10 Nisan 2010 Cumartesi

Bir Kadın ( 2 )






Hürü bir süredir yatağa mahkum olan komşu kadının evine gitmişti yine o gün de çamaşırlarını yıkamak için. 



***

( Ufak bir açıklama: Öykü 1940 ların başında geçiyor. 1940 lı yıllarda bırakın Anadolu'nun bu küçük kasabasını, Türkiye bile çamaşır makinesiyle tanışmamıştı henüz. Birisi çıkıp gün gelecek çamaşırları makine yıkayacak deseydi o yıllarda, deli damgası yerdi herhalde. Çamaşır yıkamak bütün günü alan ve uzun uğraş gerektiren bir işlemdi. Ben de 60 lı yıllarda küçük bir çocuk olarak, çamaşırların elde yıkandığı o yılları hatırlarım. Oysa bugün milattan öncesiymiş gibi geliyor... :) )



***

Bahçede üç ayaklı, üçgen demir çubuktan yükseltinin (sacayağı) altına odunları yığarak ateş yaktı önce. Bir kenarda hazırladığı çamurla ateşin isinden kararmasın diye çamaşır kazanının dışını bir güzel sıvadı. İyice harlanmış ocağın üstüne koyduğu kazanı, kuyudan çektiği suyla doldurdu. Dağ gibi yığdığı çamaşırları renklerine göre ayırdı. Önce beyazları çamaşır leğenine koydu. Uzun eteğinin ucunu toplayıp beline soktu. Kollarını sıvadı, sonra oturdu leğenin önüne. Kazandan aldığı sıcak suyla leğendeki çamaşırları iyice ıslatıp sabunladıktan sonra, başladı tek tek çitilemeye. Yeterince temizlediğinden emin olduklarını, çamaşır sodası da ilave ettiği kaynamakta olan suya bastırdı. Bir süre kaynattıktan sonra kazandan çıkardı ve yanı başındaki dikdörtgen biçiminde, eğimli yerleştirilmiş çamaşır taşının üstüne koydu. Eline aldığı tokaçla ( Uzun saplı yassı kalın tahta.) çamaşırların bir o tarafını bir bu tarafını iyice dövüp, yine leğene koydu. Soğuk suyla birkaç su değiştirerek duruladı. Aynı işlemi kaynatma işlemi hariç renkli çamaşırlarda da tekrarladı. Bahçedeki ağaçlar arasına birkaç sıra halinde gerilmiş iplere çırparak asmaya başlamıştı, evin beyinin soluğunu ensesinde hissettiğinde…

"Abi! Ne yapıyorsun?" diyebildi yalnızca. Bağırmak istedi. Sesi çıkmıyordu. Dili ağzının içinde şişmiş gibiydi. Kalbi göğüs kafesini zorluyor, çıkmak için çırpınıyordu sanki. Kulakları uğulduyordu. Beline dolanmış elleri tırmalamaya başladı çaresizce.


"Ne debelenip duruyorsun kız..?" tıslar gibi bir sesle, soluk soluğa konuşuyordu adam. " Bak, çoluğunla çocuğunla perişansın ananın yanında. Bir elin yağda bir elin balda yaşatırım seni. Ne var bunda kız..? Ben de erkeğim. Bana da yazık değil mi ? Görüyorsun ablanın halini... Kıpraşma o... düzgün bir şey olsan kocan atmazdı başından. Nazlanmaa..!"

Gözleri karardı Hürü'nün Biraz önce ipe serdiği çarşaflara dolanarak yere düşerken, gözüne çamaşır tokacı ilişti. Son ve ümitsiz bir gayretle yakaladı ve tüm gücünü toplayıp adamın kafasına indirdi ağır tahtayı...

***
Yaşadıklarını ayrıntılarıyla anlatmamıştı ama anlattığı kadarı bile yetmişti. "Ablanın kocası evdeyken rahatsız oluyorum. Bir daha temizliğe gitmeyeceğim oraya..." demişti. Aile meclisi kurulmuş, Hürü’nün kocasına dönmesine karar verilmişti.

" Dul kadına iyi gözle bakılmaz. Adın o… ya çıkacak. Gençsin, yarın öbür gün başına kötü bir şey gelecek. Başımızı belaya sokacaksın. Kocana, evine döneceksin.” demişlerdi. Dik kafalı, dediğim dedikti Hürü ama çocukları vardı, onları düşünmesi gerekiyordu. Artık kimseye çalışmaya da gidemezdi. Çok korkmuştu. Çaresiz geri döndü.

" Sana geri geleceksin demiştim, nasılmış..? Çocukları da sefil ettin onun bunun yanında." diye sırıtıyordu kocası. Yemekten kalkıp ağzının kenarındaki yağları elinin tersiyle silerek yanı başında dikilmişti. Yer sofrasındaki babalarından kalan yemek artıklarını didiklemeye başlamıştı bile çocuklar.

