30 Temmuz 2009 Perşembe

KOLSUZ BEBEK - Mutlu Son -



             Kız ürkek adımlarla yaklaştı Levent’in yanına  “ Ne yazıyorsun?”   “Gazeteme haber yazıyorum”   “Sen gasteci misin?”   “Evet!”   “Ne Haberi?”   “Burada gördüklerimi”   “Ne olacak ki yazarsan?”   “Herkes okuyacak sizi tanıyacak. Nasıl yaşıyorsunuz, ne yapıyorsunuz falan…”   “Annem de okur mu ki?”
            Bir kadın seslendi kıza çadırınından çıkarak  ” Ne yapıyosun orada gel şu bulaşıkları yıka.”
            Elinde kirli kap kacaklar vardı kadının. Güneşten alabildiğince yanık tenli… ”Belki de kendi rengi koyu bu kadar”  diye düşündü Levent.
  “O kadın kim? “  “ Annem. Ama gerçek annem değil o benim.”
            “ Emine ! Sana diyorum. Gözü kör olasıca, gel dedim sana kız.  Ne işin var orada?”
            Kız koşarak uzaklaştı. Ama gitmeden önce fısıltıyla, ” Benim adım Mine” dedi.
           Levent, ne demek istediğini anlamadı kızın…
            Kadın ilerde Emine’nin kolundan tutmuş, bir şeyler söylüyordu kızarak. Kendisiyle konuşmasına kızdığını düşündü Levent.
             Çok üstünde durmadı. Notlarını yazmaya devam etti. Yarın gidiyordu epeyce haber biriktirmişti gazetesi için.
             Kızı bir daha görmedi akşama kadar.
             Gece şenlik vardı kampta. Gazeteci yarın gidiyordu ya. Eğlence düzenlenmişti onun için
             Darbukalar eşliğinde şarkılar söyleyip, dans ediyorlardı kızlı, erkekli gençler.
             “Emine’yi çağır dedi yaşlı çingene. Gündüz kızın annesi olduğunu öğrendiği kadına dönüp.” O hasta” dedi kadın.
             Yaşlı çingene bağırdı “Hasta falan anlamam çağır. Misafirimize dans edecek.”
             Levent’e döndü.”Çok güzel oynar Emine”
             Kadın homurdanarak çadıra gitti.
             ***

             Emine, diğer çingene kızlarla, darbuka ve şarkılar eşliğinde dans ediyordu. Kıvrak, zarif hareketlerle.
             “Değişik bir tarafı var. Bir çingeneden beklenmedik bir zarafet ve incelikte...” diye düşündü…
           
              Gece geç saatlere kadar süren eğlenceden sonra herkes çadırlarına ve karavanlarına çekilmişti.
              Genç kıza takılmıştı kafası Levent’in ” İsmim Mine dedi. Benim gerçek Annem değil bu, demişti kadın için bir de…
              Önce üstünde durmamıştı ama  “Kadın kızın çadırdan çıkmasına izin vermedi. Neden ? “ Diye düşünüyordu.
                Karavana gitti yatmak için. Tam uyumak üzereydi ki, bir ses duydu. Biri hafifçe kapıyı tıklatıyordu.
              Kapıyı araladığında Emine’nin ürkek gölgesini gördü
             “Bunu Anneme ver, gasteci Abi.”
             “Sen gastecisin herşeyi bilirsin de mi?  Samet öyle dedi. Annemi biliyosun demi?”
             “ Senin Annen…”
             Kız hızla uzaklaştı Levent sözünü bitirmeden ,
             Eline bir çıkın sıkıştırmıştı. Karavana girdi. Açtı, düğüm yerleri renk değiştirmiş çıkını. “Yıllardır hiç açılmamış gibi...” dedi kendi kendine. Bir bebek çıktı içinden. Kir pas içinde, kolsuz bir bebek. Bir anlam veremedi önce…
            ”Aman Allah’ım bu… Olabilir mi?"  Diye düşündü sonra.
             Yıllar önce araştırdığı çocuk kaçırma olayını detaylarını hatırlamaya çalıştı…
             Düşünürken uyuyakaldı…
           
