6 Ocak 2011 Perşembe

K A D E R

 

Daha biraz önce,  mutluluktan güneşin yedi renginin  oynaştığı ela gözleri gölgelendi kadının.  Sevdiği kadar sevildiğine inandığı adamın gözlerinde başka bir kadının izleri vardı.   Buğulu gözlerini kaçırarak  “kalkalım artık,  eve gitmek istiyorum”  dedi. 

 

Karşı masada oturan kadının davetkar bakışlarına bıyık altından gülerek karşılık vermişti, kulağına sevda sözleri fısıldayan adam, kocası.

 

Henüz birkaç ay önce evlenmişlerdi.  Üstelik ne engeller aşmışlardı kavuşana kadar.  İlk O’nda açmıştı kadın gözlerini, ilk O’nun ellerini tutmuştu elleri.

 

“Amma da büyüttün ne var bunda…”  demişti adam sırıtarak pişkin pişkin,  karısının ağlamaklı gözlerine bakıp.

 

Büyütmüş müydü sahiden..?  Bir gülücükten ne çıkardı..?

 

Kadınsı sezgilerinde yanılmadığını  “büyütmediğini”  anladı kadın çok geçmeden.

 

Ne yapmalıydı..?   Geri dönüşü yoktu ki bu yolun.

 

“Gelinliğinle çıktığın bu kapıdan ancak kefeninle girersin” demişti babası evlenirken.

 

Önce susmayı öğrendi, görmemeyi

 

boyun eğmeyi.

 

“Kader”  dedi  “alınyazım böyleymiş…” 

 

Kocası başka bir kadın için evi terkettiğinde

 

O’nu suçladılar “sen de kadın olsaydın da tutsaydın kocanı elinde” dediler.

 

Boynunu büktü  “kader”  dedi yine…

21 yorum:

NzlGl dedi ki...

Hayatta duymaktan en nefret ettiğim cümlelerden biridir 'Baba evinden gelinlikle çıktın koca edinden kefenle çıkacaksın'
Maalesef kadınlar koca evinden kefenle çıksalar kurtuluş olurdu senelerce kefene sarılmış yaşıyorlar....
Ahhh cahillik aahhhh

Ne güzel ve düşündürücü bir yazı
teşekkürler sevgili Çınar hanım

birdutmasali dedi ki...

her zaman dimdik ayakta duran KADIN OLUR.
Bunu bilir bunu söylerim !

gİden çoğu zaman ''kaybedendir !

Sevgiler çınarım...

JİVAGO dedi ki...

Yine anlamlı bir postla düşündürdünüz sevgili Çınar . Bu durumun "kader" olmadığını, kadınlarımızın eğitim ve ekonomik özgürlükle erkeklerimizle eşit olduğunu Atatürk ve Latife hanım daha o yıllarda Türk toplumuna ispatlamışlardır. Bu konuda Latife
hanımın büyük çalışma ve emekleri olmuştur. Daha sonra -her konudaki yozlaşma gibi- ne olduysa olmuştur. Sevgilerimle..

Sabahattin Gencal dedi ki...

Merhaba,
14 Şubat Dünya Öykü Gününde DAMLA/ ÖYKÜ ÖZEL SAYISINI çıkarmayı düşünüyoruz. Bu konudaki çağrımız “Bloglardan Seçmeler”de yayınlandı. Özel sayı için öykülerinizi göndermenizi önemle rica ediyoruz.
Not: Sitemizi ziyaret edenlerin sayısı sınırlıdır. Biz de birçok siteye ulaşamıyoruz. Onun için de yardımlarınızı bekliyoruz. Bu etkinliğe katılmaları için bloglarda yazanları teşvik ederseniz memnun olurum.
İyi günler dileğiyle.

Esmir dedi ki...

Sevgili Çınar...

Çocukların ve yaşlıların fizyolojik olarak mağduriyetini anlayabilirim ama kadınların hala!...

Yaşadığımız yüzyılda, " kadının yazgısıdır bu kaderi yaşamak!" düşüncesi olmamalı artık!...hemcinslerim adına hala daha böyle kader mahkumlarını görüyor olmak beni hem düşündürüyor hem de üzüyor!

bu gün medyanın girmediği kırsal
alan kalmadı gibi bir şey...yani hiç okula gitmeyen kadın dahi tv ile bir şeyler öğrenebilir...kadın isterse!..mümkündür pek çok şey..bahaneler ve yazgıların, eksik etek düşüncelerinin ardına sığınmak olanaksızdır...

