21 Ağustos 2011 Pazar

NEYE ÖZLEM..?

Neden bu kadar özlem duyarız çocukluk yıllarımıza..?   Çok mu güzel  geçmiştir herkesin çocukluğu? Bizler çocukken yeryüzü cennetti de şimdi mi yaşanmaz oldu dünya..? Oysa eskiden de yaşını başını almış insanlar söze, "zaman kötü..." diye başlamazlar mıydı ?  Savaşlar,  iktidar hırsı, kıtlık, yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık, çaresiz hastalıklar  eskiden de yok muydu?  Vardı tabii...  Çocukken de acılar çektik pek çoğumuz. Küçücük yüreklerimizin kaldıramayacağı yükler taşıdık belki bazılarımız.  Ama binlerce olumsuz yaşanmışlığı sildi ya da kuytu bir köşesine itekledi  de beynimiz,  biz birkaç güzel anımızı sardık sarmaladık arada açıp hasret gidererek bugünlere taşıdık itinayla. İnsanoğluna bahşedilmiş en güzel armağan olmalı istenmeyeni biliçaltına itelemek.  Zaman zaman  sinsice sızlatsa da yüreğimizi...

Tamam, çok kötü geçmedi çocukluğum ama benim de, pembe bulutların üstünde eteklerim uçuşarak koştururken,   dizlerim dirseklerim yara bere içinde kalarak çok çakıldığım oldu burnumun üstüne, gerçek dünyaya.

Çocukluğumuza değil de,  hayallerimize duyduğumuz özlem belki o yılları özleten..  Hani o,  kendimizi okuduğumuz masallardaki prenses-prens- yerine koyduğumuz hayallerimiz.  İyice ileri giderek, gerçek dünyadan kopup, gerçek bir prenses-prens-  oluverdiğimiz hayallerimiz. Kaçımız pamuk prenses olduğunu hayal edebildi ki, büyükler dünyasına adım attıktan sonra..?

Alabildiğine doğal olmaya özlem midir yoksa çocukluğa özlem ..?  "Dondurma istiyorumm" diye zırıl zırıl ağlayabilmek ne büyük bir özgürlüktür aslında.  Düşünsenize; işlek bir yerde mesela Kızılay'da,  eşinizin, anne-babanızın ya da yanınızdaki arkadaşınızın paçasına yapışmış iki gözünüz iki çeşme, salya sümük;  " dondurma istiyorumm" diye cıyak cıyak bağırdığınızı.

Kalabalık bir caddede giderken birden yüksek sesle şarkı söylemeye başladığınızı düşünün...

Arkadaşınızın yüzüne karşı; "seni sevmiyorum, konuşma benimle"  ya da,  elbisen çok çirkin, sana hiç yakışmamış diyebilir misiniz? Sanmıyorum...  Genelde, "Aaa  yeni mi aldın çok hoş olmuş" deriz.

İşte böylesine sınırsız bir özgürlüğe sahiptir çocuk.  Duygularını dile getirmekte, istediğini söylemekte.

Bir de; alabildiğine kıvrak esnek bir vücuda sahip olduğumuz o yıllarda yapabildiklerimizi, mesela; yüksek bir ağaca tırmanmayı, takla atabilmeyi mi özlüyoruz acaba..?

***

Yine çocukluk anılarımdan biri geldi de gecenin bu vakti aklıma.   Ramazanda,  ertesi gün okula gideceğimiz için oruç tutmamızı yasaklamıştı Babam. Oysa biz, her gece sahura kalkmak için yatakta uyumadan beklerdik kardeşimle. Sahur vakti tuvalet bahanesiyle herkesten önce sofraya kurulurduk.  Bir taraftan da kızacak diye babamızdan gözlerimizi kaçırarak. Annemin yaptığı börekleri, kızatmaları, sen çok yedin ben çok yedim diye üçer beşer yarış yaparak tıkınırdık.  Öyle çok yerdik ki,  davul gibi bir karınla yatardık yataklarımıza.

Sizi bilmem ama ben bir de bunu özlüyor olabilirim.  Onca hamur işini kızartmayı yağı reçeli yeyip te, bir deri bir kemik kalabilmeyi...  Oysa şimdi lokmalarımı sayarak yiyorum kilo olarak geri dönecek korkusuyla :((



15 yorum:

NzlGl dedi ki...

Birkaç gündür çocukluğumu düşünüyorum ve o yılları,günleri ne kadar çok özlediğimi......
Keşke dönebilsek..:))

ELİF dedi ki...