             Aklı yine bu olayla meşguldü  uyandığında. O yıllarda gazetelerde çıkan resimleri gözünün önüne getirmeye çalıştı…“İsmi neydi... neydi…?”
             Yaşlı çingene seslendi dışarıdan.”Agam uyandın mı? Yemek yiyoruz adi gel”
              Dışarı çıktı.Kendisi ve grubun saygın kişileri aynı sofraya oturdu her zamanki gibi. Kızı aradı gözleri. Ortalarda görünmüyordu yine. ” Gece bana geldiğini mi anladı annesi acaba?”  diye düşündü.
              Yemekten sonra vedalaştı herkesle. Bir ara çadırın önünde Emine’yi gördü. Başını yana eğmiş bakıyordu kız. Yalvarır gibi…

               Yola kadar uğurladılar Levent’i.

             ***

              Gazeteye gittiğinde ilk işi, o çocuk kaçırma olayının olduğu tarihteki gazeteleri araştırmak  oldu.
               Resimde,  5- 6 yaşlarında bir kız çocuğu anne ve babasının arasında mutlulukla gülümsüyor. Elinde kolunun biri olmayan bir bebek… Çocuğun adı Mine idi… Evinin bahçesinde oynarken kaybolduğu yazıyordu.

              Müdür seslendi “ Levent !  Hoş geldin çingene. Bakalım ne haberler getirdin. Hadi odamda bekliyorum.”
              “ Ben…Sanırım, yıllar evvel kaçırılan şu küçük kızı buldum.”  “Hangi kızı?” dedi müdür.
               Levent, uzun uzun yıllar evvelki olayı ve son yaşadıklarını anlattı.
              ***

              Polise haber verildi. Müdürü,” Hadi bu haber senin. Finali sen yap.” Levent , ” Ben gitmem. Başkasını görevlendirin müdürüm. O insanların ekmeklerini yedim, dostluklarını kazandım. Böyle bir olayla karşılarına çıkmak istemiyorum. Hem… Kadından başkasının durumu bildiğini sanmıyorum”
             ***

             Çingene kadın, bir taraftan ağlıyor bir taraftan yalvarıyordu polislere ” Kızım o benim bırakın, ben bir şey yapmadım”
              Kadın, 6 yaşındaki kızını, bir hastalıktan kaybetmişti. Parası ve sağlık güvencesi olmadığı için hastane kapısından geri çevrilmiş, başka bir hastaneye gittiklerinde de geç kalınmıştı.
              Mine’yi kaçırdıktan birkaç yıl sonra, sadaka istemek için gittiği  bir evden çıkarken, karşı kaldırımdaki,  şaşkın panik içindeki adamla göz göze gelmişti kadın. O'nun Mine’yi tanıdığını ya da bir yakını olduğunu anlamış. Hemen o şehri terketmişti.
               Kocasını bir yıl evvel kaybettiği için yalnızdı da zaten, içinde akrabalarının da olduğu bu küçük çingene topluluğuna katılmıştı. Herkes kadının gerçek kızı sanıyordu Mine’yi.
              Sevmişti kızının yerine koyduğu bu çocuğu kendince.
             ***

              Mine evine, yuvasına kavuşalı üç hafta olmuş,  Anne baba, kızlarını hasretle bağırlarına basmışlardı. Sevinçleri mutlulukları sonsuzdu  ama yaşanan şok hala atlatılamamıştı.
                Tamamen yabancı bir genç kızdı yavruları. Ne yapmaları nasıl davranmaları gerektiğini  bilmiyorlardı.
                Mine, çıplak ayak bahçede dolaşıyor. Alınan birbirinden güzel kıyafetleri giyemiyordu.  Elleri ayakları nasırlıydı. Yüzü kavruk kavruk. Yerde oturmayı seviyor. Çatal bıçak kullanmaya yanaşmıyordu. Konuşması çok farklıydı.
               "Bırakın istediği gibi davransın, ne istiyorsa onu yapsın.  Her şeyi  öğrenecek. Üstelik, önce bildiklerini unutup sonra yenilerini öğrenecek. Çok sabırlı olmanız gerek” dedi  psikologları.