İnsan eğitmeli kendisini!..
Kadın, bilinçlendikçe daha güçlenir..ve güç sahibi oldukça da özgüveni artar...dolayısı ile rıza göstermek, boyun eğmek kavramları ve nihayetinde kaderimdir! düşüncesi de ortadan kalkar...

Ama mücadele ve emek şart!..tembellik sadece bedenen algılanmamalı, düşünce tembeli de bir yığın insan var!okuduğu halde cahil!asalak!..

Yaşadıklarından ders almayan, geç de olsa akılla-namayan!(aklı olmayan!)...sadece kadın da değil aslında insanlar demek daha doğru, bu tür acizler hala daha var!..
Özveri, fedakarlık ...gibi kavramları karıştırmadan...

Karakter-siz-lik, uyum-suz-luk ve daha pek çok...gerekçeden dolayı..her ne olursa olsun!

Yeri geldiğinde yürüyüp gitmek çok onurlu ve çok insanca bir davranıştır!..

Bu düşündürücü ve anlamlı yazın için sağol Çınarcım...

Sevgilerimle...

sünter dedi ki...

Iyiki öyle yetistirilmedim. Asla bana kefen bicilmedi hic bir sartta!

Benim annem 60li yillarda ilk evliligini yapar. Adam ona karasevdayla tutkun. Annem ilkokula bile gitmemis, okuma yazmayi kardesinin ödevlerini yaparken ögrenmis.Zaten göcmen gelen bir ailenin kizi oldugu icin fakirlik diz boyu. Ama caliskan!Anne babasi o evlenmeden önce ölmüs. Sadece ablalari hayatta. Kendisi 18 yasinda. Meslek yok , para yok gidebilecegi bir babaocagi yok. Ama hep DEGER VERILEREK büyümüs.Bir fiske yemeden. Hani Elveda Rumeli dizisindeki gibi. Zaten kendiside cok benzetirdi o diziye baktikca.
Sonra henüz evleneli bir yil bile olmadan o adamin baskilarina, kiskancliklarina, hastalikli ve onursuzca sevgisine dayanamiycagini anlayip bosanmis.
Ne elalemin lafi nede ben nasil gecinirim korkusu. Kendine güvenmis sadece....
Aslinda cok uzun bir hikaye ama ben kisa keseyim anlatma amacim farkli zaten. Annemin dik ve onurlu durusuna hala hayranim. Her türlü olumsuzluga karsi yinede kendisine yapilan saygisizligi asla affetmemis!!
Babamla iki yil sonra evlenmis. Hemde babamin ilk evliligi. Ve ben onlarin asla tartistiklarini duymadim. Babam annemi el üstünde tutar annem ise babamin bir dedigini iki etmezdi.
Konu dönüyor dolasiyor sevgiye ve deger vermeye, deger görmeye dayaniyor bence. Asil önemlisi o. Kisiliginin alt yapisi o.
Ama malesef ülkemizin bir cok yöresinde hala elalemin lafi kendi kizlarinin lafindan daha fazla deger görüyor. Onlarda KADER deyip oturuyorlar. Oysa o cirkin kaderi degistirmek kendi ellerinde. Ama alt yapi saglam olacak iste....

Öpüyorum cinar´cim

ŞANSLI dedi ki...

Bizim toplum yaramıza parmak basan bir hikaye...Aynen öyle...Aileden aldığı eğitim bu yöndeyse.Seni böyle etkiliyor işte:(Kendini bile savunamıyorsun.
Paylaşım için teşekkürler canım.
Sağlıklı,mutlu hafta sonu dileklerimle.
Sevgiler:)

Zeugma dedi ki...

Devamı olacak mı bilmiyorum...
Sanki yazacaksın...

Başta ailesi, sonra çevresindekiler yönlendiriyor kadını ''kader'' olduğuna inandırarak...Ne kadar acı bir durum. Erkeğin tanrılaştırılması, kadının ona kurban olarak verilmesi resmen...
Kadın kanıksamış. Bu türden sineye çeken ''zavallı'' kadın modeli az değil Anadolu'da. Ve ne yazık ki yaşadıklarını kendi öz kızlarına da yaşatıyor birçoğu...
Sevgiler...