Eskiye dair çok güzel bir yazı olmuş..Masum ve içten..
sevgimle...

birdutmasali dedi ki...

hani yazmıştım yaben bir yazımda,
rahmetli babam '' her anının bir kokusu bir rengi vardır '' demişti diye..
şimdi O yıllar geldi aklıma..
sende sendi anılarının rengini, kokusunu yaşıyorsun bugünlerde..

hiç bir şey eskisi olmaz ya, içimizi acıtan tek şey budur oysa ...

sufi dedi ki...

Davul gibi bir karınla yatıp, bir deri bir kemik kalabildiğimiz zamanları yazdın da o dolu midelerle gördüğümüz rüyaları neden yazmadın?
Her gece 7 kat göğe çıkar gevrekçi fırınından gevrek almış bir kızın korka korka gevreğin susamlarını kemirirken Allah görüyor mu diye göklere baktığını seyrederdim. Ne güzel günlerdi onlar! o kız bendim işte. susamla oruç hiç bozulur mu? sevgilerimle.

zeynep dedi ki...

aynen böyle anlatmak istiyorum çocukluğumu.
geçti gitti, bugünde geçecek cancağızım.
ne güzel bir anlatım olmuş,yüreğine sağlık..

MEHMET dedi ki...

Cevaplar soruların içinde çok güzel saklı Çınar hanım. Kiminle konuşsak, kiminle dertleşsek gördüğümüz hep eskinin özlemi...kalemize sağlık.

Sevgilerimle..

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

İşte soruna cevap olarak yazdığın gibi Çınar'ım, sınırsız özgürlüktür çocukluk, doğallıktır.
Yaşamın iki ayrı devresi vardır, çocukluk ve insanlık.
10-12 yaş ortalamasıdır çocukluk, sonrasında insan olursun:(

O sahurları hiç sorma, oruçtan önce öğrendik sahurları:))

Çınar dedi ki...

NzlGl'm, geri dönme şansımız olsa acaba mutlu olur muyduk? Yoksa geçmişten seçtiğimiz mutlu anılarla oyalanmak daha mı mutlu ediyor bizi, Hıı nazlıgülüm :))

Sevgiler

Çınar dedi ki...

ELİF'cim; teşekkürler canım

Sevgiler

Çınar dedi ki...

birdutmasali'm; anıları su yüzüne çıkaran bazı renk ve kokular olduğundan bahsettiğim bir yazı ben de yazmıştım. Bazı şeyler vardır ki, mıh gibi çakılı kalır beynimizde, beraberinde onu anımsatan bir koku renk ya da bir nesne ile birlikte.

Haklısın hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Yaşandığı an ve bizim o anki hislerimiz değerli kılmıştır geçmişten anılarımızda kalanları.

Sevgiler

Çınar dedi ki...

sufi'm, o şiş karınla yattığımızda gördüğümüz rüyalar da aklıma geldi inan ki :) Kabus dolu rüyalar görürdüm ben de. Senin rüyaların güzelmiş ben genelde yılanlarla boğuşur dururdum. Sahi şimdi hatırladım da, ne çok yılan görürdüm rüyamda çocukken...

Bozulmaz Sufi'm susamla oruç bozulmaz minicik şirin kız çocuklarınız orucu hiçbir şeyle bozulmaz. (Yani, sanırım :))

Sevgiler

Çınar dedi ki...

zeynep'im, haklısın canım geçti gidiyor, ellerimizin arasından sabun köpüğü gibi hızla kayarak ve biz öylece ardından bakarken. Bari diyorum, bu anı yakalayabilsek ...

Sevgiler

Çınar dedi ki...

MEHMET Bey; haklısınız başlıca sohbet konumuz olmaya başladı dost meclislerinde eskiye özlem. Biz eskidik te zamanda mı buluyoruz şuçu ne dersiniz :))

Sevgiler

Çınar dedi ki...

Nur'um; evet tüm özlemlerimizin kaynağı yitirdiğimiz doğallığımız ve saflığımız olmalı. Büyüdük kirlendik, ikiyüzlü, doyumsuz ve mutsuz olduk. İnsan olduk...

Sahura kalkmak, uykuyu en güzel yerinde bölmek neden bu kadar tad verirdi acaba..?

Sevgiler

MEHMET dedi ki...

Suçu yukarıdaki postta gizli...
her şakada gerçek payı olduğu gibi.:)