" Hıh!" diye öfkeyle omuz silkti Hürü.
Eliyle kapının kenarında, başı önünde, süklüm püklüm duran kumasını göstererek;

" O kadın bu evden gitmezse gene giderim.” diye bağırıyordu, suratına inen tokatın şiddetinden yere yığılmadan önce. Kapıyı çarpıp giden kocasının arkasından ağzına gelen küfrü, bedduayı sıralayarak, dövüne dövüne ağlarken, yerden kalkması için ona elini uzatan kumasını gördü...Ters ters, gözlerinden ateşler saçarak baktı kadına.

" Abla hamileyim. Nereye gideceğim? " dedi kadın ürkek, kısık bir sesle. İçinde bir şeyler koptu sanki Hürü’nün. Boğazı düğümlendi. Kızmak, bağırmak, hatta saçını başını yolmak istedi kadının. Sustu… Elinin tersiyle gözlerini, yazmasıyla burnunu sildi. Kendine uzatılan eli tutarak ayağa kalktı…

nurten y tartaç

( 10.04.2010 )


Devamı var…

16 yorum:

JİVAGO dedi ki...

Kırsal kesimden Hürü'nün ve ona benzeyen kadınların kader dedikleri, ancak kader olmayan yazgılarından olan bu hikayeyi birinci bölümünden itibaren zevkle okuyorum Sevgili .

Gittikçe daha da sürükleyici ve ilginç bir hikayeye dönüşeceğe benzer.Ellerinize sağlık.

Bu ara da hırsızlık olayı için tekrar geçmiş olsun.

Sevgilerimle

Çınar dedi ki...

JİVAGO; kırsal kesimde ya da, daha genel olarak ekonomik özgürlüğü olmayan kadınların, bir de aile ve çevre baskısı olunca, bu tip boyun eğişler kaderleri olmuş hep. Hele çocuk da varsa eli kolu bağlanmış demektir, özgür olamaz.

Çok teşekkürler

Sevgiler

Zeugma dedi ki...

''Neden dört çocuk doğurmuş.'' dedim önce..
Sonra da o cehennem gibi eve geri dönmeseydi... Bir işe girip çalışmayı deneseydi.
Her ne yaparsa yapsın, hatta dilense bile o evdeki huzurundan daha iyisi olurdu dedim...
Öyle güzel anlatıyorsun ki,Hürü insanın gözünün önüne geliyor ve isyanlara sürükleniyor.
Bakalım neler gelecek başına...?

Yüreğine sağlık Çınarcım..

Sevgiyle...

aslan dedi ki...

Çınar hanım,doğuda ve güneydoğuda kuma;kentlerde metres ve sevgili edinme olayı sizin de belirtiiğiniz gibi sosyoekonomik olarak özgür olmayn kadınlarımızın
kaderidir.Yıllar önce,iş için Ankara Oran'da bir Kürt milletvekilinin TBMM lojmanlarında ki villasına gitmiştim.İçeride en az üç hanım, on'a yakın çocukla
karşılaşmıştım.Bu zat halen
milletvekili (A.T.)

Hürü'nün hikayesinin devamını merakla bekliyoruz.

Dostlukla...

aysema dedi ki...

Sevgili Sufi,
Bari çocuklarını iyi yetiştirsinler, özellikle de erkek çocuklarını...

Yaşadıklarının acısını gelininden çıkarır mı ki? Büyük olasılıkla oğlunu aynı babası gibi yetiştirecektir değil mi?

Güzel bir öykü olmuş, yaşananlar acı olsa da...

Sevgiler...

Çınar dedi ki...

Zeugma'm; Öykünün içine zamanla bu detayları serpiştirecektim ama yazayım:) Bundan 70 yıl önceki bir öykü bu. 13 yaşında evlenmiş Hürü ve önceden beri kumayla yaşamış değil, kuma yeni gelmiş üstüne. Kasabaya gidişi kumayı kabullenmeyişinden. O yıllarda o küçük kasabada kadına bir iş yok. Komşunun çamaşırlarını yıkamak için gittiğinde tacize uğruyor ve ailesi tarafından geri yollanıyor kocasının evine.

Du bakem neler olcek:)))

Sevgiler canım

Çınar dedi ki...

Aslan Bey; nikahlı karısı varken, köylerde kuma, şehirlerde, dini nikah kılıfına uydururak, ya da buna bile gerek görmeden, metres ( ki, her zaman da adı seviyeli birlikteliktir) hayatı yaşayan erkekler hala çok sayıda mevcut. Doğu ve Güneydoğu'da sıkça yaşanmakla birlikte, diğer yörelerde de çok eşlilik azınsanmayacak durumda. Erkeğin kültür seviyesi sosyoekonomik durumu çok ta farketmiyor, yeter ki parası olsun (abartmadım umarım):)) Ankara'ya sadece bir saat mesafedeki bir köyde yaşanmış bir öyküyü anlatıyorum hikayemde. Babamın öğretmenlik yaptığı bu köyde, sadece Hürü (ben, yaşlı bir teyzeyken tanıdım Hürü'yü) de değilmiş kumasıyla yaşamak zorunda bırakılan kadın ne yazık ki.