Çınar dedi ki...

NzlGlüm; çok haklısın canım. Bir kıza gelin olup giderken babaocağında söylenmesi gereken en son söz bu olmalı ki, yeni hayatında karşılaştığı, insan onuruna yakışmayacak davranışlar onu boyun eğmek zorunda bırakmasın. Bilsin ki, yapacak birşey kalmamışsa ve dönmek zorunda kalırsa ailesi ona kucak açacak destek verecektir.

Sevgiler

Çınar dedi ki...

birdutmasali'm; ahh, canım benim, senin güzel yüreğin öyle olmasını umduğu içindir öyle düşünmen. Oysa ne yazık ki yaşadıkları karşısında dimdik ayakta duran kadın sayısı öyle az ki. Üstelikte sadece Anadolu'nun ücra köşelerinde değil büyükşehirlerde bile. Ve yine ne yazık ki, kaybeden erkek olmuyor. O gününü gün ederken, kadın, erkeğin giderken tüm sorumluluğunu O'na bıraktığı çocuklarıyla boğuşup duruyor. Ayakta kalıyor görünse de çocukları için, kadın, içten içe çürümüş, görünüşte haşmetli bir ağaç gibi dimdik duruyor -ele güne karşı-.

Gönül isterdi ki, senin dediğin gibi olsa: giden hep kaybeden olsa

Sevgiler

Çınar dedi ki...

Sabahattin Gencal; teşekkürler , çok yoğun günler yaşıyorum fırsatım olursa seve seve öykü gönderirim.

Sevgiler

Çınar dedi ki...

Esmir'im; uzun, kadın, daha da ötesi insan-lık- adına duyarlı yorumun için çok teşekkürler.

Sen ben bizler gibi yaşayanlar yani ailesinden aldığı, temel özgürlük, benlik kişilik kavramlarıyla dik durmayı öğrenmiş (öğretilmiş) kadınlar, yaşamın diğer alanlarında olduğu gibi evliliklerinde de, eşlerinden gördükleri haksızlıklar karşısında, en kötüsü de aldatılma gibi affedilemez bir davranış biçimini zaten kabul edemezler (eğer karşılıklı menfaat ilişkileri kişiliklerinin önüne geçmemişse)

Ama her kadın-insan- bizim kadar şanslı doğmuyor ne yazık ki yetiştiği ortam bakımından.

Birçok yerde -toplumda- kadının yazgısı doğuşta başlıyor. İlk şanşsızlığı kız olarak dünyaya gelmektir onların. Önce baba erkek kardeşler dayı amca ve diğer akraba erkekler göz açtırmıyorlar kıza. Ailedeki erkeklerin her dediğine itaat etmek, onların namusuna söz getirmemek ve vakti gelince de yine onların -kendilerine- uygun buldukları biriyle evlenmektir bir kızın görevi. Bu arada kendi hakları kendine özgü kişiliği olduğunu düşünemez bile. Başkaldırmayı düşündüğünde ilk dayağı babasından kardeşlerinden yer. Koca onu aldatmışsa ne olumuştur ki? O erkektir. Kocayı bırakıp babaevine dönmekse o... luk. Çok ileri giderse aile meclisi kurulur. İnfazı vaciptir...

İşte bu şartlar altında, kadının kendi kişiliğini ortaya koyması çok kolay olmaz. En kolayı "kader" deyip alınyazısına boyun eğmektir.:(

Sevgiler

Çınar dedi ki...

sünter'im; Annenin, o anaç tatlı yüzü, çalışkanlığı, gece yarılarına kadar gençler eğlensin diye her işi üstlenişi gözlerimin önüne geldi.:) Evet, Teyze hala çok vakur bir duruşa sahip.

"Her tülü olumsuzluğa rağmen" diyorsun ya, Teyze aslında çok önemli bir şeye sahipmiş, sevgiyle kendisine bağlı bir aileye. Gerisi çok kolay zaten. Para meslek nasıl olsa bir şekilde kazanılır yeter ki, yaşanılan olumsuzluklar sonrasında artık hiçbir çözüm üretilemeyen bir ilişkiyi bitirmek zorunda kalırsa, geri dönüp sığınabileceği bir evi olsun kadının.
Kisiliginin alt yapısı; sevgi güven ve değer vermekle oluşuyor gerçektende.

