dudağı gökte bir dudağı yerde,  hain mi hain, astığı astık kestiği kestik devden  ülkeyi  bir çırpıda kurtarıveren, o sıska  salak oğlancık olsam da olur.

 

Ya da; 

 

ben masal yazmasam da,  masallar gerçek olsa… 

 

İyiler kazansa hep sonunda.   Kötüler  hainler  yalancılar dolandırıcılar kazdıkları kuyuya kendileri düşüp,  yok olsalar bir çırpıda.  El ele gönül gönüle olsak,  bayram olsa ülkemde,  tüm dünyada...

 

ya da biz,  masal olsak…

6 Ocak 2011 Perşembe

K A D E R

 

Daha biraz önce,  mutluluktan güneşin yedi renginin  oynaştığı ela gözleri gölgelendi kadının.  Sevdiği kadar sevildiğine inandığı adamın gözlerinde başka bir kadının izleri vardı.   Buğulu gözlerini kaçırarak  “kalkalım artık,  eve gitmek istiyorum”  dedi. 

 

Karşı masada oturan kadının davetkar bakışlarına bıyık altından gülerek karşılık vermişti, kulağına sevda sözleri fısıldayan adam, kocası.

 

Henüz birkaç ay önce evlenmişlerdi.  Üstelik ne engeller aşmışlardı kavuşana kadar.  İlk O’nda açmıştı kadın gözlerini, ilk O’nun ellerini tutmuştu elleri.

 

“Amma da büyüttün ne var bunda…”  demişti adam sırıtarak pişkin pişkin,  karısının ağlamaklı gözlerine bakıp.

 

Büyütmüş müydü sahiden..?  Bir gülücükten ne çıkardı..?

 

Kadınsı sezgilerinde yanılmadığını  “büyütmediğini”  anladı kadın çok geçmeden.

 

Ne yapmalıydı..?   Geri dönüşü yoktu ki bu yolun.

 

“Gelinliğinle çıktığın bu kapıdan ancak kefeninle girersin” demişti babası evlenirken.

 

Önce susmayı öğrendi, görmemeyi

 

boyun eğmeyi.

 

“Kader”  dedi  “alınyazım böyleymiş…” 

 

Kocası başka bir kadın için evi terkettiğinde

 

O’nu suçladılar “sen de kadın olsaydın da tutsaydın kocanı elinde” dediler.

 

Boynunu büktü  “kader”  dedi yine…

MİMMM

“SMILES ON FACES”   ÖDÜLÜ

 

image

JIVAGO   ve    izler ve yansımalar – Esmir     arkadaşlarım bu güleryüzlü ödülle mimlemişler  beni.   Çok mutlu oldum, teşekkürler her iki arkadaşıma da.

 

Gönlünüzden sevgi,  yüzünüzden gülücük eksik olmasın diyor ve yolu burdan geçen tüm arkadaşlarıma, hayatın onlara hep güleryüzlü davranmasını dileyerek, bu ödülü armağan ediyorum.

3 Ocak 2011 Pazartesi

ATLANTİS VE METRO İNŞAATI

Yolun bir tarafında 5,  diğer tarafında 3 yüksek blogtan oluşan lüks  binalar ve ana caddenin  iki yanındaki bu binalardan caddenin her iki yanına  kolay  geçişi sağlamak amaçlı, raylı sistemle taşımacılık yapacak olan bir üst geçiş inşaatı var bir süredir, Ankara Batıkent’te.  Bunun yanısıra; alışveriş merkezleri, sinemalar, eğlence merkezleri de olacakmış.  Ne güzel !!!

 

SDC12032

 

SDC12033

 

   Güzel güzel olmaya da; halkın,  bankalar ve alışveriş merkezlerine en önemlisi de birçok dersaneye ulaşımını sağlayan bu yolu 4- 5 aydır kapatmaya,  insanları çamur batağında yürütmeye kimin ne hakkı var,  çok merak ediyorum.

 

Böyle pervasızca, herhangi başka bir kolaylık sağlamadan halkın geçiş yolunu bataklığa çevirirken; kim, hangi güçten cesaret alıyor, bunu da çok merak ediyorum.

 

 SDC12036 

 

    SDC12041 

 

SDC12042

 

SDC12046

 

Bu yola girmemek için, iki adımlık yola arabayla gitmek zorunda kalıyorum.  Birkaç gün önce mecburen yürüyerek burdan geçmiş ve sessiz boyun eğişimizi sömürenlere isyan etmiştim.  Bugün yine yürümek zorunda kaldım bu yolda.

 

Bileklerime kadar çamura battım tabii yine. İnşaatta çalışanlara, yetkili biriyle konuşmak istediğimi söyledim.  “Yetkili kişi Büyükşehir Belediyesi” dedi işçi sırıtarak.  Atlantis’le Büyükşehir belediye’sinin ne ilgisi var..???   bunu bilmem ama yolumu yeniden açması gerekenin, büyükşehir belediyesi olduğunu biliyorum.

 

………………………………………

 

On onbeş gün kadar önce tv de,  İzmir Belediyesi’nin metro inşaatı sırasındaki beceriksizliğinden dem vurarak;  “Ankara metrosunun yapımı sırasında mağdur edilmiş bir tek Ankaralı olmuş mu sorun bakalım”  diyordu bir sayın milletvekilimiz.

 

Fotoğraflarla cevap veriyorum:

 

Batıkent metrosunu Sincan’a bağlayacak metro inşaatı nedeniyle 5-6 yıldır, üç şeritli çift yönlü caddemiz kapalı.  Üstelik metro inşaatı tamamen durdurulduğu için, artık içinden şırıl şırıl dereler akmakta ve kargalara mesken olmuş durumda kapalı alan.

 

SDC12048 

 

SDC12050 

 

 SDC12052 

 

SDC12054 

 

 SDC12059 

 

 SDC12061