Eşim de, m. vekili lojmanlarında, anlattığınız gibi bir m. vekili ailesi gördüğünü anlatmıştı yıllar önce.

Sevgiler

Çınar dedi ki...

aysema'cımm; ben Çınarrr :)))

Endişelerinde çok haklısın canım benim. Hep öyle duyarız değil mi? zamanında çok çekmiş kadın, sonunda gelininden çıkarır yaşanmışlıklarının acısını diye.

Umarı öyle olmaz bu öyküde:)

Sevgiler

Zeugma dedi ki...

Benim gibi sabırsız arkadaşın varken işler bozuluyor dimi Çınarcım??
Her seferinde eşeleyip duruyorum ve sen o güzelim hikayeni bana kıyamayıp açıklıyorsun bir yerlerinden.
Boşver..Ben meraklanayım.Yufka yüreğine söz geçir ve açıklama bir daha.Yeri geldiğinde açıklarsın. Ok?
:)
Sevgilerimle....

sufi dedi ki...

Aysema'm; senle beni karıştırmış olsun. Sen de de sufilik var ya inkar etmemek lazım. Hürü'mize gelince kumasına kucak açıp doğacak bebeğin bakımını bile üstlenecek ilerdeki bölümlerde zannımca.Bekliyorum sevgilerimle tontini.

LODOSCU dedi ki...

Öncelikle öyküyü kaleme alışındaki ustalıktan söz etmek isterim.
Duru ve çok net bir anlatım ki,
Hürü'nün yaşadığı yerin tüm soğukluğunu hissettim. Kocasını da dövmek istedim:) Devamını merakla bekliyorum. (Gördüm başka hikayelerin de var, okuyup, onlara da yorum bırakınca şaşırma olur mu)


Kadınların ve çocukların yaşadıklarına...daha doğrusu yaşayamamalarına durmadan isyan ediyorum. Ama neye yarar?

Çocukların ama ille de kız çocuklarının eğitilmesi şart. Kadınların güçlü olmaları gerek. Çoook uzun bir süreç istiyor, medenileşmek.

..
Önceki yazına yazamadım, hata veriyor. Çok üzüldüm ve endişelendim. Geçmiş olsun demek istedim.
Hırsız dolapları önce hallaç pamuğu gibi atıp sonra ararmış aradığını. İnsanda travma etkisi yapar o manzara. Ama yine de Allah beterinden saklasın değil mi?
Geçmişler olsun böylece.

Sevgilerimle arkadaşım.

Çınar dedi ki...

Zeugma'm; iyi ki varsın canım benim.

Ok, bir daha zamansız açıklama yok:))

Sevgiler

Çınar dedi ki...

sufi'm; bende de sufilik bulmuşsa Sufi'm ne mutlu bana, inkar ne kelime:)

Hımm, olabilir :)))

Sevgiler canım

Çınar dedi ki...

LODOSCU'cum; güzel sözlerin beni çok mutlu etti.

Diğer öykülerimi de okumak istemene sevinirim tabii:)

Ülkemizde kadınların, ezilmiş tacize uğramış şiddet görmüş kadınların arasında, eğitimli ve ekonomik özgürlüğünü elde etmiş olan kadın sayısı bile hiç te azımsanmayacak sayıda.

Kadının kaderi haline getirilmiş ezilmişliğe, ancak ve ancak eğitimle, en çok ta kız çocuklarının eğitimiyle son verilebilir. Bugüne kadar ki ülke politikalarına bakınca bunun mümkün olmadığını ve hatta ne yazık ki şimdilerde kadının daha da geri saflara çekilmek istendiğini görüyorum.

Bu durumda da, söylediğin gibi, medenileşmek çook çok uzun yıllar istiyor.

İnsanın evine hırsız girmesi ve her yanı dağıtması, gerçekten de travma etkisi yapıyor insanda. Sağlık olsun diyoruz ancak. teşekkürler

Sevgiler

aysema dedi ki...

Sevgili Çınar,
Sevgili Sufi,

Yanıt hakkımı kullanıyorum:

Nasıl bir karışıklık yaptım? Anlayamadım ben...

Biri bana anlatsın.

İkinizi de okumayı seviyorum, her birinden ayrı, ama güzel tatlar alıyorum.

Bu böyle biline!

Sevgilerimle...

Çınar dedi ki...

aysema'm canım; Sevgili Sufi'yle karıştırılmaktan, bir de üstelik senin tarafından karıştırılmaktan, gurur duyarım:)

Öpüyorum her ikinizi de