               “Önümüzde katetmemiz gereken upuzun bir yolumuz var.”
              “ İçimizde de yıllardır özlemle hasretle büyüttüğümüz sevgimiz. “
              “Başaracağız birlikteyiz ya...” diye konuşuyordu karı koca aralarında.

              “Anneciğimmm” Diye seslendi Mine, salondan yanlarına doğru gelirken

               Ağlıyordu Karı koca. Büyük bir adım atmışlardı…


nurten y tartaç


                                                    SON




32 yorum:

sünter dedi ki...

Cok güzel bir hikayeydi.Bana daha devam eder gibi geliyor.
Sevgiler

ramazan dedi ki...

Ne kadar güzel.Sünter doğru söylemiş.Büyük düşüncenin küçük bir bölümünü okumuşuz gibi geldi bana da.Bu yazılar ve benzerlerinin geleceğini umuyor başarılar diliyorum.

Leylak Dalı dedi ki...

Çok güzel olmuş Çınarcım, ellerine sağlık. Başka öyküler de bekliyoruz...

Zeugma dedi ki...

Çok güzel bir son olmuş.
Mine zamanla öz ailesi ve psikologları sayesinde normale de dönecek. İçimiz bu yüzden rahat ayrıca :)
Öykü yazmaya çok yeteneklisin Çınarcığım.Bence de devam et lütfen.
Ellerine sağlık diyorum.
Sevgilerle..

Çınar dedi ki...

Sünter; Teşekkürler canım.

Daha da sündürmeyeyim. Yetsin bu kadar:))

Sevgiler

Çınar dedi ki...

Sünter; Teşekkürler canım.

Daha da sündürmeyeyim. Yetsin bu kadar:))

Sevgiler

Çınar dedi ki...

Sünter; Teşekkürler canım.

Daha da sündürmeyeyim. Yetsin bu kadar:))

Sevgiler

Çınar dedi ki...

Ayy bilgisayar kafayı yedi yaa. üç kez gitmiş mesaj Sünter'e. Bu kaç kez olacak bi bakayın:)))

Çınar dedi ki...

Ramazan Bey; Sağolun. Ne güzel sözler bunlar beni şımartıyorsunuz:)

Sevgiler

Çınar dedi ki...

Leylak Dalı'm; Sağol Canım. Beğendiğine çok sevindim

Çınar dedi ki...

Zeugma'cım; Mine normale dönecek tabi. Psikoloğu başaramazsa tutarız bir ucundan sevabına:)

Sevgiler canım

Asuman Yelen dedi ki...

Dayanamadın bitirdin değil mi.. Bir yerden sonra öyle oluyor. Hep beyninin bir köşesinde aynı hikayeyi düşünmek insanı biraz yoruyor. Biraz da tez canlıysan bitsin gitsin istiyorsun.
Bana göre de çok güzel bir final. Ellerine sağlık. Yenilerini bekliyoruz.
Sevgiler...

Çınar dedi ki...

Asu'cum; of ne tez canlıyımdır hem de:). Daha çok uzatmayayım dedim.

Sevgiler canım

ELİF dedi ki...

Çok güzel, ohhh dedirtiyor insana..
sabrın sonu selametmiş ben de tam o noktadayım....

VATAN VE MİLLET dedi ki...

SİZE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.BÖYLE GÜZEL HİKAYELERİ BİZİMLE PAYLAŞTIĞINIZ İÇİN.KALIN SAĞLICAKLA

VATAN VE MİLLET dedi ki...

SİZE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.BÖYLE GÜZEL HİKAYELERİ BİZİMLE PAYLAŞTIĞINIZ İÇİN.KALIN SAĞLICAKLA

Çınar dedi ki...

Elif; Canım sağol. Çok sabır gerektiren bir durum mu yaşıyorsun? Yeni bakıcı bulamadın mı hala? Gerçi bloğuna girmedim bugün. dur bi bakayım. Belki bulmuşsundur:)

Sevgiler canım

Çınar dedi ki...