Ve ne yazık ki, birçok yerde babalar hala kız çocuklarına namuslarına laf söz getirmeden, -kazasız belasız- koca evine yolladıklarında kurtulacakları bir -yük- gözüyle bakıyorlar.

Sevgiler

Çınar dedi ki...

ŞANSLI'm; aileden alınan eğitim herşeyin temelini oluşturuyor. Baskı altında yetişen kendini bir değer olarak görmeden büyüyen kızlar evlendiklerinde de baskı görmeye devam ediyor ve güvensizlikten her şeye boyun eğmek durumunda kalıyorlar hele de ekonomik güçleri ve eğitimleri yoksa...

Sevgiler

Çınar dedi ki...

Zeugma'm; devamı yok bu kez:)

Bir arkadaştan dinlediğim hayat hikayesinden ve Öyle Bir Geçer Zaman Ki... dizisinden etkilendim sadece:)

Anadolu'da ve hatta büyükşehirlerde bu tip ezilmiş kadın örneği o kadar çok ki. Yaşadığı her tür zorluğa hakarete aşağılanmaya itilip kakılmaya- bazen, kocanın kendisi yetmez annesi babası kardeşleri tarafından üzülüp hırpalanır üstelik - boyun eğmesi yetmemiş gibi bir de aldatılır ve üstüne kuma bile getirilebilir. Kadın buna da sesini çıkaramaz çünkü onun genlerine işlemiştir boyun eğmek. Çünkü O babaevindeyken de farklı değildir yaşantısı:(

Sevgiler

Çınar dedi ki...

JİVAGO; yorum yapan arkadaşları cevaplarken sizi atlamışım afedersiniz:)

Haklısınız Atatürk ve Latife Hanım ( tam da şu anda Latife Hanım romanını okuyorum:) Türk kadınının, giyim kuşamıyla çağdaş olması ve erkeğinin yanında onun kadar söz hakkının olması için çok çalışmışlardır. Atatürk o yıllarda sosyal hayatta, eğitim ve ekonomik alanda, çalışma hayatında kadının da erkek kadar aktif olmasını istemiş, birçok ülkeden önce kadına seçme ve seçilme hakkı vererek, kadına verdiği önemi göstermiştir.

İşte ne olduysa çook sonraları olmuş, kadınların sosyal yaşamda duruşları konusunda ilerleme göstermesi beklenirken, her konuda olduğu gibi bu konuda da yozlaşma sonucu geriye gidilmiştir.

Sevgiler

hasret senfonileri dedi ki...

ben o "kader" in içine tükürdüm! Kendimle gurur duyuşum bu yüzden sevgili Çınar..

Çınar dedi ki...

hasret senfonileri; sizden de bu beklenirdi. Kendinizle ne kadar gurur duysanız azdır.

Sevgiler Gülsen Hocam

WarhaWk - Cenk dedi ki...

Yazınıza ve bütün yorumculara katılıyorum Çınar abla. Kader yoktur,
varsa bile kadınlarımızın elinde olmalıdır.

Sevgiler , Saygılar
Cenk

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Ne kaderi Çınar'cım bu maalesef ülkemizin acı gerçeği ve sende bunu çok güzel dile getirmişsin.
Ben kızlarımın gözünün içine bakıyorum acaba buğu varmı diye, bir anne bunu anlar nihayetinde, baba evi fasa fiso için değil ama zor şartlar için daima açık, aynı bana olduğu gibi.
Ne yazık ki ülkemizde bu kesimde yaşayanlar çok az.
Yüreğine sağlık canım.
Sevgiler...

MÜNSTER dedi ki...

Bu yazi bana biraz da sevgisizligin riyakarligini anlatti... Hani birbir zorlugu asip biraraya gelmisler, hani adam kadini, kadin adami cok seviyormus, kadin tamam da, demek ki adam riyakarmis, demek ki adam ikiyüzlü, zayif karakterliymis,,, Iflah olmaz biriymis... Kadin da buna boyun egdigi icin son derece cahilmis... Evet maalesef ekonomik nedenlerden dolayi degil sadece ülkemizde, dünyanin her yerinde böyle kadinlar var... Korkutularak, baski ile yetistirilmis... Öncelikle anne babalar egitilmeli ki, cocuklar ezilmesin.. Yani bu kisir bir döngü... Ne mutlu kendini kurtarabilene.... Sevgilerimle,