VATAN VE MİLLET; Ben teşekkür ederim sabır gösterip okuduğunuz için.

Sevgiler

sünter dedi ki...

Cinar bilseydim bu kadar tesekkür edecigini ben daha ne yorumlar yazardim;)
Sana güldüm ya kesin benim de basima gelir:)))

Çınar dedi ki...

Sünter'cim, Sana benden, binlerce teşekkür canım:)))

Sevgiler

UFUK ÇİZGİSİ dedi ki...

Çok güzel..kutluyorum.

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Çınar'cım,
Yaşadığımız zamanda böyle dinlendirici öykülere ne kadar ihtiyaç hissettiğimizi anladım.
Ellerine yüreğine sağlık
Sevgilerimle...

Çınar dedi ki...

UFUK ÇİZGİSİ; Hoşgeldiniz. Çok teşekkür ederim

Sevgiler

Çınar dedi ki...

Nur; Sağol canım benim. Çocuk dizilerinin, çizgi filmlerin bile şiddet içerdiği günümüzde,gerçekten ihtiyacımız var, içimizde sevgi ve güzel duygular yeşerten herşeye.

Sevgiler

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Çınar'cım,
Babam konulu postumu gözlerine rağmen okuduğun ve yorum bıraktığın için çok teşekkür ederim. Eski blog tasarımımda harfler daha büyük idi, sayfayı değiştirince baktım hepsi mini minnacık olmuş ve gerçekten ben bile okumakta zorluk çekiyorum. Evet sanırım paylaşacak çok şeyimiz var.
Keşke İstanbul'da olsaydın ne iyi olurdu.
Birgün biryerlerde karşılaşmak da olur belki, belli olmaz.
Seni tanıdığıma bende sevindim canım...

Leylak Dalı dedi ki...

Çınarcım,
Son postuma yazdığın yorumları o bölümü çıkardığım için silmek zorunda kaldım, okuyan anlam veremez diye, umarım kusura bakmazsın. Uyarın için tekrar teşekkür ediyor şaşkınlığımdan dolayı hala gülüyorum. Sevgiler...

Çınar dedi ki...

Nur; Kimbilir, belki benim yolum istanbul'a düşer, ya da sen Ankara'ya gelirsin belki birgün. O zaman mutlaka görüşmek isterim.
İyi geceler canım

Çınar dedi ki...

Leylak Dalım; ben de onu söyleyecektim ama ukalalık olmasın dedim:) İyi yapmışsın...

İyi geceler canım

Belgin dedi ki...

Bak sonunda gelebildim gölgende dinlenmeye:))
Bu ne kadar güzel bir hikaye, ama keske bu kadar cabuk bitirmeseydin, okucukca uzasin istedim:)) Ellerine, yüregine saglik canim benim:))
Sevgilerimle

Çınar dedi ki...

Belgin; Hoşgeldin mutlu ettin canım benim.
Uzattıkça uzayacaktı aslında ama fazla sıkmayayım arkadaşlarımı dedim:)
Ne zaman istersen hazırım gölgemde dinlendirmeye ve seninle dinlenmeye

Sevgiler canım

HADİYE dedi ki...

Merhaba Canım,

Nihayet hikayenin sonunu öğrendik. Final çok güzeldi.Ben bütün sonların mutlu bitmesinden yanayım. Tadı damağımda kaldı hikayenin. Ellerine sağlık. Devamınıda bekliyorum.

Yazarlık okulu arıyordunya bir zamanlar,bak hiç gerek varmı sen bu işi biliyorsun zaten.İyiki açmışız sana bu blogu.

Sevgilerimle*

Çınar dedi ki...

Hadiye; Daha çok uzatacaktım ama sıkmak istemedim arkadaşlarımı.

Canım benim, evet iyi ki açmışız. henüz bilmiyorum bu işi ama sayende çok şey öğneneceğim bir çevre edindim. Tesekkürler

Sevgiler